Mehmet Yıldırım yazdı;
Coğrafyayı vatan yapan irade: Sadece duble yol mu yoksa küresel bir meydan okuma mı?
Sosyal medyada, kahve masalarında ya da meclis kürsülerinde yıllardır bitmeyen bir tartışma var. Bir taraf, yapılan devasa köprüleri, dağları delen tünelleri "sadece beton/asfalt" diyerek küçümserken; diğer taraf, dökülen her gram asfaltı büyük bir zafer gibi selamlıyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi kariyerinin merkezine koyduğu ve adeta bir mottoya dönüşen "Yol medeniyettir" sözü, gündelik siyasetin sığ sularında boğulamayacak kadar derin bir devlet aklı barındırıyor.
Bu cümle, sadece arabaların konforlu seyahat etmesi için çizilmiş bir ulaşım haritası değil; statükonun prangalarını kıran, coğrafyayı vatana dönüştüren ve Türkiye’yi küresel satranç tahtasında bir "merkez üs" haline getiren sessiz bir devrim manifestosudur.
21. yüzyılın görünmez savaşı: Koridor savaşları…
Bugün dünyada güç dengeleri artık sadece orduların namlusunda ya da nükleer başlıkların sayısında ölçülmüyor. 21. yüzyılın en büyük küresel kapışması; haritalar üzerinde sessiz sedasız yürütülen lojistik koridor savaşlarıdır.
Çin’in trilyon dolarlık Kuşak ve Yol hamlesiyle okyanusları aşma çabası; Batı’nın buna karşı IMEC koridoruyla (Hindistan-Orta Doğu-Avrupa) yeni rotalar arayışı ne anlama geliyor sanıyorsunuz? Hepsi tek bir hakikate çıkıyor: Dünya ticaretinin yollarını kontrol eden, yarının dünyasını da kontrol eder.
Tarihe bakılırsa: Roma, taş döşeli yollarıyla dünyayı yönetti; Osmanlı, menzil teşkilatıyla üç kıtayı tek bir adaletin çatısı altında tuttu. Bugün ise Türkiye; Marmaray ve Avrasya ile kıtaları denizin bağrından birbirine bağlarken; Yavuz Sultan Selim ve 1915 Çanakkale köprüleriyle coğrafyaya yeni mühürler vururken sadece "ulaşımı kolaylaştırmıyor."
Pekin’den Londra’ya uzanan Orta Koridor’un en stratejik, en güvenli kilidi haline gelerek küresel güçlerin satranç tahtasında şah çekiyor.
Statükonun prangalarından dijital otobanlara…
Yıllarca bu ülkeyi “coğrafi olarak bir köprüyüz” edebiyatıyla oyaladılar. Oysa iç hatlarında birbirine bağlanamamış şehirlerin, kış geldiğinde geçit vermeyen Bolu Dağı’nın sancısını bu aziz millet çekti. Karadeniz insanının yüzüne yansıyan duygu; ilçe ve yaylaları birbirine bağlayan patika yolların geçit vermez halidir. Yolun olmadığı yerde yatırım durur, üretim yavaşlar ve umut göç eder.
Bugün gelinen noktada ise dağları dize getiren tüneller, şehirlerin makus talihini eşitleyen Yüksek Hızlı Tren (YHT) hatları Anadolu’nun damarlarına hayat pompalıyor.
İstanbul, İzmir ve Konya kara yolunun kavşağı Ankara’nın yanı başında yer alacak.
Ancak Türkiye Yüzyılı vizyonunun asıl çarpıcı yanı, kafamızı kaldırdığımızda gördüğümüz o yeni ufukta gizli. Artık mesele sadece asfalt dökmek değil:
Akıllı otoyollarımızda turlayan milli gururumuz Togg,
Gök vatanda kendi çizdiği rotada oyun kuran KAAN ve Kızılelma,
Veri merkezlerinden fiber optik ağlara, yapay zekadan siber otobanlara uzanan yeni nesil altyapı hamleleri...
Türkiye, artık sadece üzerinden geçilen gariban bir transit ülke değil; üretimin, teknolojinin ve en önemlisi diplomasinin küresel merkez üssüdür.
Geleceğe hangi yolları bırakacağız?
"Yol medeniyettir" felsefesi, bu ülkenin önümüzdeki yarım yüzyılına yön veren bir kutup yıldızıdır.
Bir milletin ufku, uzandığı yollar kadar geniştir. Bir devletin etkisi, kurduğu küresel koridorlar kadar büyüktür. Ve bir medeniyet, geçmişin ihtişamıyla övünmekten ziyade, geleceğe hangi yolları bıraktığıyla ölümsüzleşir.
Türkiye Yüzyılı’nın asıl büyük davası da budur: Sadece yollar inşa etmek değil, o yolların üzerinde yükselecek büyük, adil ve güçlü Türkiye medeniyetini yarının nesillerine miras bırakabilmektir. İstikametimiz aydınlık, yolumuz açık olsun!
Karadeniz Seyahatim, bu yazıyı yazmama vesile oldu. İllerden ilçelere, ilçelerden yaylalara birçok noktada yol çalışması var. Bakım, onarım, yol genişletmesi ve heyelanla mücadele. İnsan ve araçlardan oluşan ekipler yoğun bir çalışma içerisinde. Allah, kolaylık versin.
Sahi, hükümet bu durumu yeterince anlatamıyor mu?