?>

Evlilikte hayranlığın sessiz tarihi

Arzu Leyal

5 saat önce

Arzu Leyal yazdı;

Evlilikte hayranlığın sessiz tarihi

Bir kadının bir erkeğe neden hayran olduğunu hiç düşündünüz mü?
Ben düşündüm. Daha doğrusu, hayranlığın ne zaman bittiğini düşünürken başına kadar gitmek zorunda kaldım.
Çünkü insan, kaybettiği şeyin önce nereden geldiğini merak ediyor.
“Bir kadın bir erkeğin parasına hayran olabilir” denir mesela. “Yakışıklılığına, zekâsına, mevkiine!..” Bunlar kolay cevaplar. Oysa kadınların kendi içlerinde tuttukları, kimseye göstermedikleri başka cetvelleri olduğunu düşünüyorum. Birinin soğukkanlılığıdır onun için mesele. Ötekinin bir sofrada annesine davranışı. Bir başkasının kimsenin çözemediği bir işi sessizce halledişi. Belki verdiği sözü tutması. Belki korktuğunda bile korkmamış gibi ailesinin önünde durabilmesi.
İnsan sevdiği adamdan kendi değerlerine göre bir kumaş kesiyor galiba. Sonra onu, yine kendi zihninde bir yere giydiriyor.
Peki evlilik o kumaşa ne yapıyor?

Bilmiyorum.

Belki biraz eskitiyor. Belki yalnızca astarını gösteriyor.
Çünkü birlikte yaşamak tuhaf bir bilgi edinme biçimi. Bir insanın dışarıdan görünen meziyetlerini değil, onların nerede başlayıp nerede bittiğini de öğreniyorsunuz. Ne kadar cesur olduğunu bildiğiniz gibi neden korktuğunu da biliyorsunuz. Zekâsını bildiğiniz kadar yetişemediği yerleri, gücünü bildiğiniz kadar hangi kapının önünde küçüldüğünü de.
Bu kötü bir şey mi?

Belki değil.

Ama insan birini bütünüyle tanıdığında ona eskisi gibi hayran olabilir mi, bundan pek emin değilim.
Hele kadınların hayatı değiştikçe bu soru daha da karışıyor. Bir zamanlar erkeğin bildiği dünya ile kadının bildiği dünya arasında epeyce mesafe vardı. Erkek para kazanıyor, dışarıdaki işleri hallediyor, karar veriyor, ailesini koruyor ve bütün bunların doğal bir itibarı oluyordu. Üstelik kolay işler de değildi bunlar. Hâlâ değiller.
Sonra kadın dışarı çıktı.
Para kazandı. İnsanlarla uğraştı. Resmî dairelerde sıra bekledi. Araba kullandı. Birilerini yönetti. Kaybetti, kazandı, düştü, kalktı. Kendi güvenliğini sağladı. Bir gün baktı ki eskiden yalnızca uzaktan seyrettiği birtakım şeylerin nasıl yapıldığını artık kendisi de biliyor.
Acaba erkeğin itibarı o sırada mı değişti?
Yoksa itibar değişmedi de hayranlığın adresi mi değişti?
Çünkü bir ailenin sorumluluğunu yıllarca taşımak hâlâ büyük bir iştir. Her sabah kalkıp o yükü yeniden omzuna almak, çocuklarının geleceğini düşünmek, evdekilere “Ben buradayım” duygusu vermek küçümsenecek şey değildir. Bir adam bunu otuz yıl yaptıysa, bir kavganın ortasında ona “Zaten ne yaptın ki?” demek kolaydır.

Ama doğru mudur?

İnsan öfkelendiğinde geçmişi de kendi lehine yeniden yazıyor olabilir mi?
Kadın bunu yapıyorsa erkeğin hakkını yemiyor mudur?
Peki erkek “Ben bu aileye baktım” dediğinde kadının görünmeyen yıllarını nereye koyacağız? Bir evin duygusunu taşımak, çocukların korkularını bilmek, hastalıkları takip etmek, ailelerin arasındaki görünmez ipleri tutmak, herkes dağıldığında sofrayı yeniden kurmak… Bunların bordrosu olmadığı için emeği de mi yoktur?
Belki evliliklerin en tuhaf tarafı budur.
İki insanın elinde iki ayrı hesap defteri vardır ve insanın gözü nedense önce kendi alacaklarına gider.
Yine de hayranlık başka bir şey.
Sevgi kalabilir çünkü.
Merhamet belki sevgiden bile uzun yaşayabilir. Bir insanın üstünü örtersiniz, ilacını verirsiniz, sevdiği yemeği yaparsınız. Yıllarınızı birlikte geçirdiğiniz için sesinden neye üzüldüğünü anlarsınız. Başına kötü bir şey gelsin istemezsiniz. Hatta hâlâ dönüp “İyi insandır” dersiniz.
Ama “İyi insandır” demekle, içinizden bir yerde hâlâ ona hayran olmak aynı şey midir?

Bilmiyorum.

Belki de değildir.

Bir kadının erkeğe hayranlığını kaybetmesi mutlaka erkeğin küçüldüğü anlamına gelmez. Kadının büyüdüğü anlamına da gelmeyebilir. Bazen yalnızca ikisinin arasındaki eski ölçünün artık işe yaramadığı anlamına gelir.
Fakat burada kadına da bir soru düşüyor galiba.
Bir zamanlar “Bizi kimseye muhtaç etmedi” dediği adam için yıllar sonra “Zaten çalışacaktı” demeye başladığında gerçekten adam mı değişmiştir?
Yoksa cümlenin terazisi mi?
Erkeğe de başka bir soru:
Bir zamanlar yalnızca eve ekmek getirmek bir kadının gözünde büyük bir yer açmaya yetiyorduysa, bugün yetmiyor oluşu nankörlük müdür? Yoksa kadın artık ekmeğin nasıl kazanıldığını bildiği için, karşısındaki erkekte hayran olacağı başka bir şey mi arıyordur?

Belki karakter.

Belki zarafet.

Belki akıl.

Belki adalet.

Belki de kimsenin görmediği yerde nasıl biri olduğu.

Kim bilir.

Evliliğin başında birbirimize biraz büyük bakıyor olabiliriz. Sonra yıllar geçiyor ve gözümüz alışıyor; kusurlar beliriyor, kahramanlıkların mekanizmasını öğreniyoruz, mucizelerin bazılarının aslında gündelik işler olduğunu görüyoruz.
İyi de bütün perdeleri kaldırmak marifet mi?
Bir insanı bütün çıplaklığıyla gördükten sonra onda hâlâ başımızı hafifçe kaldıracak bir şey bırakabilmek mümkün mü?
Belki mesele hayranlığı hiç kaybetmemek değildir.
Belki ilk hayranlığın ölmesine izin verip yerine daha hakiki bir tanesini koyabilmektir.
Gençken onun ne olduğuna hayran olmuşuzdur; yıllar sonra neyi seçtiğine.
Gücüne değil mesela, gücü varken ne yaptığına.
Parasına değil, para elindeyken kim olduğuna.
Kadının güzelliğine değil, güzelliği değişirken dünyayla nasıl konuştuğuna.
Erkeğin kuvvetine değil, kuvvetinin yetmediği yerde nasıl davrandığına.
Belki evlilik biraz da birbirinin kahramanlığından çıkıp insanlığına varma işidir.
Ama insanlığına vardıktan sonra orada hayran olunacak hiçbir şey bulamıyorsak?
İşte o sorunun cevabını bilmiyorum.

Yalnız şunu merak ediyorum:

Bir evlilik, gerçekten ayrılık konuşulduğu gün mü çözülmeye başlar?
Yoksa çok daha önce, iki insandan biri diğerine bakarken başını artık hiç kaldırmadığında mı?

Ya hayranlığını kaybettiğimiz şey karşımızdaki insan değil de onun yanında olduğumuz eski hâlimizse?

.

Arzu Leyal, dikGAZETE.com

YAZARIN DİĞER YAZILARI