Arzu Leyal yazdı;
Avuçta kalmayan kuş
İnsan bazen zihnini kendisi zannediyor. Oysa gün içinde aklımızdan geçen onca düşünceye dönüp bakınca insanın içine bir şüphe düşüyor.
- Madem hepsi bendim, neden bazılarını duyunca yabancı bir misafir gelmiş gibi irkiliyorum?
- Neden bazı cümleler tam kalbime otururken bazıları kapıyı çalan bir yabancı gibi bekliyor?
Belki de zihnimiz, bize ait olanla bize uğrayanı aynı masaya oturtuyor. Biz de hangisinin kim olduğunu anlamaya çalışıyoruz.
Bir süredir zihnin, evin kendisi değil de koridoru olduğu fikri dolaşıyor içimde. Koridorlardan insanlar geçer, sesler geçer, çocukluk geçer, korkular geçer, dün izlediğimiz bir haber bile geçer. Kimisi selam vermeden çıkar gider, kimisi uzun süre oyalanır. Fakat koridordan geçen herkes ev sahibi olmaz. Belki de düşüncelerin en büyük yanılgısı, kendilerini kimlik gibi tanıtabilmeleridir.
Ruhu hep daha sessiz hayal etmişimdir. Zihin acelecidir; ruhun acelesi yoktur. Zihin cevap vermek ister, ruh bekleyebilir. Zihin ispat peşindedir, ruh bazen sadece tanır. Uzun zamandır akıl dediğimiz şeyin de bu sessizliğe daha yakın olduğunu düşünüyorum. Belki akıl, zekânın daha gelişmiş hâli değildir. Belki akıl, ruhun dünyaya uzattığı ince bir daldır. Meyvesini hemen vermez ama gölgesini insan erken hisseder.
Ne gariptir, en çok da nefsimizin sesini kendi sesimiz sanıyoruz. Açlık konuşuyor, öfke konuşuyor, kırgınlık konuşuyor, alışkanlık konuşuyor; biz ise hepsine “Ben düşünüyorum” diyoruz. Oysa bazen konuşan yalnızca yorgun bir beden oluyor. Bazen geçmişte kalmış bir cümle. Bazen de yıllardır aynı yolu yürümekten ezberlenmiş bir korku. Zihin bunların hepsini aynı tonda anlatınca, insan hangisinin gerçekten kendisine ait olduğunu ayırt etmekte zorlanıyor.
Belki bu yüzden bazı insanlar çok zeki olduğu hâlde huzuru bulamıyor. Zekâ hesap yapıyor ama hesap, hikmete her zaman varmıyor. Bir kitabı ezberlemek kolay; bir cümleyi ömür boyu yaşayabilmek zor. İdrak dediğimiz şey, sanki bilginin değil, insanın olgunlaşmasıyla ilgili. Aynı sözü iki kişi duyuyor; biri bilgi alıyor, diğeri dönüşüyor. Aradaki farkı anlatacak daha güzel bir kelime bilmiyorum.
Bazen kendimi, avucuna konan bir kuşu sıkmadan tutmaya çalışan biri gibi hissediyorum. Düşünceler geliyor, gidiyor. Hepsini yakalamaya çalışırsam yoruluyorum. Hepsini kovmaya çalışırsam daha çok çoğalıyorlar. Belki yapılacak tek şey, hangisinin gökyüzünden, hangisinin kafesin içinden geldiğini öğrenmeye çalışmak. Bu ayrımı tam yapabilir miyim, bilmiyorum. Ama insanın ömrü biraz da bunun terbiyesiyle geçiyor gibi geliyor bana.
Belki sonunda tekâmül eden zihnimiz değildir. Zihin öğrenir, unutur, yeniden öğrenir. Ruh ise bazen tek bir hakikatin etrafında yıllarca sessizce döner. Bir gün aynı hakikati bambaşka bir kalple yeniden anlar. İşte o zaman insan, yeni bir bilgi edinmiş gibi değil de eve dönmüş gibi hisseder. Ve belki bütün yolculuk, tam da bu hissi tanıyabilmek içindir.