Cumhuriyetten oblasta Kafkasya

Cumhuriyetten oblasta Kafkasya

Ülkü Menşure Solak yazdı;

Cumhuriyetten oblasta Kafkasya

Uzun zamandır sadece gözlemlemekle yetiniyorum. Olaylar tuhaf bir durağan hareketlilik içinde gelişiyor. 162 yıldır elden ele, omuzdan omuza aktarılan bir hak mücadelesinin yıllar geçtikçe mağduru da artıyor, omuzlayanı da, sağırı da… Geçen gün Albert Kajarov’unLiberal İmparatorluk ve İslam” başlıklı bir makalesinin Türkçe çevirisini okudum. 13 Ekim Nalçik Olayları ile ilgili birçok detay vardı. 2005’te ve öncesinde tüm bunlar olurken, o insanların nasıl yalnız bırakıldığını hatırladım. Çerkes doğmak terörist olmak için yetiyordu, bunlar bir de Müslüman Çerkesti ve 2005 diasporasının sosyal medya sahibi aydınları, onları kolayca gözden çıkardılar. Konuya böyle başladım; bir umut yok değil içimde. Bu haberi diaspora sosyal medya hesaplarında görmek bile bir şeylerin değiştiğini gösterir.

Bu yıl 21 Mayıs öncesinde, Kabardey Balkar İnsan Hakları örgütlerinin ve hak savunucularının, halkın eylemlilik konusunda kolluk güçlerince ‘ikaz’ adı altında baskıya tabi tutulduğunu bildirmesiyle diaspora hareketlendi. Kabardey Balkar’dan ve diasporadan bu uyarının “resmi sınırlar içinde kalma” -her ne demekse- minvalinde olduğu, aslında böyle bir baskının olmadığı gibi açıklamalar, kimi zaman -affınıza sığınarak- “ahırdaki canlı” gibi enteresan, irrite edici kelimeler de kullanılarak yapıldı ve hatta insan haklarını korumaya yönelik adımlar atan diaspora fertlerini, (Türkiye’de Çerkeslere ait bir siyasal konum varmış gibi) iç siyaset malzemesi yapmakla bile itham ettiler. Bunun akabinde, şükürler olsun ki 21 Mayıs anmalarına katılan insanlarımıza bir zarar gelmedi ve Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçiliği de tarihinde ilk defa bir 21 Mayıs mesajı yayınladı. Murat Kumpıl’ın diliyle verilen mesajda “en trajik ve zorlu dönem” diye bahsedilerek, “savaş kurbanları” anılıyordu. Ankara Büyükelçiliği’nin bu mesajı, elbette 2021’de Türkiye’nin anma mesajına “politik provakasyon” denilmesinin ve bir zaman yine büyükelçilikçe Osmanlı’ya mal edilerek ‘gönüllü göç’ diye adlandırılmasının ardından hiç beklenmedik bir tutum kabul edilebilir, heyecan oluşturabilir ve ilgi çekebilir. Nitekim öyle oldu ve heyecanı da birkaç gün sürdü.  Keşke en azından bir ay bunu konuşabilseydik. Kendimizi oyalasak, biraz hayal kurabilseydik. Bu umuda, sevince ihtiyacımız vardı yalan da olsa. Ama öyle olamadı. Birkaç gün önce, Kabardey Balkar’da cumhurbaşkanlığı statüsünün kaldırılacağına dair yeni haberlerin gelmesiyle, bırakın varlık hakkının tanınmasını, elimizde olan kontrollü temsil hakkının da yok olacağını fark ettik. İyi niyet, uzlaşma, huzur... Umud ederim ki bize bu kadar uzak olmasın.

Olan biten yeni değil. Cumhuriyetlerin oblast durumuna getirilmesiyle ilgili süreç 2020’de başladı ve bütün bu değişiklikler sadece Kabardey Balkar için değil, Karaçay Çerkessk, Adiğey Cumhuriyeti, Dağıstan, Çeçenistan ve İnguşetya için de geçerli. “Federasyona uyum süreci” adı altında, kademeli olarak egemenlik unsurlarının tamamı kaldırılarak, birer ‘idari birim’e dönüşüyor cumhuriyetlerimiz. Önce anadilde eğitim ve Rusçanın daha yaygın ve zorunlu hale getirilmesi, ‘kurucu unsur Rus milleti’ söylemleri, sonra ‘devlet başkanı’ sıfatının kaldırılması ve şimdi de cumhuriyet statüsünün alınması... Güçler Moskova’da toplanıyor ve yerel yasalar pratikte etkisiz hale getiriliyor. Yerel yönetimler birer sembolden ibaret olmaya doğru ilerliyor. Aslında biz Dağıstan’ın sınırları içinde bulunan bazı toprakların Çeçenistan’a geçmesi, anadillerin okullarda seçmeli ders olması gibi bazı haberleri görüyor ama bunların tamamının tek bir federasyon oluşturma ve özerk cumhuriyetlerin eyaletin de ötesinde, Türkiye mantığıyla anlatayım; birer büyük şehir belediyesine dönmesine dair bir yasanın parçası olduğunu fark edemiyorduk. Evet son 6 yıldır ciddi bir merkezileşme politikası var ve bu her anlamda bizim için endişe verici.

Özellikle biz Türkiye’de, şu anda anavatanımızda olanı yüz yıl önce deneyimledik. Bundan on yıl sonrasını görmek, bizim için herkesten daha kolaydır. Hazır, diaspora, mücadelenin ne kadar önemli olduğunu fark etmiş ve yurduna, halkına sahip çıkmanın sorumluluğunu omuzlamışken, “gün bugündür, susmayalım” demek gerekiyor. Soçi soykırım olimpiyatları kadar önemli bu meseleyi görmezden gelmeden, geçiştirmeden her gün tekrar tekrar kamuoyuna olan biteni anlatmamız gerekiyor.

.

Ülkü Menşure Solak, dikGAZETE.com

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ