Arzu Leyal yazdı;
İlk şikâyet eden, çözümün kendisidir
İnsan en çok, çözümünü başkasında sandığında şikâyet eder. Birinin bir şeyi değiştirmesini beklediğinde, birinin fark etmesini, anlamasını, görmesini, gelip o küçük eğriliği düzeltmesini umduğunda… Şikâyet, çoğu zaman bir sitem değil, bir teslimdir. Kendi elini geri çekip, hayatın düğmesini başkasının parmaklarına bırakma hâlidir. Oysa insanın en büyük yanılgısı, içinden doğan bir rahatsızlığın çözümünü, kendi dışındaki bir harekete bağlamasıdır.
Çünkü hiçbir insan, içinde karşılığı olmayan bir şeyden uzun süre şikâyet edemez. Şikâyet, dışarıya yönelmiş gibi görünür, ama kökü içeridedir. Bir söz canını acıttığında, o sözün tonu değil, sende değdiği yer konuşur. Bir davranış seni incittiğinde, o davranışın kendisi değil, sende açtığı eski kapı aralanır. Ve insan, çoğu zaman kapıyı çalanı suçlar, oysa kapının anahtarı, başından beri kendi cebindedir.
Şikâyet eden insan, farkında olmadan gücünü erteler. Bekler. Birinin değişmesini, birinin anlamasını, birinin gelmesini bekler. Oysa hayat, kimsenin gelmediği o ince yerde başlar. Çünkü çözüm, dışarıdan gelen bir müdahale değil, içeride verilen küçük bir karardır. Bazen bir cümleyi artık kurmamaktır, bazen bir beklentiyi sessizce geri çekmektir, bazen de hiçbir şey olmamış gibi devam etmek yerine, içinden geçen gerçeği ilk kez kendine söylemektir.
İnsan bunu fark ettiğinde, şikâyetin sesi değişir. Yükselmez, azalır. Keskinleşmez, durulur. Çünkü artık karşıdan bir şey beklemenin o görünmez yorgunluğunu taşımayı bırakır. Anlar ki, onu sıkıştıran şey hayat değil, hayatın içinde bıraktığı kendi kararlarıdır. Ve karar, her zaman geri alınabilir bir şeydir. İnsan, kendi içinden çektiği eli yeniden uzatabilir, kendi hayatının yönünü yeniden tutabilir.
Belki de bu yüzden çözüm hiçbir zaman büyük bir an ile gelmez. Kimse kapıyı çalıp, sana yeni bir hayat vermez. Çözüm, bir sabah aynı evde uyanıp, aynı bardaktan su içip, aynı pencereye bakarken, içinden sessizce geçen o küçük cümledir; “artık bunu böyle taşımayacağım”. Ve o andan sonra hiçbir şey dışarıdan değişmez, ama sen değiştiğin için, hayat sana ilk kez gerçekten yer açar.
Ve insan, en çok bunu, kimsenin olmadığı anlarda yapar; çayın altını kapatırken, bir sandalyeyi eski yerine iterken, camı kapatmayı unutup geri döndüğünde, ya da gece yatmadan önce yastığını düzelttiğinde… Çünkü bazı çözümler, hayatın en sıradan anlarının içinden geçerek, kimseye görünmeden, yalnızca sahibine ait olarak doğar.