Mehmet Yıldırım yazdı;
Anadolu merkezli yeni bir bölgesel düzen; NATO Zirvesinde gündeme gelir mi?
“21. yüzyılın büyük rekabeti artık toprak kazanmak değil, bölgeleri birbirine bağlayabilmektir. Dünya, lojistik ağlarla birbirine bağlanacak.”
Soğuk Savaş'ın bitişiyle kurulan tek kutuplu dünya düzeni artık ömrünü tamamlıyor. ABD’nin mutlak hâkimiyetine dayanan sistem; yerini çok kutuplu ve bölgesel güç merkezlerinin öne çıktığı yeni bir jeopolitik dengeye bırakıyor.
Bugün dikkat çekici olan yalnızca büyük güçlerin rekabeti değil; bölgesel aktörlerin kendi güvenlik, ekonomi ve diplomasi mimarilerini inşa etme çabalarıdır. Avrupa Birliği, bunun en başarılı örneğini oluştururken; Körfez ülkeleri, ekonomik bütünleşmeyi derinleştiriyor, Asya'da yeni ticaret koridorları şekilleniyor.
Peki Türkiye bu değişimin neresinde duruyor?
Son yirmi yılda savunma sanayisinden enerji diplomasisine, ulaştırma koridorlarından kriz yönetimine kadar geniş bir alanda kapasitesini artıran Türkiye, artık yalnızca sınırlarını koruyan bir ülke değil; Balkanlar, Karadeniz, Kafkasya, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu arasında denge kurabilen bölgesel bir güç konumuna geldi.
Tam da bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor:
Ankara, geleceğin bölgesel düzeninin koordinasyon merkezi olabilir mi?
Bu soruya cevap ararken romantik imparatorluk hayallerine değil; jeopolitiğin gerçeklerine bakmak gerekiyor.
Türkiye merkezli bir konfederasyon ya da eyalet sistemini bugünün siyasi şartlarında gerçekleşecek bir proje olarak görmek gerçekçi değildir. Ancak bunu bir stratejik düşünce egzersizi olarak ele aldığımızda ortaya dikkat çekici bir tablo çıkıyor.
Simüle edilen modelde Ankara siyasi koordinasyon merkezi, İstanbul ise finans ve ticaretin başkenti olurken; Balkanlar, Kafkasya, Doğu Akdeniz ve Mezopotamya ortak ekonomik ve güvenlik havzaları hâline geliyor.
Merkezi yapı sadece savunma, dış politika, sınır güvenliği ve makroekonomiyi koordine ediyor; bölgesel yönetimler ise eğitimden kültüre, adaletten yerel kalkınmaya kadar geniş bir özerkliğe sahip oluyor.
Anadolu Merkezli Bölgesel Federasyon (AMBF)
Bu model, eski imparatorluk sınırlarını romantik bir şekilde canlandırma çabası değil; Avrupa Birliği tarzı ekonomik entegrasyon ile ABD tarzı federal parlamento yapısını harmanlayan hibrit bir 21. yüzyıl simülasyonudur.
Aslında bu model, eski imparatorlukların güncellenmiş bir versiyonu değil; Avrupa Birliği'nin ekonomik entegrasyonunu, federal sistemlerin kurumsal yapısıyla birleştiren hibrit bir yönetim tasavvurudur.
Yönetim Yapısı: Ankara’nın Koordinasyonu, Eyaletlerin Özerkliği...
Tasarlanan bu modern modelde egemenlik hiyerarşik bir baskı aracı değil, bir koordinasyon mekanizmasıdır. Ankara, federasyonun siyasi başkenti; İstanbul ise finansal kalbidir. Sistemin sürdürülebilirliği iki kademeli bir güçler ayrılığına dayanır:
Jeopolitik Merkezi (Federal) Yönetim (Ankara): Sadece ortak savunma, dış politika, makroekonomi, sınır güvenliği ve ortak para birimi olan Anadolu Lirası/ Dinarı’nın yönetiminden sorumludur.
Eyalet Yönetimleri: Eğitim, iç güvenlik, kültür, adalet ve yerel kalkınmada tamamen bağımsızdır (merkeziyetçi olmayan / decentralized yapı).
Siyasi denge ise iki kamaralı bir federal parlamento ile korunur: Nüfusa göre temsil sağlayan bir Halk Meclisi ve her eyaletin (nüfusuna bakılmaksızın) eşit sayıda senatörle temsil edildiği, küçük devletlerin haklarını güvence altına alan bir Eyaletler Senatosu.
Kanatlar ve Eyalet Matrisi:
Simülasyon, kültürel ve coğrafi bağlara göre şekillenmiş 6 ana eyalet grubu ve özel statülü bölgelerden oluşuyor:
Eyalet Grubu / Bölge
Bölgesel Merkez
Stratejik Rolü ve Kapsamı
Anadolu, Marmara, Ege-Akdeniz, Karadeniz
Ankara / İstanbul / İzmir / Samsun
Türkiye'nin iç desantralizasyon odakları. Finans, lojistik, turizm ve tarım motoru.
Balkan Eyaleti
Saraybosna / Üsküp / Tiran
Bosna-Hersek, Kosova, Arnavutluk ve Kuzey Makedonya. Batı pazarlarına ve AB'ye açılan kapı.
Kafkasya Eyaleti
Bakü
Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan koridoru. Enerji arz güvenliği ve Türk dünyasına geçiş.
Levant & Mezopotamya
Şam / Erbil / Bağdat
Suriye ve Irak ekseni. Tarım, yeniden inşa projeleri, su ve petrol yönetimi.
Kıbrıs Eyaleti
Lefkoşa
Ada genelinde ortak yönetim. Doğu Akdeniz enerji ve deniz ticaret üssü.
Kudüs/ Lübnan Özel Federal Bölgesi
Kudüs / Beyrut
Üç semavi din için ortak koruma altında, uluslararası statülü kutsal şehir modeli.
Bu sisteme Katar, Mısır ve Libya’da eklenebilir.
Böyle bir yapının en büyük gücü askeri kapasitesi ve ekonomik ölçeği olacaktır. Demografi yani nüfus da bu yapıyı sürdürülür hale getirecektir.
Yaklaşık 180 milyonluk nüfus, 2-3 trilyon dolarlık ekonomik hacim, Hazar'dan Adriyatik'e uzanan enerji koridorları, Basra Körfezi'nden Avrupa'ya ulaşan ticaret yolları ve ortak savunma sanayisi... Bunlar gerçekleşmesi zor ama üzerinde düşünülmeye değer stratejik senaryolardır.
Üstelik Türkiye'nin son yıllarda geliştirdiği Orta Koridor, Kalkınma Yolu, TANAP, savunma sanayisi ihracatı ve bölgesel diplomasi girişimleri, bu vizyonun bazı unsurlarının bugünden inşa edilmeye başlandığını da gösteriyor.
Bu devasa blok, sadece kağıt üzerinde bir vergi birliği değil, kıtaları birbirine bağlayan mega projelerin de hamisidir:
İstanbul-Bakü Hızlı Tren Hattı ile kesintisiz lojistik,
Basra Körfezi'nden Avrupa'ya uzanan ticaret koridorları (Kalkınma Yolu),
Balkanlar'ın hidroelektrik potansiyeli ile Anadolu'nun güneş enerjisini birleştiren Ortak Enerji Şebekesi (Federal Grid),
Dışa bağımlılığı sıfırlayan Ortak Savunma Sanayii.
Elbette bu tablonun karanlık tarafı da var.
Milliyetçilik, egemenlik hassasiyetleri, etnik ve mezhepsel fay hatları, küresel güçlerin rekabeti ve bölgesel çatışmalar; böylesine kapsamlı bir entegrasyonun önündeki en büyük engellerdir. ABD, Rusya, Avrupa Birliği ve Çin gibi aktörlerin böylesine güçlü ve bağımsız bir bölgesel blok karşısında nasıl pozisyon alacağı da ayrı bir tartışma konusudur.
Ancak belki de asıl mesele, bu modelin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği değildir.
Asıl mesele, Türkiye'nin gelecekte kendisini nasıl tanımlayacağıdır.
Sadece kendi sınırlarına kapanan bir ulus-devlet olarak mı kalacak; yoksa ticareti yönlendiren, enerji akışını güvence altına alan, krizleri yöneten ve bölgesel iş birliğini kurumsallaştıran bir merkez ülkeye mi dönüşecek?
21. yüzyılda güçlü devlet olmanın ölçüsü artık yalnızca tank sayısı ya da askerî kapasite değildir. Güç; limanları, demiryollarını, enerji hatlarını, finans merkezlerini ve diplomatik kurumları birbirine bağlayabilme becerisidir.
Belki de geleceğin büyük başarısı yeni sınırlar çizmekte değil, mevcut sınırları ekonomik iş birliği, ortak güvenlik ve kurumsal entegrasyon sayesinde giderek daha az belirleyici hâle getirebilmektedir.
Türkiye, emperyal bir tahakküm odağı olarak değil; ortak pazar, savunma iş birliği, serbest dolaşım ve lojistik koridorların kolaylaştırıcısı (facilitator) olarak bölgeyi konsolide edebilir. Geleceğin çok kutuplu dünyasında ayakta kalmanın yolu, sınırları değiştirmekten değil, sınırları anlamsız kılacak ekonomik ve kurumsal bağlar inşa etmekten geçiyor.
Türkiye için gerçek stratejik vizyon da tam burada başlıyor.
Ankara Zirvesi: Türkiye'nin bölgesel güç vizyonu için bir dönüm hoktası!..
7-8 Temmuz 2026'da Ankara'da düzenlenecek 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi; Türkiye açısından yalnızca bir ev sahipliği organizasyonu değil, aynı zamanda bölgesel güç kimliğinin uluslararası düzeyde sergileneceği stratejik bir platform niteliği taşıyor.
Karadeniz'den Kafkasya'ya, Balkanlar'dan Orta Doğu'ya oradan Doğu Akdeniz’e uzanan jeopolitik kuşakta Türkiye; savunma sanayisi, enerji koridorları, ulaştırma ağları ve diplomatik kapasitesiyle NATO'nun güney kanadının vazgeçilmez aktörlerinden biri olduğunu bir kez daha ortaya koyma fırsatı bulacaktır.
Ankara Zirvesi, Türkiye'nin sadece güvenlik üreten bir müttefik değil, aynı zamanda bölgesel istikrarı şekillendiren, krizleri yöneten ve çok taraflı iş birliğini teşvik eden bir merkez ülke olma iddiasını güçlendirebileceği önemli bir diplomatik eşik olarak değerlendirilebilir. Bu yönüyle zirve, Türkiye'nin bölgesel güç vizyonunu küresel güvenlik mimarisiyle buluşturabilecek kritik bir fırsat sunmaktadır.
Türkiye, NATO Zirvesinde sadece Türkiye’yi temsil etmeyecek!
Bir bütün olarak; Türkistan’dan Adriyatik’e, Libya’dan Kıbrıs’a, Kırım’dan Arap Körfezi’ne kadar olan coğrafya, Türkiye ile birlikte masada yer alacak.
ANADOLU MERKEZLİ bölgesel bir düzen kuruluyor!
NATO’ya bu hatırlatılacak.
Selametle kalın.