Ritmi çocuklar taşır, gerginliği yetişkinler
Bir çocuk bir şeyi ritimle söylemeye başladığında, aslında hiçbir şey söylemiyordur.
Sadece tekrar ediyordur.
Sesin kendi üzerine kapanan o yuvarlak formunu alır, ağzında çevirir, arkadaşına uzatır, sonra hep birlikte büyütürler. Çünkü çocukluk, anlamı değil ritmi taşır. Anlam, ağırdır. Ritim ise hafiftir, sıçrar, seker, teneffüse çıkar.
Ama ne gariptir ki, çocukların hafifçe taşıdığı o ritim, yetişkinlerin dünyasına düştüğü anda ağırlaşır. Bir anda yorumlanır, tartılır, ayrıştırılır, taraflara bölünür. Oysa çocukların ağzında sadece bir ses olan şey, yetişkinlerin zihninde bir pozisyona dönüşür. Ve o pozisyon, çocukların hiç bilmediği bir gerginliğin içine yerleşir.
Çocuklar bir ilahiyi, bir şarkıyı, bir sloganı ya da anlamsız bir heceyi aynı sebeple söyler; akılda kaldığı için. Tekrar edilebildiği için. Birlikte söylendiğinde çoğaldığı için. Çocuk için ritim, birlikte olmanın en eski yoludur. Ama yetişkin için ritim bile bir süre sonra saf kalamaz. Ona anlam yükler. Ona niyet yükler. Ona gelecek yükler.
Aslında burada olan şey çok tanıdıktır. Yetişkin, kendi dünyasının gerginliğini çocuğun ağzına yerleştirir. Çocuk sadece söylemiştir ama yetişkin duymuştur. Ve duymak, çoğu zaman duyanın içindekiyle ilgilidir, söylenenle değil.
Bir ülkenin en kırılgan yerleri, bazen en masum tekrarların üzerine kurulur. Çünkü yetişkinlik, masumiyeti olduğu gibi bırakmayı beceremez. Her şeyi bir işarete çevirir. Her şeyi bir saflaşmaya yaklaştırır. Her şeyi, olduğu yerden alıp kendi zihinsel haritasına taşır.
Oysa çocuklar hiçbir harita taşımaz. Onlar sadece anın içindedir. Ritmi alır, bir süre taşır, sonra bırakırlar. Ertesi gün başka bir ritmi taşırlar. Onlar için hiçbir ritim kalıcı değildir. Kalıcılık, yetişkinliğin takıntısıdır.
Belki de asıl mesele şudur:
Çocukların dünyasında ritimler vardır.
Yetişkinlerin dünyasında ise gerginlikler.
Ve bazen bir ülkenin en görünür gerginliği, sadece bir çocuğun masumca tuttuğu ritmin, yanlış kulaklara ağır gelmesinden ibarettir.
Çocuklar büyür ve ritmi bırakır.
Ama bazı yetişkinler, kendi içlerindeki gerginliği hiç bırakmaz.
İnsan, en çok başkasının sesine anlam yüklediği yerde değil, kendi içindeki gürültüyü susturabildiği yerde gerçekten yetişkin olur.