Ramazan: İçeriden açılan kapı
Ramazan, kapıyı dışarıdan çalan bir misafir değildir; o daha çok insanın kalbinde unutulmuş bir odanın yeniden ışık almasıdır. Takvim yalnızca günü söyler ama Ramazan’ın başladığını insan, takvimden değil, içinden geçen o ince çağrıdan anlar. Sanki kalpte yıllardır kapalı duran bir kapı, usulca aralanır ve insan, kendi içine doğru bir adım atar.
İlk günlerde beden konuşur elbette. Açlık ve susuzluk kendini hatırlatır; insanın acelelerini törpüler, hızını biraz yavaşlatır. Fakat bu yalnızca eşiğidir. Bir süre sonra beden geri çekilir ve kalp konuşmaya başlar. O zaman insan fark eder ki asıl mesele aç kalmak değil, kalbin üstüne yığılmış fazlalıkları fark etmektir.
Hayat insanı doldurmaya alıştırır. Eşyalar birikir, sözler birikir, kırgınlıklar birikir. İnsan bazen kendine ait olmayan ağırlıkları bile yıllarca taşır. Ramazan geldiğinde bu görünmez yükler birer birer görünür olur. İnsan kendine sorar: Ben gerçekten neyi taşıyorum?
Bu soru bazen küçük bir kapıdır. İnsan bir akşam vakti sofraya oturmadan önce, bir bardak suyu eline alırken ya da sessiz bir dua ederken o eşiği hisseder. Ramazan, insanı yeni bir yere götürmez belki; ama insanı kendi özüne doğru geri çağırır.
Ne var ki her yıl bu çağrının sesini bastırmak isteyen başka gürültüler de çıkar. Ramazan’ın sükûnetini bölmeye çalışan, bu ayın kalbini huzursuzlukla gölgelemek isteyen eller eksik olmaz. Müslüman coğrafyaları, çoğu zaman Ramazan günlerinde bile acıyla sınanır; sanki insanın iç huzurunu bozmak isteyenler özellikle bu ayı seçer.
Fakat tuhaf bir hakikat vardır: Ramazan, dışarıdaki gürültüye rağmen içeride açılır. İnsan kalbinde o kapıyı bulduysa, dünyanın bütün uğultusu o kapıyı kapatamaz. Çünkü Ramazan’ın gerçek mekânı takvim değil, insanın kalbidir.
İnsan bu ayda yavaş yavaş başka bir şey de öğrenir: Acziyet. Her şeyi düzeltemeyeceğini, dünyayı tek başına değiştiremeyeceğini, bazı acıların yalnızca dua ile taşınabileceğini anlar. Ve gariptir ki insan tam da bu kabulde hafifler.
Belki de bu yüzden Ramazan, merhametin mevsimidir. Bir iyilik yapılır, bir lokma paylaşılır, bir hayır başka bir coğrafyada bir sofraya ulaşır. İnsan iyiliğin yolunu bilmez ama bilir ki merhamet, yeryüzünde kaybolmaz.
Günler ilerledikçe zamanın ritmi değişir. İnsan bir hurmanın sadeliğinde, bir suyun berraklığında, bir akşam ezanının sesinde başka bir şey duymaya başlar. Sanki hayatın kalabalığı biraz geri çekilmiş, insanın içindeki sessizlik biraz büyümüştür.
Sonunda insan şunu anlar: Ramazan aslında gökten gelen bir zaman değildir; insanın içinde açılan bir kapıdır. Ve o kapıyı bulanlar bilir ki dünyanın gürültüsü çoktur, hatta bazen inatla çoğaltılır. Ama yine de her akşam bir ezan sesi duyulur, sofralar kurulup, dualar edilir. Ve insan bütün bu gürültünün ortasında yine de kalbinin kapısını aralamayı başarır.
Ve kapıyı içeriden açabilenlerin huzurunu hiçbir gürültü bozamaz.