Arzu Leyal yazdı;
Alacaklı dili
“Senin için yaptım” cümlesi bazen teşekkür beklemez, daha fazlasını bekler. Çünkü o cümlenin altına görünmez bir borç gizlenir. İnsan “Senin için şunu yaptım” dediği an, iyilik olmaktan çıkar, yavaşça alacağa dönüşür. Sevgi, senet gibi elde tutulur, karşılık bekler. Her “yaptım”ın ardından duyulmayan bir “Peki ya sen?” düşer arkasına.
Bu dili hepimiz tanırız. Sofrada lafın arasına sıkışır, tartışmada ses yükseltir, ayrılıkta son koz olarak ortaya sürülür. Çünkü yapılan şeyden çok, karşılığında beklenen konuşur. Beklenti karşılanmadığında ise iyilik, sahibinin elinde kırgınlık silahına döner. Ve silah, en çok tutanı yaralar.
Peki insan neden sürekli yaptıklarını anlatır? Çünkü unutulmaktan korkar. Yaptıklarını zihninde bir deftere yazar, her hayal kırıklığında sayfa çevirir. Sayfalar çoğaldıkça kalp hafiflemez, ağırlaşır. İnsan bazen yaptığı iyiliği değil, yaptığı iyiliğin hesabını taşır. Hesap taşımak ise omuzu çökertir.
Eskiler “Amel, şahit aradığında yetim kalır” demiş. İyilik sürekli dile geldiğinde anlamı eksilir. Sessizlikte büyümesi gereken şey, alkış aramaya başlar. Oysa bazı yollar, sesle değil, sükûtla yürünür. “Ben yaptım” cümlesi büyüdükçe, yapılan iş küçülür. Ses çoğalınca mana incelir.
Fedakârlık da biraz su taşımaya benzer. Su taşıyan kova ses çıkarmaz, görevini yapar ve kenara çekilir. Ama her fırsatta kendini hatırlatan fedakârlık, delik bir kovaya benzer. Sürekli doldurulur, sürekli gösterilir ama su bir yere ulaşmaz. Geriye yalnızca elde kalan birkaç damla kalır. Islaklıkla avunur insan, susuzluğu görmez.
Çünkü gerçek fedakârlık fısıltıyı sever. Bağırılan iyilik, muhatabından çok sahibini besler. Anlatıldıkça yön değiştirir, karşısındakine ulaşmak yerine dönüp anlatanın kalbine yerleşir. Sonra da iki tarafı da yoran bir hesaplaşmaya dönüşür. Hesaplaşma başlayınca sevgi biter.
Belki de işin en acı tarafı budur: “Senin için yaptım” diyen kişi, çoğu zaman karşısındakinden değil, kendi içindeki eksiklikten karşılık bekler. Değer görmek ister, fark edilmek ister, unutulmaktan korkar. Bu yüzden aldığı hiçbir teşekkür tam yetmez. Çünkü açlık dışarıda değil, içeridedir. İçerisi doymayınca dışarısı yetmez.
Ve sonunda şu gerçek kalır: İyilik sahibini aramaz. Adını duyurmaya ihtiyaç duymaz. “Senin için yaptım” dediğin an, iyilik senin olmaktan çıkar. Artık ne senindir ne onun. Sadece havada asılı bir borçtur. Ödenmez.
.
Arzu Leyal, dikGAZETE.com