?>

Ruhun izin verdiği kadar

Arzu Leyal

3 hafta önce

Arzu Leyal yazdı;

Ruhun izin verdiği kadar

Bazı insanların evlerine girersiniz ve her şey olması gerektiği gibidir. Kahve makinesi çalışır, tost makinesi çalışır, koltuklar yenidir, perdeler ütülüdür. Hayatın dışarıdan görünen düzeni yerli yerindedir.
Bazı insanların evlerine girersiniz, hayat biraz daha insana benzer.
Mutfakta birkaç gündür değiştirilmesi gereken bir ampul vardır. Ekmek makinesi bazen ekmeği bir köşesinden fazla kızartır. Kahve makinesi tam misafir geleceği gün su ister. Bir çekmece kapanmaz, bir sandalye hafif sallanır. Hayatın içinde kullanımın, yaşanmışlığın ve küçük aksaklıkların izleri vardır.
Uzun yıllar boyunca bize kalitenin dışarıdan görünen şeylerle ilgili olduğu öğretildi. İyi evler, iyi arabalar, iyi markalar, iyi semtler
Oysa yaş aldıkça başka bir şey fark etmeye başladım.
Bir insanın yaşadığı şartlarla taşıdığı zarafet arasında her zaman doğrudan bir ilişki yoktu. Hatta bazen tam tersi oluyordu. Bazı insanlar imkânların içinde kaybolurken, bazı insanlar bütün sıradanlıkların arasından kendi ışıklarını çıkarabiliyordu.

Ben hep bunu sevdim.

Sabah bozuk bir kahve makinesine söylenip akşam en sevdiği elbiseyi giyerek kendi hayatına özen göstermeye devam eden kadını.
Evinin her köşesini mükemmelleştirememiş olsa da kendi ruhunu ihmal etmeyen insanları.
Çünkü bana göre rafinelik hiçbir zaman pahalı eşyalara sahip olmak değildi.
Rafinelik biraz da şartlardan bağımsız olarak kendin kalabilmekti.
Bir çiçeği vazoya koyuş biçiminde.
Bir sofrayı hazırlayışında.
Bir dostunu dinleyişinde.
Bir cümleyi kuruşunda.
Belki de bu yüzden gösterişli hayatlardan çok sessiz özenlerden etkileniyorum.
Bir insanın kullandığı kahve fincanı değil, o fincanı tutuş biçimi ilgimi çekiyor. Giydiği ayakkabının markası değil, yürüyüşündeki kendilik hissi. Yediği yemek değil, o yemeğin içindeki hikâyeyi fark edip etmediği.
Çünkü ruh dediğimiz şey çoğu zaman bollukta değil, eksiklerin arasından kendine yol açarken görünür oluyor.
Bazen örtbas edilmiş hayatların içinde öyle büyük ruhlar yaşıyor ki insan bunu fark ettiğinde bütün ölçüleri değişiyor.
Bir ev küçük olabilir.
Bir mutfak eski olabilir.
Bir eşya yıpranmış olabilir.
Ama bir insanın dünyaya bakışı hâlâ zarif olabilir.
Ve galiba benim bütün hayatım boyunca sevdiğim şey tam olarak buydu:
İmkânsızlıkların içinden çıkan kalite.
Şartların izin verdiği kadar değil, ruhunun izin verdiği kadar yaşayan insanlar.
Çünkü sonunda insanı etkileyen şey kusursuzluk olmuyor.
Kendine sadık kalabilmiş bir hayat oluyor.

.

Arzu Leyal, dikGAZETE.com
YAZARIN DİĞER YAZILARI