?>

Sevgili benciğim...

Arzu Leyal

3 ay önce

Arzu Leyal yazdı;

Sevgili benciğim...

Bugün sana biraz çiçek getirdim.
Ama vazoya koymadım, içime bıraktım.
Oradan sana doğru açsınlar istedim.
Biliyor musun, ben seni bir yerde unuttum sanmıştım.
Hani böyle aceleyle çıkılan bir evde, ocağın altını kapatıp kapatmadığını düşünür gibi…
Seni de “acaba?” diye hatırlıyordum.
Meğer sen gitmemişsin.
Sadece biraz küsmüşsün bana.
Ben büyümeye çalışırken seni susturmuşum, ciddiye alınmak isterken seni saklamışım, güçlü olayım derken seni hafifliğinle baş başa bırakmışım.

Ama bugün…

Kahvemin buharı yukarı doğru kıvrılırken, sanki ince bir merdiven olmuş da içimden biri çıkıp, gökyüzüne bakıyormuş gibi hissettim.
Bir serçe kondu pencerenin kenarına; iki adım attı, durdu, sonra hiçbir şey olmamış gibi uçtu gitti.

Tam o an…

Seni gördüm.

Biraz gökyüzünde, biraz o serçenin umursamazlığında, biraz da içime sebepsiz dolan o ince, utangaç sevinçte.
Sen hâlâ oradasın.
Hem de hiç büyümemişsin.

Ne güzel.

Bir ara her şeyin önemli olması gerektiğine inandım.
Sanki hayat, altı çizilecek cümlelerden ibaretmiş gibi.
İnsanlar konuştu, ben dinledim.
Cümleler büyüdü, anlamlar ağırlaştı.

Ben de taşıdım.

‘Gerekli mi’ diye sormadan, sırf ciddi göründüğü için.

Sonra bir gün fark ettim…

Bazı şeyler gerçekten ağır değil...
Şimdi bakıyorum da…
Bazı cümlelere gülümsemek yetiyormuş.
Cevap vermek bile fazla.
Garip bir yanım var benim; kimsenin dönüp bakmadığı bir şeyin içinde iki saat kalabiliyorum.
Bir gölgeye, bir kelimeye, bir anın kıyısına…

Orada oyalanıyorum.

Ve hiç sıkılmıyorum.

Çünkü orası bana ait oluyor.
Hayatın en ciddi yerlerinde içim daralırken, en önemsiz görünen anlarda genişliyorum.
Meğer mesele, neyin önemli olduğu değilmiş, benim neye gönül verdiğimmiş.
Aşkı da böyle öğrendim galiba.
Bir ara onu anlatmak için büyük cümleler aradım.
Parlak, süslü, biraz da yorucu cümleler.

Oysa bir gün…

Hiç düşünmeden, çok sade bir yerden çıkan bir “iyi ki geldin…” her şeyin yerini buldurdu.
Demek ki bazı duygular büyüyünce değil, hafifleyince gerçek oluyor.
Ben galiba en çok şunu özlemişim:
Etrafımda olup bitenlere rağmen, kendi küçük dünyamı kurabilmeyi.
İnsanların çok ciddiyetle anlattığı şeylere içimden hafifçe gülümseyebilmeyi.
Ve tam tersine; kimsenin önemsemediği bir şeyin içinde kendime kocaman bir yer açabilmeyi…
Bu bir eksiklik değilmiş.
Bu benim oyun alanımmış.
Şimdi yeniden hatırlıyorum.

 

Cümlelerin içinden zıplayarak geçmeyi, bir kelimenin ucundan tutup onu uzatmayı, gereksiz yere gülmeyi, gerekli yerde susmayı…
Ve hayatı biraz daha hafif taşımayı.
Ben seni geri çağırmıyorum aslında.
Kapıyı aralıyorum sadece.

İstersen gel.

.

Arzu Leyal, dikGAZETE.com

YAZARIN DİĞER YAZILARI