Mehmet Yıldırım yazdı;
Durand Hattı’nda yeni düğüm: Asya’nın kronik krizinde Türkiye’nin dengeli diplomasi sınavı
Gün geçmiyor ki, uluslararası basına Afganistan ve Pakistan arasındaki çatışma haberleri yansımasın. Bir tarafta askerler ölürken diğer tarafta siviller ölüyor.
Halbuki Müslüman olan bu iki devlet, ortak tarihi geçmişe ve aynı kültüre sahip. Farklı etnik kimlikleri barındırsa da sınırın her iki tarafında akraba toplulukları barındırıyor.
Uluslararası ilişkilerde bazı sınırlar vardır ki sadece haritaları değil, halkların kaderini ve bölgelerin geleceğini de ikiye böler.
Bugün Güney Asya’nın en kırılgan fay hatlarından biri, tam da böyle bir mirasın üzerinde yeniden hareketleniyor: Durand Hattı. 1893 yılında Britanya tarafından çizilen, Peştun nüfusunu ikiye bölen ve Afganistan tarafından hiçbir zaman resmi olarak tanınmayan bu yapay sınır; Pakistan-Afganistan ilişkilerinde bugün yine askeri tırmanışın ve karşılıklı hava saldırılarının merkez üssü konumunda.
Ancak kriz, sadece sömürge döneminden kalma bir sınır anlaşmazlığından ibaret değil. Karşımızda terör tehdidi, bölgesel rekabetler ve düzensiz göç dalgalarıyla örülmüş, çok katmanlı bir jeopolitik kördüğüm var.
Güvenliğin kırılgan sacayağı: Terör, ekonomi ve bölgesel riskler…
Bugün yaşanan gerilimin en sıcak fitili, karşılıklı suçlamalarla harlanan güvenlik açığıdır. Pakistan, kendi topraklarında kanlı eylemler düzenleyen Tehrik-e-Taliban Pakistan (TTP) unsurlarının Afganistan’da barındığını ve Taliban yönetiminden destek gördüğünü iddia ediyor.
Kabil ise bu suçlamaları kesin bir dille reddediyor. Geçmişte Pakistan’ın "stratejik derinlik" sağlama amacıyla desteklediği yapıların, bugün kendi sınır güvenliğini tehdit eden asimetrik bir unsura dönüşmesi ise tarihin ironik bir cilvesi.
Bu kronik gerilim, iki komşunun sınır hattında tam ölçekli bir savaşı tetikler mi? Sahadaki dinamikler, topyekûn bir savaştan ziyade; hava operasyonları, vekalet unsurları ve sınır çatışmalarıyla süren kronik, düşük yoğunluklu bir yıpratma sürecini en olası senaryo olarak önümüze koyuyor. Ancak bu düşük yoğunluklu gerilimin bile bölgesel maliyeti oldukça ağır:
Pakistan Açısından: Ülke içeride derin bir ekonomik kriz ve siyasi istikrarsızlıkla boğuşurken, batı sınırında yeni bir cephenin açılması iki cepheli (Hindistan ve Afganistan) bir güvenlik baskısı yaratıyor. Bu durum, İslamabad’ın Çin’e ve özellikle Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) projelerine olan stratejik bağımlılığını daha da artırabilir.
Taliban Açısından: Uluslararası meşruiyet arayışı zedelenirken, içerideki insani kriz derinleşiyor. En tehlikelisi ise, bu otorite boşluğundan beslenen DAEŞ-Horasan gibi radikal örgütlerin bölgede daha fazla zemin kazanma riski.
Bölgesel Aktörler: Pekin yönetimi bölgedeki milyarlarca dolarlık yatırımlarını koruma güdüsüyle; Yeni Delhi ise Pakistan’ın batıya sıkışmasından stratejik bir avantaj devşirme amacıyla süreci yakından izliyor. Sürece ABD-İngiltere/ Fransa da dahil olmak isteyebilir.
Ankara'nın Masası: Taraf olmak mı, kolaylaştırıcı kalmak mı?
Peki, Asya’nın bu en zorlu coğrafyasındaki gerilim, binlerce kilometre uzaktaki Türkiye’yi neden ve nasıl ilgilendiriyor?
Ankara için bu krizin iki doğrudan yansıması var: Göç ve Terör. Afganistan hattında yaşanacak yeni bir istikrarsızlık dalgası, İran toprakları üzerinden doğrudan Türkiye’ye yönelecek yeni bir düzensiz göç baskısı anlamına geliyor.
Eş zamanlı olarak, bölgede güç kazanacak radikal terör örgütlerinin; Türkistan üzerinden yaratacağı güvenlik riskleri de Türkiye’nin radarına girmek zorunda.
Tam da bu noktada, Türkiye’nin krizdeki pozisyonu hayati bir önem kazanıyor. Ankara'nın Pakistan ile köklü tarihsel ve savunma sanayii bağları olduğu bir sır değil. Ancak Türkiye’nin bu krizdeki asıl gücü ve avantajı, taraflardan birinin safına geçmek değil; her iki başkentle de konuşabilen dengeleyici, güvenilir ve kolaylaştırıcı bir diplomasi yürütebilmesidir.
Stratejik Öncelik: Türkiye için en rasyonel hat; Durand Hattı'nın hukuki statüsü gibi çözülmesi neredeyse imkânsız olan tarihsel çelişkileri ilk günden masaya getirmek yerine; sınır güvenliği, ortak kriz yönetimi ve insani iş birliği gibi pratik alanlarda kademeli bir güven inşasına öncülük etmektir.
Barış, haritada aceleyle çizilen çizgilerle değil; devletlerin ortak çıkarları ve ekonomik karşılıklı bağımlılıkları keşfetmesiyle inşa edilir. Türkiye, tarafsız kolaylaştırıcı kimliğini sahadaki istihbari ve diplomatik esnekliğiyle birleştirebildiği ölçüde, hem kendi sınırlarına yönelecek göç ve terör riskini kaynağında göğüsleyecek hem de krizlere sadece tepki veren değil, Asya’nın en derin krizlerini bile yönetebilen küresel bir diplomasi merkezi olma konumunu pekiştirecektir.
Asıl mesele artık Türkiye'nin bu masayı kurup kuramayacağı değil; Kabil, İslamabad ve bölgesel aktörlerin, Ankara'nın sunduğu bu rasyonel ve çok boyutlu barış modeline ne kadar hazır olduğudur.
Eğer Ankara, taraflar arasında sürdürülebilir güven mekanizmaları oluşturabilirse, bu yalnızca Afganistan ile Pakistan arasında yeni bir diyalog döneminin başlamasını sağlamayacaktır. Aynı zamanda Türkiye'nin krizlere tepki veren bir ülke olmaktan çıkıp, krizleri yönetebilen ve çözüm üretebilen bir diplomasi merkezi olarak uluslararası sistemdeki konumunu daha da güçlendirebilecektir.
Asıl mesele artık yalnızca "Türkiye arabuluculuk yapabilir mi?" sorusu değildir. Daha önemli soru şudur: Küresel siyaset, Ankara'nın güven inşa eden çok boyutlu diplomasi modelini yeni bir bölgesel barış paradigması olarak değerlendirmeye hazır mı?
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ateşkes çağrısı yapmasına rağmen sonuç alınamaz. Her iki ülke de doğrudan birbirine güvenmediği için üçüncü bir ülkenin kolaylaştırıcılığına ihtiyaç duyar.
Hem Kabil hem İslamabad ile diplomatik ilişkilerini sürdürebilen, daha önce Rusya-Ukrayna, Somali-Etiyopya ve birçok bölgesel krizlerde arabuluculuk tecrübesi bulunan Türkiye devreye girer.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın davetiyle taraflar Ankara'da buluşmayı kabul eder. Dışişleri Bakanı hakan Fidan veya Milli istihbarat Başkanı İbrahim Kalın bu meselenin altından kalkabilecek kapasiteye sahiptir.
Eğer Ankara, Durand Hattı’nın gölgesinde bir "başarı simülasyonu" gerçekleştirebilirse, bu sadece iki komşunun barışması olmayacak; aynı zamanda "Türkiye Yüzyılı" diplomasisinin, Asya’nın en derin krizlerini bile çözebilecek bir "küresel standart" haline geldiğinin tescili olacaktır.
.
Mehmet Yıldırım, dikGAZETE.com
https://www.cumhuriyet.com.tr/dunya/kirilgan-ateskes-coktu-pakistan-dan-afganistan-a-saldiri-
https:https://www.dawn.com/news/2011627/epistemic-terrorism//www.bakhtarnews.af/