Mehmet Yıldırım yazdı;
Stratejik gereklilik, jeopolitik sürtüşme arasında Avrupa'nın güvenlik mimarisi ve Türkiye
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 9 Mayıs Avrupa Günü dolayısıyla yayınladığı mesajda; “Küresel ölçekte etkileri hissedilen savaşlar ve ekonomik zorluklar, AB'nin daha kapsayıcı ve birleştirici politikalar izlemesini zaruri hale getirmiştir. Türkiye'nin hak ettiği yeri almadığı bir Avrupa mimarisinin eksik kalacağı, krizleri yönetme kapasitesinde zafiyet yaşayacağı açıktır” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa’nın yüzleştiği hakikati dile getirmiş oldu.
2026 yılının ortalarına doğru ilerlerken; Avrupa artık eski Avrupa değil. Ukrayna’daki savaşın gölgesi, kıtanın üzerine çökmüş; Orta Doğu’daki fay hatları yeniden kırılmış ve enerji hatları bıçak sırtında. Avrupa, kendi güvenliğini yeniden inşa etmeye çalışırken diğer taraftan ihtiyaç duyduğu enerjiyi tedarik için çok tanıdık ama bir o kadar da “zorlu” bir kapıyı çalmak zorunda kalıyor: Türkiye.
Yıllarca Brüksel koridorlarında Türkiye’nin AB üyeliği bir "dosya" olarak tozlu raflarda bekletildi. Ancak bugün gelinen noktada mesele artık bir üyelik müzakeresi değil; bir hayatta kalma stratejisidir. Avrupa güvenliği, Ankara’yı dışarıda bırakan her senaryoda "yarım" kalmaya mahkumdur.
Stratejik bir zorunluluk!..
Avrupa’nın uzun süredir sığındığı "ekonomik bağımlılık savaşı engeller" ya da "ABD bizi sonsuza dek korur" varsayımları çöktü. Şimdi sahada sert güç konuşuyor. NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip olan Türkiye; Karadeniz’den Akdeniz’e, Kafkaslar’dan Orta Doğu’ya kadar uzanan devasa bir güvenlik duvarının tam merkezinde yer alıyor.
Ukrayna krizinde Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni titizlikle uygulayan, tahıl koridoruyla dünyayı açlıktan kurtaran ve Rusya ile Ukrayna arasında konuşabilen tek aktör olan bir Türkiye, Avrupa için sadece bir "komşu" değil, vazgeçilmez bir "stratejik nefes borusu"dur.
Türkiye sadece haritada yerini ve etki alanını çizmekle yetinmiyor; güç gösterisi ve agresif diplomasi ile durduğu yeri işaretliyor. Avrupa, Türkiye’yi çevresel bir aktör olarak görüp dışlarsa, kendi güney kanadını savunmasız bırakma riskiyle karşı karşıya kalacak.
Savunmada Türk imzası…
2026 itibarıyla Türk savunma sanayisinin ulaştığı nokta, bu ilişkiyi sadece bir güvenlik ihtiyacından çıkarıp, teknolojik bir ortaklığa dönüştürdü. İnsansız hava araçlarından beşinci nesil savaş uçağı KAAN’a kadar Türkiye, artık sadece silah satın alan değil; Avrupa cephaneliklerini tahkim eden bir tedarikçi konumunda. Polonya ve Romanya gibi ülkelerin, Türk savunma teknolojilerine olan ilgisi, askeri pragmatizmin siyasi çekinceleri çoktan geride bıraktığını kanıtlıyor.
Avrupa ile Türkiye arasındaki temel sorunlar…
Elbette ilişkiler sadece stratejik ihtiyaçlardan ibaret değil. Ankara ile birçok Avrupa başkenti arasında ciddi güvensizlikler de bulunuyor.
En büyük gerilim alanlarından biri Doğu Akdeniz. Türkiye ile Yunanistan arasındaki deniz yetki alanı tartışmaları ve Kıbrıs sorunu; NATO içinde bile kriz riski oluşturuyor.
Bir diğer sorun ise Avrupa’nın “stratejik özerklik” arayışı. Avrupa Birliği, son yıllarda ABD’ye bağımlılığı azaltmak istiyor. Ancak Ankara, bazı Avrupa savunma projelerinin Türkiye’yi dışlamaya çalıştığını düşünüyor.
Göç konusu da ilişkileri zorluyor. Avrupa, düzensiz göçü kontrol etmek için Türkiye’ye ihtiyaç duyarken; Ankara ise bunun karşılığında daha fazla siyasi destek ve ekonomik işbirliği bekliyor. Bu durum zaman zaman ilişkileri ortaklıktan çok pazarlık ilişkisine dönüştürüyor.
Sonuç: Köprü mü, duvar mı?
Türkiye ve Avrupa arasındaki ilişki, artık romantik beklentilerden arınmış, "soğuk bir gerçekçilik" üzerine inşa edilmek zorunda. Avrupa’nın Rus yayılmacılığına karşı koyması ve enerji hatlarını güvenceye alması için Türkiye’nin stratejik derinliğine ihtiyacı var. Türkiye’nin ise ekonomik istikrar ve küresel denge için Avrupa ile entegrasyona ihtiyacı baki.
Kısacası; Avrupa barışı, Brüksel’in Ankara’yı bir "sorun" olarak görmeyi bırakıp, onu kalıcı ve stratejik bir müttefik olarak mimariye dahil etme becerisine bağlıdır. Unutmamak gerekir ki; jeopolitik depremlerin yaşandığı bir çağda, sadece duvar örenler değil, köprü kurabilenler ayakta kalacaktır.
Türkiye, Avrupa için kolay bir ortak değil. Ancak vazgeçilmez bir ortak olduğu da giderek daha net ortaya çıkıyor.
Yeni dönemde Avrupa güvenliği, idealist söylemlerden çok jeopolitik gerçekçilik üzerine kurulacak gibi görünüyor. Bu gerçekliğin merkezinde ise Türkiye var.
Önümüzdeki yıllarda asıl belirleyici soru şu olacak:Avrupa ve Türkiye, krizlerle dolu bu ilişkiyi kalıcı bir stratejik ortaklığa dönüştürebilecek mi?
Çünkü artık güvenlik sadece sınırlarla değil; enerji yolları, göç hareketleri, bölgesel savaşlar ve kırılgan ittifaklarla şekilleniyor. Ve böyle bir dünyada köprü kurabilen ülkeler, duvar örenlerden daha fazla önem kazanıyor.
.
Mehmet Yıldırım, dikGAZETE.com