Arzu Leyal yazdı;
Merhamet gösteren evler
Son zamanlarda fark ettim ki ben güzel evlerden çok, merhamet gösteren evleri seviyorum.
Aradaki fark büyük.
Güzel evler vardır. Kusursuz yerleştirilmiş objeler, uyumlu renkler, katalogdan çıkmış gibi duran koltuklar, dokunmaya kıyılamayan masalar… İnsan o evlere girince önce hayran olur. Sonra dikkatli davranmaya başlar. Bardağını nereye koyacağını düşünür. Yastığı bozmak istemez. Üzerine düşen görünmez bir ciddiyet vardır.
Bir de merhamet gösteren evler vardır.
Ayakkabını çıkarınca rahatladığın, koltuğun köşesine kıvrıldığın, çayını eline alıp, kitabını açabildiğin evler. Dağınık saçlarınla dolaşabildiğin, bir yastığa sarılıp pencere kenarında oturabildiğin evler.
Ben çocukluğumun ve eski Türk filmlerinin bazı evlerini özlüyorum.
Sabah yeni uyanmış bir kadın, mutfakta emaye çaydanlığı ocağa koyuyor. Kapının önünde gazete duruyor. Cam şişede süt gelmiş. Açık pencereden mahallenin sesleri duyuluyor. Bir yerden taze fasulye kokusu geliyor. Ahşap pencerenin önünde tül perdeler hafifçe hareket ediyor.
Bir odada kadife koltuklar var. Bir başka odada üzerine oturulan, çay içilen, kitap okunan, yastığa sarılıp dalıp gidilen bir yatak. Ev, sadece yaşamak için değil; oyalanmak, dinlenmek, düşünmek ve biraz da hayal kurmak için var.
Bugünün dilinde bunlar lüks sayılmaz.
Ama insan ruhu için büyük bir zenginlik taşırlar.
Çünkü o evlerde yaşam alanları tasarlanmıyordu. İnsanlar yaşıyor, sonra yaşanmışlık dekor oluyordu.
Şimdi ise çoğu zaman önce dekor tasarlanıyor. Sonra insanlar onun içinde yaşamaya çalışıyor.
Belki de bu yüzden bazı kusursuz mekânlar bana biraz yorgun geliyor.
İçinde insan yokmuş gibi.
Oysa ben hâlâ bir evin kitap kokmasını, bir fincanın hikâyesi olmasını, bir koltuğun içine gömülmeyi mümkün kılmasını seviyorum.
Belki de bu yüzden o evleri unutamıyorum.
Emaye çaydanlıkları,
ahşap pencereleri,
kapının önündeki gazeteleri,
bir odadan diğerine taşan yemek kokularını…
Pencere açıktı.
Mahalleden sesler geliyordu.
Çay demleniyordu.
Kapının önünde gazete duruyordu.
Kimse bunların bir gün özleneceğini bilmiyordu.
Çünkü hakiki olan şeyler, çoğu zaman kendilerini göstermeye çalışmazlar.
Onlar Öykü'nün kendisidir