Mehmet Yıldırım yazdı;
Doğu Akdeniz’de tehlikeli oyun: Savunma anlaşmalarının gölgesinde yeni bir çevreleme stratejisi; Fransa’nın Kıbrıs hamlesi
2026 yılına girerken Doğu Akdeniz, sadece enerji kaynaklarının paylaşımı değil; küresel güçlerin "bilek güreşi" alanına dönüşmüş durumda. Fransa ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasında imzalanması beklenen Kuvvetler Statüsü Anlaşması/ A Status of Forces Agreement (SOFA), bölgedeki askeri dengeleri sarsacak bir "jeopolitik kırılma" niteliği taşıyor.
Adı geçen anlaşma üzerinde mutabık kalınmış ve duyurusu yapılmış olsa da Haziran ayında resmiyet kazanması bekleniyor.
Kuvvetler Statü Anlaşması (SOFA) şudur: Ev sahibi ülke ile orada askeri güç konuşlandıran yabancı ülke arasında, personelin yasal statüsünü, haklarını ve sorumluluklarını tanımlayan, yasal olarak bağlayıcı bir anlaşma. Bu, askeri, sivil ve aile personeli için ceza yargılaması, vergi muafiyetleri ve lojistik desteği kapsar ve genellikle daha büyük güvenlik düzenlemelerini tamamlayıcı niteliktedir.
Ankara’dan bakıldığında bu gelişme, sadece iki aktör arasındaki bir iş birliği değil; Türkiye’nin deniz yetki alanlarını ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) varlığını hedef alan bir çevreleme girişimidir. Uluslararası İlişkilerde çevreleme (containment); bir devletin yayılmacı etkisini, ideolojisini veya gücünü askeri, ekonomik ve diplomatik önlemlerle sınırlandırarak, belirli bir coğrafi alana hapsetmeyi amaçlayan jeopolitik stratejidir.
Paris’in Akdeniz hayali: “Pax Gallica”
Fransa, Avrupa Birliği’nin “yegâne askeri lideri” olma hevesini artık diplomatik koridorlardan çıkarıp Mari Deniz Üssü ve Baf’taki hava sahalarına taşıyor. Paris için Kıbrıs; Süveyş Kanalı’ndan Levant’a kadar uzanan alanda bir "sabit uçak gemisi" işlevi görüyor.
Fransa’nın “insani yardım” ve “tahliye” gibi diplomatik ambalajlarla sunduğu bu varlık; aslında Total Energies gibi devlerin enerji çıkarlarını Fransız donanmasıyla garanti altına alma çabasıdır. Paris, Rum yönetimini bir askeri "köprübaşı" olarak kullanarak, Türkiye’nin bölgedeki stratejik ağırlığını dengelemeye çalışmaktadır. NATO’da siyasi ve askeri sektörde zayıflayan Fransa, son zamanlarda Afrika’da istenmeyen ortak/ işgalci gibi görülmeye başladı.
Kıbrıs Rum Yönetimi tam bu esnada Fransa’ya alan açmış oldu.
Ankara’nın kırmızı çizgileri: 1960 Hukuku ve Mavi Vatan…
Türkiye açısından bu yeni "stratejik aşama", iki hayati noktada doğrudan tehdit oluşturmaktadır:
1. Uluslararası Hukuk ve Garantörlük: 1960 Garanti ve İttifak Antlaşmaları, adanın statüsünü garantör ülkelerin (Türkiye, Yunanistan, İngiltere) rızasına bağlamıştır. Fransa gibi üçüncü bir gücün adaya yerleşmesi, bu hukuki zemini fiilen yok saymaktır.
2. Mavi Vatan Savunması: Rum tarafının tek taraflı ilan ettiği Münhasır Ekonomik Bölgeleri (MEB), Fransız fırkateynleri ve Rafale jetleriyle "militarize" etmesi, Türkiye’nin kıta sahanlığı haklarına karşı bir dayatmadır. Ankara, kendi yetki alanlarında yapılacak herhangi bir oldu bittiye izin vermeyeceğini daha önce sondaj gemileri ve donanmasıyla açıkça ilan etmiştir.
Risk: Kıbrıs’ı hedef haline getirmek…
Rum Yönetimi, Fransa’nın nükleer gücünü arkasına alarak “stratejik izolasyon”dan kurtulacağını sanıyor olabilir. Ancak tarih öğretmiştir ki; büyük güçlerin oyun sahası haline gelen küçük coğrafyalar, huzur değil istikrarsızlık bulur. Adanın bu denli yoğun silahlandırılması, Orta Doğu’daki (İran-İsrail gibi) olası bir büyük çatışmada Kıbrıs’ı doğrudan hedef haline getirecektir.
Sonuç: Caydırıcılık mı, yeni bir Soğuk Savaş mı?
Türkiye, Doğu Akdeniz’de bir “güvenlik tüketicisi” değil, anahtar aktördür. Fransa ile GKRY arasındaki SOFA anlaşması, bölgede bir "istikrar" sağlamayacak, aksine "silahlı bir barış" dönemini ve belirsizliği tetikleyecektir.
Ankara’nın bu hamleye cevabı muhtemelen çok net olacaktır: KKTC ile olan savunma iş birliğini bir üst seviyeye taşımak ve Geçitkale ile İskele gibi stratejik noktalardaki varlığını daha da tahkim etmek. Doğu Akdeniz’de kalıcı barış; Türkiye’yi dışlayan askeri paktlarla değil, Türkiye’nin haklarının tanındığı, enerji iş birliğine dayalı ve iki devletli gerçekçi bir çözümle mümkündür.
Paris ve Rum Yönetimi-Lefkoşa’nın unutmaması gereken gerçek şudur: Mavi Vatan’da Türkiye’siz bir denklem kurma çabası, sadece bölgesel kutuplaşmayı derinleştirecektir.
Zaten, GKRY 3+1 (Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan, İsrail + ABD) mekanizması; Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşımı, güvenliği ve bölgesel işbirliğini hedefleyen jeostratejik bir oluşum var.. Bu oluşum; Amerika ve İsrail gibi Küresel Emperyalist Güçleri ve Şer Odaklarını bölgeye yerleştirme girişimidir.
3+2: GKRY, Yunanistan, İsrail ve Amerika ile Fransa’nın bu arzusu açıkça Türkiye'nin bölgedeki faaliyetlerine karşı bir "enerji ve güvenlik bloğu" oluşturma çabası olarak değerlendirilmektedir.
Bu oluşumlar Türkiye’nin radarındadır ve Kıbrıs’ın savaşa sürüklenerek; füze rampası haline getirilmesi engellenecektir.