Arzu Leyal yazdı;
Her şey yerine oturmadan önce
Bazı insanlar hayatı koşarak çözer sanıyor. Oysa bazı hakikatler ancak yere yayılmış bin parçanın başında uzun süre sessiz oturunca görünüyor. Puzzle yaparken bunu düşündüm. İnsan önce kenarları ayırıyor. Çünkü dağınıklığın içinde kaybolmamak için ilkin sınırlarını bilmek gerekiyor. Hayat da böyle değil mi zaten? Kim olduğumuzu çoğu zaman merkezden değil, nerede bittiğimizi anlayarak öğreniyoruz. Bir çerçeve çiziyoruz kendimize. Kimse görmese bile içimizde ince bir cetvelle.
Sonra parçalar başlıyor birbirine benzemeye. Aynı maviler, aynı gölgeler, aynı boşluk hissi… Bir süre sonra insan umutsuzluğa kapılıyor. “Hepsi aynı” diyor. Ama değiller. Tıpkı insanların acıları gibi. Dışarıdan birbirine benzeyen ayrılıkların içinde bambaşka kırıklar saklı oluyor. Birinin sustuğu yerde ötekinin bağırtısı var. Birinin gidişi öfke, diğerinin kalışı bile terk ediliş.
Bazı parçalar vardır, eline aldığında dersin ki: “Tam yeri burası!” Zorlarsın… Bastırırsın... Olmaz!.. İnsan da bazı şeyleri böyledir işte. Bir ilişkiyi, bir şehri, bir zamanı kendine yakıştırırsın. O kadar ait görünür ki başka ihtimal düşünemezsin. Halbuki bazen mesele yanlış insan değildir. Sadece parçayı ters çevirmişsindir. Bir hakikatin bile yerine oturması için doğru yöne bakmak gerekir.
Aynı renk bir puzzle yaparken fark ettim bunu. Bazen mesele doğru parçayı bulmak değil sadece. Çünkü şekli uyan her parça, resmi güzelleştirmiyor. Hayatta da bazı insanlar, bazı ilişkiler böyledir. Bir boşluğu doldururlar ama manayı tamamlayamazlar. Oysa bir resim, yalnızca eksik yerlerin kapanmasıyla oluşmaz. Bir bütünün içinden ışık geçmesi gerekir biraz da. Şekli bulmak başka şeydir, resmi tamamlamak başka.
Ve bazen aradığın parçayı bulamazsın. Dakikalarca, saatlerce… Sonra vazgeçer başka bir bölgeye geçersin. İşte tam burada hayatın en sessiz bilgeliği gizlidir. Her eksik aynı anda tamamlanmaz. Bazı boşluklar beklemek ister. İnsan sürekli aynı yaranın başında durursa kendi zihnini kanatıyor biraz da. Başka renklere geçmek gerekir bazen. Başka gökyüzlerine. Çünkü bazı parçalar ancak sen onlardan vazgeçince görünür olur.
Puzzle’ın en garip tarafı şudur: Başta hiçbir şeye benzemeyen görüntü, yavaş yavaş anlam kazanmaya başlar. Tek bir parçayla değil. Sabırla. Geri dönerek. Defalarca yanlış deneyerek. İnsan hayatını büyük kararlarla değiştiriyor sanıyor ama çoğu kader, küçük tekrarların içinde örülüyor aslında. Her gün aynı masaya biraz daha sakin oturabilmekte.
Belki de insanın ömrü, yaratıcının önünde büyük bir ‘puzzle’dır. Biz eksik sanırız kendimizi. Yarım… Kaybolmuş… Oysa belki de hiçbir parça kayıp değildir. Sadece henüz yerini görmüyordur. Çünkü her şey yerine oturmadan önce, hayat da biraz dağınık görünür. Ve insan bazen bütün resmi ancak kendisinin de o büyük yap-bozun bir parçası olduğunu anladığında görür.
.
Arzu Leyal, dikGAZETE.com