Mehmet Yıldırım yazdı;
Geleceği inşa etmek: Yusuf Tekin döneminde eğitimin dönüşüm hikâyesi
Tarihin yönünü bazen savaşlar değiştirir.
Ama medeniyetlerin kaderini sınıflar belirler.
Bugün dünyanın büyük güçleri sadece teknolojiye, savunma sanayisine veya ekonomiye yatırım yapmıyor. Asıl rekabet, geleceğin insanını yetiştirme yarışında yaşanıyor. Çünkü yapay zekâ çağında en değerli sermaye artık doğal kaynaklar değil, nitelikli insan kaynağıdır.
Hükümetler en çok Milli Eğitim üzerinden eleştirilir. Çünkü geniş halk kitleleri yani toplum önce Milli Eğitim ile yüzgöz olmaktadır.
Türkiye'nin eğitim politikalarında son dönemde yaşanan değişimi de bu küresel rekabet perspektifinden okumak gerekiyor.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin döneminde dikkat çeken en önemli unsur, yalnızca yeni yönetmelikler ya da müfredat düzenlemeleri değil; eğitimin temel sorusunun yeniden gündeme taşınmasıdır.
Nasıl bir eğitim sistemi kuracağız? sorusunun yerini giderek "Nasıl bir nesil yetiştireceğiz?" sorusu alıyor.
Aslında bütün stratejik dönüşüm de burada başlıyor.
Çünkü eğitim yalnızca bilgi aktarma işi değildir. Aynı zamanda bir ülkenin gelecek tasavvurunu inşa etme sürecidir.
Bilginin saniyeler içinde ulaşılabilir hale geldiği, yapay zekânın üretim biçimlerini değiştirdiği yeni çağda; ezbere dayalı eğitim modellerinin tek başına yeterli olmayacağı birçok ülkede tartışılıyor. Artık mesele bilgi yüklemek değil; bilgiyi kullanabilen, analiz edebilen, üretebilen ve değişime uyum sağlayabilen bireyler yetiştirebilmektir.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli de bu arayışın eğitim alanındaki yansıması olarak değerlendirilebilir. Bilgiyi beceriyle, akademik gelişimi değer eğitimiyle birlikte ele alan yaklaşım, eğitim sistemini sadece sınav başarısı üzerinden değil, insan yetiştirme hedefi üzerinden yeniden tanımlama iddiası taşıyor.
Bu dönüşümün ikinci ayağı ise öğretmen.
Çünkü güçlü eğitim sistemlerinin ortak paydası güçlü öğretmendir.
Öğretmen akademileri, kariyer basamakları ve mesleki gelişime yönelik çalışmalar, öğretmenin sistemdeki rolünü yeniden güçlendirmeyi amaçlayan uzun vadeli politikalar olarak öne çıkıyor. Eğitimin merkezine yeniden öğretmeni yerleştirme çabası dikkat çekiyor.
Benzer bir yaklaşım mesleki eğitimde de görülüyor.
Türkiye, yalnızca diploma veren değil; üretime nitelikli insan kazandıran bir eğitim sistemi oluşturmayı hedefliyor. Okul ile sanayi arasındaki iş birliklerinin artırılması, uygulamalı eğitimin güçlendirilmesi ve gençlerin istihdama hazırlanmasına yönelik adımlar, kalkınmanın insan kaynağını güçlendirme stratejisinin parçaları olarak okunabilir.
Bunun yanında okul iklimine yönelik uygulamalar da dikkate değer.
Cep telefonu kullanımına getirilen düzenlemeler, devamsızlık konusunda daha disiplinli bir yaklaşım benimsenmesi ve Türkçenin dört temel dil becerisi üzerinden yeniden merkeze alınması, öğrenme ortamını daha verimli hale getirmeyi amaçlayan politikalar arasında yer alıyor.
Elbette eğitim gibi toplumun tamamını ilgilendiren bir alanda farklı görüşlerin ortaya çıkması doğaldır.
Reformlar tartışılır.
Yöntemler eleştirilir.
Uygulamalar sorgulanır.
Ancak eğitim politikalarının gerçek başarısı, açıklandıkları günkü tartışmalarla değil; yıllar sonra yetişen nesillerle ölçülür.
Bugün ilkokul sıralarında oturan çocuklar, yarının mühendisleri, bilim insanları, öğretmenleri, girişimcileri ve devlet yöneticileri olacak.
Bu nedenle eğitimde alınan her karar, aslında Türkiye'nin gelecek vizyonuna ilişkin stratejik bir tercihtir.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında yeni müfredatta kavramları milli ve tarihsel gerçekliklere dayandırmak amacıyla yeniden düzenledi.
Belleğe ve bilinçaltına yerleştirilen kavramların değiştirilmesi basit olsa da büyük bir devrimdir. Toplumun zihnine yerleşen kavramlar sökülüp atılmıştır.
Bu kapsamda "Haçlı Seferleri" doğrudan bir istilayı belirtmek için Haçlı Saldırıları, Batı merkezli "Orta Asya" ifadesi milli kimliği vurgulayan Türkistan, "Coğrafi Keşifler" Batı'nın yayılmacılığını netleştiren Sömürgeciliğin Başlangıcı, "Bizans" ise tarihsel doğruluğu adına Doğu Roma olarak değiştirildi; ayrıca "Tehcir Kanunu" yerine Osmanlı arşivlerindeki özgün adı olan Sevk ve İskân Kanunu tercih edildi.
Yeni müfredatla birlikte din eğitimi derslerinin içeriğinde ibadetlerin sadece şekli boyutları değil; bireysel ve toplumsal hayata kazandırdığı ahlaki değerler (ihlas, niyet, sorumluluk vb.) öne çıkarılmıştır.
Yusuf Tekin dönemine bu açıdan bakıldığında ortaya çıkan tablo, günü yönetmekten çok geleceği planlama arayışına işaret ediyor. Eğitim sistemini yalnızca idari düzenlemelerle değil, zihniyet değişimi üzerinden yeniden konumlandırma hedefi öne çıkıyor.
Bu hedeflerin kalıcı sonuç üretip üretmeyeceğini ise zaman gösterecek.
Çünkü eğitimde gerçek başarı, değişen yönetmeliklerde değil; değişen insan profilinde görülür.
Devletler bugünü ekonomiyle yönetebilir.
Güvenliğini savunma sanayisiyle sağlayabilir.
Diplomasisini dış politikayla güçlendirebilir.
Ama bütün bunların sürdürülebilirliği, sınıfta yetişen insanın niteliğine bağlıdır.
Bir milletin gerçek yükselişi, bütçe rakamlarında değil; okul sıralarında başlar.
Ve geleceği kazanan ülkeler, bunu önce eğitimde başarırlar.
Sonuç olarak Yusuf Tekin, bürokratik dengelerin gölgesinde kalmayan, cesur kararlar almaktan çekinmeyen ve eğitimin özüne dönmeyi hedefleyen bir idari çizgi çiziyor. Bu köklü değişim dalgası; kendi kültüründen beslenen, milli değerleriyle barışık ama evrensel dünya ile rekabet edebilen yeni bir neslin sessiz ama güçlü mimarisini inşa ediyor.
Not: Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e Açık Çağrı:
1- Okullarda ibadet için kolaylık sağlanması yani Müslümanlar için mescitlerin açılma zorunluluğu takdire şayandır. Seksenli yılların sonunda okuduğum lisede mescit olarak Harita Odasını kullanmıştık.
2- Sigara İle Mücadele: Milli Eğitimle ilgili resmi ve özel kurumlarının kapı önünde yani sokakta görünür bir yerde öğretmenlerin sigara içmesi engellenmelidir. Bu çerçevede özel gelişim kurslarının bina etrafında öğrencilerin sigara içmesi de denetlenmelidir.
3- Büyükşehirlerde artan nüfusa rağmen Nitelikli Liselerde kontenjanlar düşürüldü. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin; Lise kontenjanlarının arttırılması hususunu ivedilikle gözden geçirmelidir.