?>

Kafkasya kapanı: Moskova’nın 'sessiz' entegrasyon siyaseti; Rusya’da cumhuriyetler kağıt üzerinde mi kalacak?

Mehmet Yıldırım

2 ay önce

Mehmet Yıldırım yazdı;

Kafkasya kapanı: Moskova’nın 'sessiz' entegrasyon siyaseti; Rusya’da cumhuriyetler kağıt üzerinde mi kalacak?

Kafkasya denilince; Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan hatırlanıyor. Haber ve yazılar, bu üç ülke çerçevesinde yazılıp çiziliyor. Buradaki en önemli faktör bu devletlerin bağımsız olması.
Halbuki, Kafkasya’nın bir de kuzeyi var: Kuzey Kafkasya. Teknik olarak, Kuzey Kafkasya; bugün Rusya’nın işgali altındadır.
Rusya’nın, Kafkasya'yı kontrol altına alma mücadelesi, 16. yüzyılda (1556 Astrahan Hanlığı'nın düşüşü) başladı. Ancak bölgeye tam anlamıyla yerleşip hakimiyetini sağlaması, 1817-1864 yılları arasındaki şiddetli Kafkas-Rus Savaşları ile gerçekleşti. 1864'te Çerkes sürgünü ile işgal büyük oranda tamamlanmış, Güney Kafkasya'da ise bu süreç 19. yüzyılın sonlarına kadar devam etmiştir. Çarlık Rusyasının başlattığı işgal süreci, Sosyalist Devrimle birlikte Sovyetler Birliği döneminde de devam etti. Günümüzde ise Rusya, bu süreci derin politikaları ile devam ettirmektedir.

Büyük özgürlük yok edici Rusya!

dikGAZETE.com köşe yazarı Ülkü Menşure Solak; Kafkasya ve Kafkas diasporası ile ilgili güncel gelişmeleri köşesine taşıyor. (*) Ülkü Menşure Solak’ı, yalnızca bir köşe yazarı olarak değil; Kafkas diasporasının kültürel hafızasını ve siyasi duyarlılığını canlı tutmaya çalışan bir entelektüel-aktivist olarak konumlandırabiliriz.
Kafkasya’da yaşayan halkların karşılaştığı zorbalık, insan hak- onuruna yakışmayan davranış ve tutumlar nedense basına nadiren yansımakta.
Burada yaşayan farklı etnik kimliğe sahip halkların talepleri gerek bölgesel federal yönetim gerekse merkezi Rusya hükümeti tarafından terörize edilmektedir. Bunun en bariz örneği Kırım, Dağıstan ve Çeçenistan’da yaşanmaktadır. Sivil halkın daha fazla özgür olma isteği; “İslami Terörist” yaftası ile ilişkilendirilmektedir.
Ülkü Menşure Solak, Çerkes Sürgününe yer verdiği yazısında; 162 yıldır süren Çerkes hak mücadelesinde; Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçiliği'nin ilk kez 21 Mayıs Çerkes Sürgününü anma mesajı yayınlamasının kısa süreli bir umut verdiğinden bahsetmiş.
Yazının asıl çarpıcı mesajı; Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerindeki baskılar ve statü kayıpları ile ilgili olan kısmı. Moskova yönetimi; anadil kısıtlamaları ve başkanlık unvanlarının silinmesinin ardından şimdi de cumhuriyet statülerini kaldırarak Kafkasya'yı tamamen merkeze bağlı birer idari birime (eyalet/büyükşehir) dönüştürmektedir.
Rusya Federasyonu’nun geleceğine ilişkin en çok tartışılan konulardan biri, federal cumhuriyetlerin akıbetidir. Tataristan, Başkurtistan, Saha Cumhuriyeti ve Çeçenya gibi etnik temelli federal yapıların tamamen ortadan kaldırılıp kaldırılmayacağı zaman zaman gündeme gelse de mevcut şartlar altında Moskova’nın bu cumhuriyetleri resmen lağvetmesi pek olası görünmüyor.
Ancak bu durum, söz konusu cumhuriyetlerin eski yetkilerini koruduğu anlamına da gelmiyor. Tam tersine, son yirmi yılda Rusya’da giderek güçlenen merkezileşme politikaları, federal cumhuriyetlerin özerk alanlarını önemli ölçüde daralttı. Bugün birçok cumhuriyet, anayasal statüsünü korusa da uygulamada sıradan bölgelerden çok farklı bir konumda bulunmuyor.
Bu sürecin arkasında Kremlin’in uzun yıllardır sürdürdüğü yönetim anlayışı yatıyor. Vladimir Putin döneminde inşa edilen “güç dikeyi”, bölgesel yönetimlerin ve yerel idarelerin hareket alanını kademeli olarak sınırlandırdı. Son yıllarda hayata geçirilen belediye reformları da yetkilerin daha fazla federal ve bölgesel merkezlerde toplanmasına yol açtı.
Bununla birlikte, Moskova’nın her adımının sorgusuz sualsiz kabul edildiğini söylemek de mümkün değil. Nitekim yerel temsili ciddi biçimde zayıflatabilecek bazı reform girişimlerinde, özellikle Tataristan ve Başkortistan gibi cumhuriyetlerin yöneticileri devreye girerek federal hükümet üzerinde baskı oluşturmuş ve bazı düzenlemelerin yumuşatılmasını sağlamıştır. Bu durum, cumhuriyetlerin tamamen etkisiz yapılar olmadığını göstermektedir.
Öte yandan Kremlin açısından daha önemli bir siyasi gerçeklik bulunmaktadır. Rusya devleti, kendisini hâlâ çok uluslu bir federasyon olarak tanımlamakta ve “Rusya halklarının birliği” söylemini öne çıkarmaktadır. Bu nedenle cumhuriyet statülerinin tamamen kaldırılması; yalnızca idari değil aynı zamanda siyasi ve sembolik sonuçlar doğurabilecek hassas bir mesele olarak görülmektedir.

Peki uzun vadede Rusya’yı hangi senaryolar bekliyor?

En güçlü ihtimal, cumhuriyetlerin hukuken varlıklarını sürdürmeleri ancak pratikte daha da sınırlı yetkilere sahip olmalarıdır. Başka bir ifadeyle, etnik ve tarihî kimliği temsil eden sembolik yapılar olarak kalabilirler. Aslında Rusya’nın 2000’li yılların başından bu yana izlediği yön de büyük ölçüde budur.
İkinci senaryo ise bazı cumhuriyetlerin gelecekteki idari reformlar kapsamında birleştirilmesi, yeniden adlandırılması veya farklı bir statüye dönüştürülmesidir. Ancak böyle bir değişimin ani değil, kademeli ve seçici şekilde uygulanması daha muhtemel görünmektedir.
En düşük ihtimal ise tüm federal cumhuriyetleri ortadan kaldıracak ve ülkeyi tek tip bölgesel sisteme dönüştürecek kapsayıcı bir yasa tasarısı gündeme getirilecek.
Bugün Kafkasya’da mücadele artık cephelerde değil; yatırım sözleşmeleri, eğitim müfredatları, bütçe sübvansiyonları ve demografik dengeler üzerinden yürütülüyor.
Moskova’nın önündeki en büyük engel, Batı veya dış güçler değil; ekonomik refah ve güvenlik vaatlerine rağmen kendi kimliğini, toprağını ve dilini teslim etmek istemeyen yerel toplumların o sessiz ama çetin direnişidir. İmparatorluk refleksiyle hareket eden merkez, yerel dinamikleri yok saydığı sürece, Kafkasya altı, her an patlamaya hazır bir fay hattı olarak kalmaya devam edecektir.

Türkiye’nin tutumu ne olmalı?

Öncelikle Ankara'nın son yıllarda benimsediği denge politikası önemini koruyor. Türkiye, bir yandan NATO üyesi olarak Batı ittifakının parçası, diğer yandan Rusya ile enerji, ticaret ve güvenlik alanlarında yoğun ilişkilere sahip. Bu nedenle Kafkasya'da doğrudan bir Rusya karşıtlığı yerine, bölgesel istikrarı önceleyen çok yönlü bir diplomasi; Türkiye'nin çıkarlarına daha uygun görünüyor.
Diğer yandan Türkiye'nin Kafkasya halklarıyla olan tarihi ve kültürel bağları da göz ardı edilmemelidir. Türkiye'de Çerkes, Abaza, Karaçay-Balkar, Çeçen ve Dağıstan kökenli vatandaş yaşamaktadır. Bu durum Ankara'ya bölgede yalnızca jeopolitik değil, aynı zamanda insani ve kültürel bir sorumluluk da yüklemektedir.
Bu noktada Türkiye'nin atabileceği en önemli adım, bölge halklarının kültürel kimliklerini koruyacak projelere destek vermek, eğitim ve kültür alanındaki iş birliklerini artırmak ve ekonomik kalkınmaya katkı sağlayacak girişimlerde bulunmaktır. Böylece Ankara, sert güç yerine yumuşak güç unsurlarıyla etkisini artırabilir.
Türkiye açısından hedef açık olmalıdır: Rusya ile gereksiz bir gerilim yaşamadan; bölge ülkelerinin egemenliğini destekleyen, Türk dünyasıyla bağlantıları güçlendiren ve Kafkasya'da kalıcı istikrarı teşvik eden aktif bir diplomasi yürütmek.
Çünkü Kafkasya'da oluşacak yeni denge, yalnızca Rusya'nın veya bölge ülkelerinin geleceğini değil, Türkiye'nin Karadeniz'den Türkistan'a uzanan stratejik vizyonunu da doğrudan etkileyecektir.

Not:

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Rusya temasları esnasında Moskova’nın dronlarla vurulması elbette hayra alamet değil. Türkiye bunu not aldı, takvim işliyor!

.

Mehmet Yıldırım, dikGAZETE.com

(*)

Cumhuriyetten oblasta Kafkasya

https://www.dikgazete.com/yazi/cumhuriyetten-oblasta-kafkasya-9186.html

Rus uzman Guzaerov: Türk dünyası, Ankara’nın dış politikasında kilit konuma yükseliyor

https://www.dikgazete.com/haber/rus-uzman-guzaerov-turk-dunyasi-ankara-nin-dis-politikasinda-kilit-konuma-yukseliyor-1006707.html

Rusya: Ukrayna'nın İHA saldırısı sonucu Moskova bölgesinde 16 kişi yaralandı

https://www.dikgazete.com/haber/rusya-ukrayna-nin-iha-saldirisi-sonucu-moskova-bolgesinde-16-kisi-yaralandi-1006561.html

YAZARIN DİĞER YAZILARI