Arzu Leyal yazdı;
Mana yönetimi: Elindeki kırık küpü taşımanın sanatı
Bazı hayatlarda para hiç bitmez ama mana erken tükenir.Banka hesabında görünmeyen bir eksilmedir bu. Gece mutfakta unutulmuş çayın soğuması gibi. Bir süre sonra kendi hayatını içmek istemez hale gelirsin.
Mana yönetimi burada başlıyor: Ruhun içindeki ışığı korumakta. Hangi oda hâlâ aydınlık, hangisi uzun zamandır kapalı? Bazen kendi içimizde bile misafir gibi dolaşıyoruz.
Ömrümüz elimizdeki kırık küpü taşımaya benziyor. Ne kadar dikkat etsen de bir yerinden sızıyor hayat. Sevgi eksiliyor, heves eksiliyor, inanç eksiliyor. En çok da toparlayamadıklarımız yoruyor. Bize tamamlamayı, çoğalmayı, kazanmayı öğrettiler. Oysa bazı hayatlar eksile eksile olgunlaşıyor.
Yeni çağ çok organize ama çok yorgun. Her şey planlı, her şey sıralı; alarm sesleriyle yaşayan küçük makineler gibiyiz. Uyku düzenleniyor, beslenme ölçülüyor, nefes bile uygulamayla alınıyor. Ama içimizdeki boşluğu nereye koyacağımızı bilmiyoruz.
Mana acele etmeyi sevmez. Ağır kokan, sessiz, köşelerinde zaman birikmiş eski bir ev gibidir. Orası yavaşlamayı ister. Şimdiki hayat ise her duyguyu hızlandırılmış çekimde yaşatıyor. Her şey geçiyor, hiçbir şey kalmıyor.
İnsanlar artık birbirini duymuyor, sadece görünmeye çalışıyor. Cümleler samimiyetini kaybetti. Herkes biraz vitrin, biraz reklam panosu. İçimiz boşaldıkça sesimiz yükseliyor.
İçi boşalan şey yankı yapar.
Bazı ilişkiler de öyle. Dokununca sıcaklık değil, yankı geliyor. Kalabalık arttıkça temas azalıyor. Yorulmamızın sebebi bu: Görülüp anlaşılmamanın ağırlığı.
Mana büyük şeylerde yaşamıyor. Bir arkadaş sesinde, atamadığın eski bir tişörtte, gece herkes uyuduktan sonra durup sebepsizce düşünmekte saklı. Bir pencere önünde uzun oturabilmekte.
Mana, bağ kurabildiği yerde büyüyor. Kendine temas edemediğin yerde hiçbir şeye gerçekten ulaşamıyorsun.
Çağın en büyük yoksulluğu burada: Kelimeler çoğalıyor, görüntüler akıyor; insanın içine yerleşenler azalıyor. Mana olmadan kurulan her şey parlak bir ambalaj kalıyor. Açınca içinden yalnızca hava çıkıyor. En büyük lüks artık sessizlik. Tüketmeden yanında durabilmek. Hızla değil, hissederek yaşayabilmek.
Mana yönetimi, neyi eksilteceğini bilmektir. Her şeye yetişmemek. Herkesi taşımamak. Bazı kırgınlıkları geride bırakmak. Ruhun içinde gereksiz ağırlıklar biriktirmemek. Kalbin de bir eşiği var; fazla yüklenince kapanıyor.
Ve sonunda tek bir soru kalıyor:Gerçekten yaşadım mı, yoksa yalnızca yetişmeye mi çalıştım?Mesele küpün kırık olmaması değil; eksile eksile de onu taşımayı öğrenmek. Mana, kendi ruhuna yeniden oturabildiğin yerde başlıyor.