?>

Savaşın gölgesinde Türkiye: Strateji, gerçeklik ve soğukkanlılık

Mehmet Yıldırım

5 saat önce

Savaşın gölgesinde Türkiye: Strateji, gerçeklik ve soğukkanlılık

Son yıllarda Türkiye’nin güvenlik politikaları üzerine yapılan tartışmalar giderek yoğunlaşıyor. Bunun temel nedeni açık: Türkiye artık yalnızca sınırlarını koruyan bir ülke değil; aynı zamanda çevresindeki güvenlik mimarisini şekillendirmeye çalışan bir bölgesel aktör/ oyun kurucu bazen de oyun bozucu bir ülke.
Bu dönüşüm yalnızca askeri alanda yaşanmıyor. Diplomasi, savunma sanayii, kriz yönetimi ve hatta toplumsal psikoloji, bu yeni güvenlik yaklaşımının parçaları. Ancak bu tabloyu değerlendirirken iki uçtan da kaçınmak gerekiyor. Bir yanda sürekli savaş beklentisiyle oluşan alarmist (abartı/panik) söylemler, diğer yanda ise coğrafyanın gerçeklerini görmezden gelen aşırı iyimserlik.
Gerçekçi bir değerlendirme, Türkiye’nin bulunduğu jeopolitik ortamı soğukkanlı bir biçimde anlamaktan geçiyor.

Sınırların ötesinde güvenlik: Aktif savunma doktrini…

Türkiye’nin son on yılda benimsediği askeri yaklaşım; güvenlik analistleri tarafından genellikle “aktif savunma” veya “ileri savunma” doktrini olarak tanımlanıyor.
Bu yaklaşımın temel mantığı oldukça basit:Tehditler sınırın içine girmeden sınırın dışında karşılanmalı.
Bu nedenle Türkiye, güney sınırında yalnızca savunma hatları kurmakla yetinmedi. Aynı zamanda sınır ötesi operasyonlarla bir güvenlik kuşağı oluşturmayı hedefledi. Suriye ve Irak sahasında gerçekleştirilen operasyonlar bu stratejinin somut örnekleri olarak değerlendiriliyor.
Amaç, sınır hattında devlet dışı silahlı aktörlerin alan kontrolü kurmasını engellemek ve Türkiye’ye yönelen güvenlik risklerini erken aşamada bertaraf etmek.
Bu model yalnızca askeri bir tercih değil; aynı zamanda jeopolitik bir zorunluluğun sonucu. Çünkü Türkiye, üç farklı güvenlik kuşağının kesiştiği bir coğrafyada bulunuyor:
Ortadoğu Doğu Akdeniz Karadeniz

Çok cepheli gerçeklik…

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin planlama yaklaşımında dikkat çeken bir diğer unsur ise çok cepheli operasyon kapasitesi varsayımı.
Bu varsayım, Türkiye’nin aynı anda farklı yoğunluklarda birden fazla askeri faaliyet yürütebilecek bir yapı kurmaya çalıştığını gösteriyor.
Teorik askeri planlamalarda bu durum genellikle üç seviyede ele alınıyor:
Büyük ölçekli konvansiyonel bir cephe Bir veya iki sınırlı bölgesel operasyon İç güvenlik faaliyetleri
Bu model, Türkiye’nin yalnızca sınır güvenliğine odaklanmadığını; aynı zamanda bölgesel krizlere hızlı reaksiyon verebilecek bir kapasite oluşturmayı hedeflediğini ortaya koyuyor.

Denizlerde yeni rekabet: Mavi Vatan tartışması…

Türkiye’nin askeri doktrininde son yıllarda en fazla tartışılan başlıklardan biri deniz stratejisi oldu.
Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları ve deniz yetki alanı anlaşmazlıkları, Türkiye’nin deniz kuvvetlerine yaptığı yatırımları hızlandırdı. Bu çerçevede ortaya çıkan “Mavi Vatan” yaklaşımı üç temel hedefe dayanıyor:
Doğu Akdeniz’de enerji ve deniz yetki alanlarının korunması Ege’de deniz dengelerinin sürdürülmesi Karadeniz’de güvenlik ve ticaret yollarının korunması
Yeni fırkateyn projeleri, denizaltı programları ve insansız deniz araçları bu stratejik çerçevenin önemli parçaları olarak görülüyor.

Drone çağı ve savunma sanayiinin dönüşümü…

Türkiye’nin askeri dönüşümünde en dikkat çeken alanlardan biri de insansız sistemler.
İHA ve SİHA teknolojileri artık modern savaşın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Türkiye de bu alanda önemli bir kapasite geliştirdi.

Bu sistemlerin üç temel işlevi bulunuyor:

keşif ve istihbarat hedef işaretleme düşük maliyetli hassas saldırı
Ancak teknolojinin tek başına savaş kazandırmadığını unutmamak gerekiyor. Askeri teknoloji ancak siyasi hedefler, lojistik kapasite ve diplomatik stratejiyle birleştiğinde gerçek anlamını kazanır.

NATO üyesi ama bağımsız bir aktör…

Türkiye’nin güvenlik mimarisindeki en hassas denge noktalarından biri NATO üyeliği ile stratejik otonomi arasındaki ilişki.
Türkiye, NATO’nun en büyük ordularından birine sahip. Buna rağmen bölgesel krizlerde çoğu zaman kendi stratejik önceliklerine göre hareket ediyor.
Bu durum zaman zaman ittifak içinde gerilimlere yol açsa da aynı zamanda Türkiye’nin dış politikasında daha bağımsız hareket etme arayışını da gösteriyor.

Savaş senaryoları ve gerçeklik…

Son dönemde kamuoyunda sıkça dile getirilen bazı savaş senaryoları var:
Ege’de bir askeri kriz Irak- İran’da geniş çaplı çatışma Karadeniz’de büyük güç rekabeti
Bu senaryolar tamamen imkânsız değil. Ancak uluslararası siyasette kriz ile savaş arasında önemli bir fark bulunur.
Aslında çoğu kriz, savaşı başlatmak için değil; savaşı önlemek için yönetilir.
Devletlerin askeri planları yalnızca savaş kazanmak için hazırlanmaz. Çoğu zaman amaç, çatışmayı sınırlamak ve diplomatik bir sonuca zorlamaktır.
Modern stratejinin en önemli hedeflerinden biri de budur: Savaşmadan kazanmak.

Savaşın toplumsal boyutu…

Savaş yalnızca cephede yaşanmaz.

Ekonomide, şehirlerde ve günlük yaşamda da hissedilir. Bu nedenle kriz anlarında toplumun psikolojik dayanıklılığı en az askeri kapasite kadar önemlidir.
Tarih bize şunu gösteriyor: Toplumlar ilk günlerde panik yaşayabilir. Ancak kısa sürede yeni bir denge kurarlar. Hayatın devam etme refleksi insanlık tarihinin en güçlü dinamiklerinden biridir.
Bu nedenle kriz dönemlerinde en kritik unsurlar şunlardır:
doğru bilgi yönetimi toplumsal dayanışma ekonomik istikrarın korunması

Devlet kapasitesi: Savaş kabinesi tartışması…

Modern savaşlar yalnızca cephelerde değil; aynı zamanda devlet kurumlarının koordinasyonunda da kazanılır.
Siber saldırılar, enerji krizleri, göç baskısı ve ekonomik manipülasyon gibi çok katmanlı tehditler, kriz anlarında hızlı karar alma mekanizmalarını zorunlu kılıyor.
Bu nedenle birçok ülkede uygulanan “savaş kabinesi” modeli kriz yönetiminde önemli bir araç olarak görülür. Amaç, geniş bürokratik yapılar yerine küçük ama etkili bir karar mekanizması kurarak devlet refleksini hızlandırmaktır.
Böyle bir yapı genellikle üç temel alanı aynı merkezde toplar:
askeri operasyon yönetimi diplomasi ve istihbarat koordinasyonu ekonomik kriz yönetimi
Modern krizlerde devletin başarısı çoğu zaman silah gücünden çok kurumsal dayanıklılığına bağlıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan riyasetinde Dışişleri, İçişleri, Milli Savunma, Adalet, Hazine ve Maliye Bakanları ile Genelkurmay ve Milli İstihbarat Teşkilatı başkanlarının da yer aldığı Savaş Kabinesi hazır vaziyette muhtemelen.

Türkiye’nin jeopolitik avantajı…

Türkiye zor bir coğrafyada bulunuyor. Ancak bu coğrafya aynı zamanda önemli stratejik avantajlar da sunuyor.
Türkiye;
enerji yollarının üzerinde küresel ticaret hatlarının kesişim noktasında üç kıtanın bağlantı merkezinde yer alıyor.
Boğazlar, Doğu Akdeniz, Kafkasya ve Ortadoğu hattı Türkiye’yi küresel jeopolitiğin kritik ülkelerinden biri haline getiriyor.

Soğukkanlı bir sonuç…

Türkiye’nin güvenlik politikası önümüzdeki yıllarda iki temel ilkeye dayanmak zorunda: güçlü caydırıcılık ve aktif diplomasi.
Savaş ihtimali hiçbir zaman tamamen ortadan kalkmaz. Ancak modern devletlerin gerçek başarısı savaş kazanmak değil; savaşı gereksiz kılacak bir güç dengesi kurabilmektir.
Bugün Ankara’nın önündeki en büyük sınav da tam olarak budur. Askeri kapasiteyi güçlendirirken aynı zamanda diplomasiyi canlı tutmak. Çünkü tarih bize şunu defalarca gösterdi:
Gerçek zafer, savaş meydanında değil, savaşa gerek kalmayan bir düzen kurulduğunda kazanılır. Nihayetinde büyük savaş yaklaşıyor. Türkiye her daim hazır vaziyette; bekliyor.

.

Mehmet Yıldırım, dikGAZETE.com

YAZARIN DİĞER YAZILARI