Mehmet Yıldırım yazdı
Beştepe Külliyesinin medeniyet tasavvuru ve iyilik diplomasisi öncüsü bir sivil portre; Emine Erdoğan
Film kadranı, iki genç kadının sahneye girmesiyle başlıyor.
Başörtülü kadın; “bana hain damgası vurdular” derken, başı açık olan kadın ise; “bana deli damgası vurdular” diyor.
Sonra, ikisi birden; “çünkü yalana başkaldırdık” der. Yalana başkaldırdıkları için; “damga vurulmuştur”. Yalan neydi, damgayı vuran kimdi? Elbette filmin devamında anlatılacak.
Merhume Şule Yüksel Şenler’in hayatı ve mücadelesinin anlatıldığı; “Şule” filmi, TRT’nin küresel yayın platformu tabii’de dizi olarak yayınlanacak.
Şule Yüksel Şenler (1938 - 2019), Türkiye'de modern İslami kadın kimliğinin ve bilincinin oluşmasında çok önemli rol oynamış gazeteci, yazar ve aktivisttir. Özellikle 1960'lı ve 70'li yıllarda verdiği mücadeleyle, başörtüsünün kamusal alanda ve şehirli kadınlar arasında yaygınlaşmasında sembol bir isim haline gelmiştir. Sadece muhafazakâr kesim değil tüm toplumsal kesimde kadının eğitimini savunmuştur. Aynı zamanda birçok gazetede yazısı yayınlanan Şule Yüksel Şenler’in; “Huzur Sokağı” adlı romanı en bilinen eseridir.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Hanımefendi ile evlenmesinde Şule Yüksel Şenler’in aracılık yaptığı söylenir.
“Şule” filmi aynı zamanda Emine Erdoğan Hanımefendinin de hayatına ışık tutacak. Emine Erdoğan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "'Şule: Senin Hikayen' yapımının, kıymetli Şule Yüksel Şenler'in sabırla, inançla ve cesaretle örülen hayat hikayesini geniş kitlelerle buluşturarak nice kalbe ilham olmasını temenni ediyorum” ifadesine yer verdi.
Türkiye Cumhuriyeti kurulurken, geçmişin örtüsünü kaldırıp atmıştır. Zaten devrim hareketlerinde gayet doğal karşılanan bu tutumda; kurucu irade, Batılı çağdaş medeniyeti kendisine örnek almıştır.
Kadının çağdaşlaşması ve Avrupai bir tarza bürünmesini isteyen Cumhuriyetin seçkinleri; geniş halk kitlesindeki kadının başörtüsüne dokunmamıştır. Fakat eğitim hayatı ve memuriyette başörtüsü kesinlikle yasaklanmış; sivil başörtülü kadın, kamusal alana ya sokulmamış ya da ötekileştirilmiştir.
“Şule” filminde bu konu detaylıca işlenecek.
Kadının eğitimini ve Avrupai tarzda modernleşmesini savunan ve kadının ön planda olmasını isteyen yönetim ve hukuk sistemi, nedense cumhurbaşkanı eşleri için bir tanımlama getirmemiştir.
Yani cumhurbaşkanı eşi olma vasfı dışında bir görev yüklenmemiştir. Halbuki yönetim sisteminde önemli bir konumda bulunan cumhurbaşkanı için eşinin tek görevi yurt dışından gelen misafir heyetinin karşılanması, yurt içi gezi ve resmi törenlerde eşinin yanında sessizce bulunmasından öteye gitmemiştir.
Bu, cumhuriyet modernleşmesi için ilginç ve üzerinde çalışılması gereken bir durum.
Türkiye’de siyaset, uzun yıllar boyunca daha çok sert güç, ideolojik mücadele ve siyasi polemikler üzerinden okundu. Ancak son yıllarda sosyal diplomasi, çevre politikaları, kültürel miras ve gönüllülük eksenli yeni bir kamusal alan da oluştu. Bu alanın en dikkat çeken figürlerinden biri ise Cumhurbaşkanı eşi Emine Erdoğan oldu.
Emine Erdoğan, gençlik döneminden itibaren Türkiye’deki sivil mücadele içerisinde yer almış; belediye başkanı, genel başkan, başbakan ve cumhurbaşkanı eşi olarak da bir çok olaya tanıklık etmiştir.
Emine Erdoğan, mevcut hukuki sistemde kendisine verilen her hangi bir resmi görevi olmamasına rağmen, klasik “cumhurbaşkanı eşi” profilinin ötesine geçen bir sosyal sorumluluk yaklaşımı geliştirdi. Özellikle çevre, kadın, çocuk, eğitim, kültürel miras ve sosyal dayanışma alanlarında yürüttüğü çalışmalarla Türkiye’de sivil toplum odaklı bir kamu dili oluşturmaya çalıştı. Onun kamusal rolü, daha çok toplumsal dayanışmayı güçlendiren, geleneksel değerleri koruyan ve sosyal farkındalık oluşturan projeler üzerinden şekillendi.
Bu çerçevede en dikkat çekici çalışma kuşkusuz “Sıfır Atık” hareketi oldu. Türkiye’de başlayan bu proje, zamanla yalnızca bir çevre kampanyası olmaktan çıktı; Birleşmiş Milletler gündemine taşınan küresel bir çevre diplomasisi örneğine dönüştü. Geri dönüşüm, israfın azaltılması ve çevre bilincinin yaygınlaştırılması gibi hedefler; Türkiye’nin uluslararası alandaki “yumuşak güç” unsurlarından biri haline geldi. 30 Mart’ın “Uluslararası Sıfır Atık Günü” ilan edilmesi de bu sürecin önemli bir sonucu olarak görüldü.
Emine Erdoğan’ın öncülük ettiği çalışmalar sadece çevreyle sınırlı kalmadı. “Gönül Elçileri” ve “Koruyucu Aile” projeleriyle devlet korumasındaki çocukların aile ortamında yetişmesine yönelik toplumsal farkındalık artırıldı. Kadın eğitimi, gönüllülük kültürü ve sosyal yardımlaşma alanlarında yürütülen projeler de devlet ile toplum arasındaki sosyal bağı güçlendirmeyi hedefledi.
Kültürel alanda ise Türk mutfağı, geleneksel sanatlar, ata tohumu ve yerel miras konularına özel önem verildi. “Asırlık Tariflerle Türk Mutfağı” çalışması ve Türk Mutfağı Haftası etkinlikleri; Türkiye’nin kültürel diplomasisinin önemli parçalarından biri haline geldi. Bu yaklaşım, modernleşmeyle birlikte kültürel kimliğin korunabileceği fikrini öne çıkarıyor.
Uluslararası platformlarda ise Emine Erdoğan’ın özellikle Afrika, Filistin, göç ve insani yardım konularındaki temasları dikkat çekiyor. Sert siyasi söylemler yerine daha çok vicdan, dayanışma ve insani sorumluluk dili kullanması; Türkiye’nin sosyal diplomasi yaklaşımını destekleyen bir unsur olarak değerlendiriliyor.
Elbette eleştiriler de yok değil. Muhalif çevreler bazı projelerin sembolik kaldığını, kamu imkânları ile görünürlüğün iç içe geçtiğini savunuyor. Destekleyen kesimler ise çevre bilinci, sosyal yardımlaşma ve kültürel koruma alanlarında önemli bir toplumsal farkındalık oluştuğunu düşünüyor.
Ancak tüm tartışmaların ötesinde bugün gelinen noktada Emine Erdoğan’ın Türkiye’de sosyal politika, çevre duyarlılığı ve kültürel diplomasi alanlarında etkili bir kamusal figür haline geldiği açık biçimde görülüyor. Özellikle muhafazakâr toplum kesimlerinin kamusal temsili açısından oluşturduğu profil; Türkiye’nin son yıllardaki toplumsal dönüşümünün de dikkat çekici örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.
Emine Erdoğan nihayetinde “Allah Rızası”nı önceleyen bir insani gayretle bir çok projeyi başlattı. Kendisi takdire ve iyi anılmaya layık.
Emine Erdoğan Hanımefendinin sözleriyle yazımızı bitirelim; “En zengin manevi mirasımız olan merhamet geleneğimizin pratiklerini mutlaka genç nesillere kazandıralım inşallah. Biz iyilik yapar, denize atar, bir daha da arkamıza bakmayız”
Not:
1-Torba yasaya eklenen düzenleme ile, “Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayın yapılamaz” anlayışının internet haber siteleri ve dijital mecraları da kapsayacak şekilde genişletilerek fiilen yasallaştırılmak istendiği sosyal medyaya yansıdı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucularına hakaret edilmesi zaten kanunen yasak. Fakat fikir özgürlüğü kapsamında ilke ve inkılaplar eleştiriye açık olmalıdır. Resmi İnkılap Tarihinin üzerindeki perde açılmalıdır.
2- Tüm okuyucularımızın Kurban Bayramını tebrik eder; afiyette kalmasını temenni ederim.