Arzu Leyal yazdı;
Görünmez fırtınanın içinde sessiz oturmak
Evde otururken aslında hiç sessiz değiliz. Duvarın içinden ışık hızıyla geçen fotonlar var, havada uçuşan radyo dalgaları var, uydudan düşen zamanın kırıntıları var. Hepsi bedenimizin içinden geçiyor, bizse çayımızı yudumluyoruz. İnsan bu kadar gürültüye alışınca, sessizliği sanıyor. Sonra 3 saniyeliğine internet gidince şaşırıyor. Sanki kainat bize hizmet etmek zorunda.
Bizim kurduğumuz sistemler hep gürültülü. Fan sesi çıkarıyor, ısınıyor, kopuyor, yeniden başlatılıyor. Bir odada üç bilgisayar yan yana gelse hava boğulur. Oysa göğsünün içinde 86 milyar nöron saniyede katrilyon iş çeviriyor, 20 watt yakıyor ne fan var ne şikâyet. Doğduğun andan beri çalışıyor ve bir kere bile “hata verdi” demedi. Bizim yaptığımız her şey bu sessiz mucizeye kaba bir taklit gibi kalıyor.
Beni ürperten de bu. İnsan, kendi dışındaki her şeye hükmediyormuş gibi davranıyor. Görünmeyeni görünmüş sayıyor, ölçemediğini yok sayıyor. Oysa bir nefes alıp durduğunda anlıyorsun: Hakim değiliz, misafiriz. Sinyallerin, ışıkların, elektriğin içinde misafiriz. Ev sahibi başka. Biz sadece fişi çekip takmayı öğrendik, o kadar.
Nefis devreye girince bozuluyor iş. “Ben kontrol ediyorum” deyince zihin gürültü yapmaya başlıyor. Sohbeti biriktiriyor, mesajı saklıyor, geçmişi kazıyor. Oysa sistemin kendisi hiçbir zaman rahatsız etmiyor. Ne kalp atışı seni uyandırıyor gece, ne kanın akışı. Rahatsızlık, ruh dokununca başlıyor. Saf işleyiş ise suskun ve kusursuz.
Belki de bu yüzden gereksizi silmek geliyor içinden. Telefonu boşaltmak, sohbeti silmek, klasörleri sadeleştirmek. Beyninin o kadim sessizliğine benzemeye çalışıyorsun farkında olmadan. Azaltınca gürültü çekiliyor, geriye akış kalıyor. Ve anlıyorsun ki huzur, çok şeyde değil, fazlalığın yokluğunda.
Şimdi düşünüyorum da biz teknolojiyi geliştirirken o kadim sisteme yaklaşmıyoruz belki de. Sadece kendi gürültümüzü çoğaltıyoruz. Oysa hakikat, odanın ortasında duran görünmez fırtınanın içinde bile, gözlerini kapatıp “sessizim” diyebilmektir.
Çünkü bazen en büyük mucize, gürültünün ortasında duymayı unuttuğumuz sessizliğin hâlâ orada durmasıdır.