?>

Bir kadının eşiği

Arzu Leyal

7 saat önce

Bir kadının eşiği

DUVAK,

Tül gibi başlar bazı şeyler.
Bir kumaş olarak değil, bir hâl olarak. İnsan başına değil, zamanın tam ortasına konur. Orada durur ve hiçbir şey söylemeden her şeyi anlatır. Çünkü duvak, örtmez. Duvak, açığa çıkarır.
Bir insanın nasıl durduğunu, neyi geride bıraktığını, neyi içine aldığını en çok o ince katmanda görürsün. Kumaşın kendisinde değil, onun taşıyıcısında. Omuzların ağırlığında, boynun sessizliğinde, başın dünyaya eğiliş biçiminde. Çünkü bazı anlar vardır, insan kendini fark etmeden bütünüyle görünür hâle gelir.
Duvak, o görünürlüğün en sessiz tanığıdır.
Eskiden daha yoğundu. Daha dolu. Kumaşın ağırlığı, taşıyanın içindeki ciddiyetle akrabaydı. Bir şeyin başladığını değil, bir şeyin kabul edildiğini anlatırdı. İnce değildi. Çünkü insan, kendini inceltmeden önce daha bütündü. Zamanın içinde çözülmemiş, kendinden henüz dökülmemişti.

Sonra her şey gibi o da inceldi.

Katmanlar azaldı. Kumaş hafifledi. Görünürlük arttı. Sanki dünya, insanın kendine ait olan o son aralığı da şeffaflaştırmak istedi. Tül, artık sadece yumuşatmıyor; aynı zamanda gösteriyor. İnsan, saklanmadan durmayı öğrenmek zorunda kalıyor.
Bu bir eksilme değil. Bu, zamanın doğası.
Çünkü insan, inceldikçe saklanamaz. İçinde ne varsa, olduğu gibi ışığa karışır. Duvak bu yüzden hâlâ güçlüdür. Bir sembol olduğu için değil, bir eşik olduğu için. İnsanın, kendi içinden geçerken bıraktığı son iz gibi.
Orada hiçbir şey yapamazsın. Ne daha güçlü görünebilirsin ne daha hazır. Sadece olduğun şey kalır.
Ve bazı şeyler, yalnızca başa konulduğunda değil, insanın içinden geçtiğinde duvak olur. O an, insanın üzerinde duran şey bir kumaş değil, kendi hakikatidir.

.

Arzu Leyal, dikGAZETE.com

YAZARIN DİĞER YAZILARI