?>

Hudut sınırı dar gelirken; Balkanlardan Ankara’ya uzanan diplomasi

Mehmet Yıldırım

3 hafta önce

Hudut sınırı dar gelirken; Balkanlardan Ankara’ya uzanan diplomasi

Ellerin yurdunda çiçek açarken
Bizim İl'e kar geliyor gardaşım.
Bu hududu kimler çizmiş gönlüme?
Dar geliyor, dar geliyor gardaşım” der, Merhum Abdurrahim Karakoç; Kara Haber adlı şiirinde.
“Bu hududu kimler çizmiş gönlüme? Dar geliyor, dar geliyor gardaşım
Burada “hudut” (sınır) kelimesi önemli. Şair, hem gerçek sınırları (coğrafi, siyasi) hem de insanın kaderine çizilen görünmez sınırları sorgular.
Gönlüme çizilen hudut” ifadesi:
Özgürlüğün kısıtlanması İmkânların daraltılması Hayallerin engellenmesi; anlamına gelir.

Bu bir durum tespiti ve sorgulamadır.

Dar geliyor, dar geliyor gardaşım.”
Bu tekrar, bunalmışlık ve çaresizlik duygusunu güçlendirir. Şair hem fiziksel hem ruhsal olarak sıkışmış hisseder.
Gardaşım” hitabı ise:
Samimiyet Halk dili Toplumsal bir ortak acı vurgusu taşır. Yani bu sadece şairin değil, halkın ortak sıkıntısıdır.
Karakoç burada bireysel bir duygudan çok toplumsal bir serzeniş dile getirir.
Eskişehir Mihalgazi Belediye Başkanı Zeynep Güneş Akgün’ün Anadolu’nun saf ve temiz halini yansıtan şalvar-beyaz tülbentli kıyafeti yüzünden hakir görülmesi; yeni bir tartışmayı başlattı.
Bu memlekette başörtüsü kamusal alanda serbest mi?” Laikliğin baskı unsuru olarak kullanıldığı uzun yıllar boyu, kamusal alanda; başörtüsü yasaktı.
AK Parti Hükümeti, 2013’te bir kararname ile kamusal alanda başörtüsü yasağını kaldırdı. İleriki yıllarda ise yargı, emniyet ve silahlı kuvvetler gibi teknik kurumlarda da kadın personel için başörtüsü serbestliği getirildi.
Fakat, son yaşanan olayda Mihalgazi Belediye Başkanı Zeynep Güneş Akgün’ün dile getirdiği haklı talebi, bir gerçeği dile getiriyor; “Bu ülkede kılık kıyafetin bir anayasal hak haline gelmesi gerekiyor, bir an önce sivil anayasaya geçilsin.”
Günün sonunda anlaşılıyor ki tüm ilerlemeye rağmen Türkiye’nin acilen Anayasa değişikliğine ihtiyacı var. Darbe izi gün gibi anayasanın üzerinde duruyor. Silinmesi/resetlenmesi lazım.

Temsili bir anayasa taslağı hazırlarsak;

Madde 1 – İnsan Onuru Her birey, doğuştan eşit haklara sahiptir. İnsan onuru dokunulmaz ve korunur. Devlet, tüm yasalarını ve uygulamalarını insan onuruna saygı temelinde yürütür.
Madde 2 – Yaşam Hakkı ve Güvenlik Herkes yaşama, kişisel güvenliğe ve bedensel bütünlüğe sahiptir. Hiç kimse keyfi olarak yaşamından veya özgürlüğünden mahrum bırakılamaz.
Madde 3 – Eşitlik ve Ayrımcılık Yasağı Hiç kimse; cinsiyet, etnik köken, dil, din, engellilik, yaş, cinsel yönelim veya diğer herhangi bir nedenle ayrımcılığa uğrayamaz. Devlet, eşitliği sağlamakla yükümlüdür.
Madde 4 – Özgürlükler Düşünce, ifade, vicdan, din ve inanç özgürlüğü sınırlama olmadan güvence altındadır. Her birey, kendini özgürce ifade edebilir ve eleştirebilir.
Madde 5 – Özel Hayatın ve Mahremiyetin Korunması Herkesin özel hayatına, aile yaşamına ve kişisel verilerine saygı gösterilir. Keyfi gözetim, dinleme ve kayıt yasaktır.
Madde 6 – Adil Yargılanma Hakkı Herkes, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde adil yargılanma hakkına sahiptir. Tutuklama ve ceza ancak yasalar çerçevesinde, haklı gerekçelerle yapılabilir.
Madde 7 – Sosyal ve Ekonomik Haklar Herkes eğitim, sağlık, barınma, iş ve sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, yaşam standardını yükseltmek için eşit erişim sağlar.
Madde 8 – Katılım ve Temsil Hakkı Herkes, siyasi süreçlere ve kamu kararlarına katılma hakkına sahiptir. Temsil hakkı, özgür seçimler ve şeffaf yönetimle güvence altındadır.
Madde 9 – Çevre ve Gelecek Nesillerin Hakları Doğal çevrenin korunması, sağlıklı bir yaşam hakkının parçasıdır. Devlet, gelecek nesillerin haklarını gözetmekle yükümlüdür.
Madde 10 – Hakların Korunması ve Denetim Herkes, hak ihlallerine karşı başvuruda bulunabilir. Devlet, bağımsız insan hakları kurumları ve etkin denetim mekanizmaları ile hakları güvence altına alır.
Ve bir de ‘BİZ’e dar gelen anayasanın değiştirilemez ve tartışılamaz ilk üç maddesi. Türkiye’nin bölgesel ve küresel düzlemde önünü tıkayan/ darlaştıran durum.
Selçuklu ve Osmanlı sayfası kapandı ama o muhteşem günlerin hikayesi tekrar sahneye alınacak. Öncelikle anayasa değişikliği elzem.
Ulus- devlet dili yetmiyor; dar geliyor.
Selam olsun Büyük Anadolu İmparatorluğuna... Selam olsun; Türk- Kürt, Türk-Balkan, Türk- Türkistan, Türk-Kafkas, Türk-Arap-Afrika, Türk-Doğu Akdeniz İttifakına: Türkiye bir çekim alan/ 3. Kutup...
Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’in Ankara ziyareti, sıradan bir diplomatik temas olmanın ötesinde bir anlam taşıyor. Bu buluşma, Türkiye’nin Balkanlar’a verdiği önemin ve bölgede izlediği “aktif denge” politikasının yeni bir göstergesi niteliğinde.
Türkiye ile Balkanlar arasındaki bağlar, tarihsel olarak derin. Ancak bugün kurulan ilişkiler, nostaljik bir geçmiş vurgusundan çok daha fazlasına dayanıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Balkanları asla ihmal etmedik” sözleri, aslında Ankara’nın bu coğrafyayı stratejik bir öncelik olarak gördüğünü açıkça ortaya koyuyor.
Küresel belirsizliklerin arttığı bir dönemde Türkiye, Balkanlar üzerinden hem Avrupa ile bağlarını canlı tutmak hem de bölgesel etkisini güçlendirmek istiyor.
İlişkilerin en somut ayağı ise ekonomi. Türkiye ile Sırbistan arasındaki ticaret hacmi 3,5 milyar dolara ulaşmış durumda ve hedef 5 milyar dolar. Türk şirketlerinin Sırbistan’daki yatırımları artarken, karşılıklı turizm ve altyapı projeleri de dikkat çekiyor. Ekonomik iş birliği yalnızca kazanç üretmiyor; aynı zamanda siyasi güveni de besliyor. Yatırım yapan ülke, masada daha güçlü ve kalıcı bir yer ediniyor.
Ancak tablo sadece ticaretten ibaret değil. Savunma sanayii ve teknoloji alanındaki temaslar, iki ülkenin ilişkilerini daha stratejik bir zemine taşıyor. Türkiye, Balkanlar’da sadece yatırımcı değil; güvenlik alanında da söz sahibi bir aktör olmak istiyor. Bu da Ankara’nın dış politikada daha bağımsız ve çok yönlü bir çizgi izlediğini gösteriyor.
Sırbistan açısından bakıldığında ise Türkiye ile yakınlaşma, dış politikada manevra alanını genişletmenin bir yolu. Belgrad; Avrupa Birliği, Rusya, Çin ve Türkiye ile dengeli ilişkiler kurarak çok yönlü bir diplomasi yürütüyor. Ankara ile geliştirilen bağlar hem ekonomik çeşitlilik sağlıyor hem de bölgesel konularda alternatif bir diyalog kanalı açıyor.
Elbette Balkanlar hassas bir coğrafya. Bosna-Hersek ve Kosova’nın istikrarı, Sancak bölgesi ve etnik dengeler gibi konular dikkatle yönetilmesi gereken başlıklar. Türkiye’nin Boşnak siyasetindeki etkisi, Sırbistan’ın ise kendi ulusal çıkarları doğrultusunda izlediği politika, zaman zaman ince bir diplomatik denge gerektiriyor. Ankara ile Belgrad arasındaki açık iletişim, bu hassasiyetlerin yönetilmesinde önemli rol oynayabilir.
Sonuç olarak Vučić’in Ankara ziyareti, iki ülke arasındaki ilişkilerin ötesinde bir anlam taşıyor. Bu temas, Türkiye’nin Balkanlar’da artan rolünü; Sırbistan’ın ise çok yönlü diplomasi arayışını yansıtıyor. Ekonomi, güvenlik ve enerji başlıklarının iç içe geçtiği bu denklemde; Ankara ile Belgrad arasındaki her görüşme yalnızca ikili değil, bölgesel sonuçlar da doğurma potansiyeline sahip.
Balkanlar’da diplomasi, artık sadece geçmişin hatıralarıyla değil, geleceğin stratejik hesaplarıyla şekilleniyor.

.

Mehmet Yıldırım, dikGAZETE.com

YAZARIN DİĞER YAZILARI