Arzu Leyal yazdı;
Denge
Denge, iki eşit şeyin ortasında durmak değildir. Denge, bazen bir tarafa daha çok ağırlık verip yine de devrilmemeyi bilmektir. Hayat matematik gibi değildir; iki artı iki her zaman dört etmez. Hayat daha çok kimya gibidir. Aynı maddeler bazen şifa olur, bazen zehir. Ölçü değişir, zaman değişir, niyet değişir, sonuç değişir. Bu yüzden denge bir kural değil, bir idrak meselesidir.
İnsan gençken dengeyi şöyle zanneder: Her şeye iyi davranayım, her şeyi idare edeyim, kimse kırılmasın, ben de kırılmayayım. Sonra hayat gelir ve der ki: Denge, herkesi memnun etmek değildir. Sonra insan biraz daha yaşar ve şunu öğrenir: Denge, bazen susmak, bazen konuşmak; bazen gitmek, bazen kalmak; bazen affetmek, bazen mesafe koymaktır. Yani denge tek bir doğru davranış değildir. Denge, doğru zamanda doğru davranışı seçebilme kabiliyetidir.
Bir teraziyi düşün. Terazinin dengede durması için iki kefenin eşit olması gerekmez. Bazen bir kefeye büyük bir ağırlık koyarsın, diğerine küçücük bir şey koyarsın ama kolun uzunluğu değişir ve yine denge olur. Hayatta da böyledir. Bazen çok seversin ama az beklersin, denge olur. Bazen az seversin ama çok saygı duyarsın, denge olur. Bazen çok çalışırsın ama çok şükredersin, denge olur. Bazen çok üzülürsün ama çok anlarsın, yine denge olur. Denge eşitlik değildir. Denge, yerini ve ölçünü bilmektir.
Evlilikte bunu çok net görür insan. İki kişi birbirine benzemek için değil, birbirini tamamlamak için karşılaşır. Biri sınır koymayı bilir, diğeri sabretmeyi. Biri hemen vazgeçer, diğeri tutmayı bilir. Biri çok kontrol eder, diğeri tevekkül eder. Biri dünyayı tutar, diğeri kalbi tutar. Eğer iki taraf da aynı olsaydı, hayat yürümezdi. İki çok sert insan, evi savaş alanına çevirir. İki çok yumuşak insan hayatın altında ezilir. Biri biraz sert, biri biraz yumuşak olunca ev ayakta kalır. Demek ki denge, aynı olmak değil, aynı yöne bakabilmektir.
Hayatta bazen fizik işler, bazen kimya, bazen de hikmet. Bazen çok çalışırsın olmaz, bazen hiç beklemezsin olur. Bazen çok istersin olmaz, bazen hiç istemezsin olur. İşte orada insan şunu anlar: Hayat sadece hesapla, planla, güçle yürüyen bir yer değildir. Hayatta görünmeyen bir ayar vardır. Bazı şeyler eksildiğinde başka bir yerden tamamlanır, bazı şeyler fazla olduğunda bir yerden törpülenir. İnsan bazen kaybederek dengelenir, bazen kazanarak değil vazgeçerek dengelenir. Bazen çok konuştuğu için yalnız kalır, bazen sustuğu için anlaşılır. Bazen çok güçlü olduğu için yorulur, bazen zayıf kaldığı için insan olur.
Denge belki de hayatın içindeki en büyük sırdır. Çünkü denge, hep aynı yerde durmak değildir. Denge, sürekli ayar yapmaktır. Bazen geri çekilerek, bazen ileri giderek, bazen bırakarak, bazen tutarak. Denge ne tamamen dünyaya ait olmak ne tamamen dünyadan kopmaktır. Ne tamamen akılla yaşamak ne tamamen kalple yaşamaktır. Ne tamamen tutmak ne tamamen bırakmaktır. Denge, tutacağın yeri bilmek, bırakacağın yeri bilmektir.
Ve belki de denge en çok şudur: Hayat, insandaki fazlalıkları törpüleyerek, eksikleri tamamlayarak denge kurar. İnsan başına gelen her şeyin sebebini hemen anlayamaz ama zaman geçtikçe şunu görür: Fazla olan yanları yumuşamış, eksik olan yanları güçlenmiş, keskin tarafları törpülenmiş, zayıf tarafları olgunlaşmıştır. Denge bazen ödül gibi, bazen terbiye gibi gelir ama sonunda insanı olması gereken kıvama getirir.
Denge, hayatın hiç sarsmaması değildir. Denge, sarsıldığında dağılıp gitmemek, değişirken özünü kaybetmemek, fazlayken törpülenmeyi, eksikken tamamlanmayı kabul edebilmektir.