Türkiye ekseninde savaş, sivil savunma ve sağduyulu ittifak çağrısı!
Dünya yeni bir kırılma çağından geçiyor.
Savaşlar artık yalnızca cephelerde değil; şehirlerin kalbinde, ekonomilerin damarlarında, dijital ağların görünmez hatlarında yaşanıyor. Küresel gerilimlerin arttığı, bölgesel çatışmaların yaygınlaştığı bu dönemde Türkiye’nin tarihî ve jeopolitik konumu, bizlere sıradan bir seyirci olma lüksü bırakmıyor.
Türkiye Ekseni; edilgen değil, inisiyatif alan; tepkisel değil, kurucu bir perspektifi zorunlu kılıyor.
Bugün savaş dediğimiz olgu; klasik anlamını büyük ölçüde yitirmiştir. Artık cephe gerisi diye bir yer yoktur. Siber saldırılar, enerji hatlarına yönelik tehditler, dezenformasyon kampanyaları ve ekonomik yaptırımlar; topyekûn bir mücadele biçimini ortaya koymaktadır. Bu yeni denklemde sivil halk, doğrudan savaşın hedefi hâline gelmiştir. Dolayısıyla savunma anlayışı da yalnızca askerî güçle sınırlı kalamaz. Askeri savunmanın yanında sivil savunma kavramı; hayati bir önem taşımakta.
Sivil savunma; bir milletin savaş, afet ve her türlü büyük kriz karşısında önceden planladığı, örgütlediği ve eğittiği koruyucu refleksidir. Bu; silahlı bir karşılık değil; bilinçli bir direncin inşasıdır. Amaç; can kaybını en aza indirmek, kritik alt yapıyı korumak ve toplumun moral gücünü diri tutmaktır. Çünkü modern savaşta moral de bir cephedir.
Türkiye, deprem kuşağında bulunan bir ülke olarak afet bilinci konusunda önemli tecrübeler edinmiştir. Ancak savaş ve hibrit tehditler karşısında da benzer bir toplumsal hazırlık kültürünü kurumsallaştırmak zorundayız.
Birey ve ailelerin plan hazırlaması, acil durum iletişim ağları, güvenli alanların belirlenmesi, temel ilk yardım ve kriz yönetimi eğitimleri; artık lüks değil zorunluluktur.
Unutulmamalıdır ki güçlü devlet, yalnızca ordusu güçlü olan değil; toplumu hazırlıklı olandır.
Bu çerçevede Türkiye’nin öncülüğünde; Müslüman devletlerin liderlerine, kanaat önderlerine ve aydınlarına açık bir çağrıda bulunmak gerekir:
Sloganlarla hareket etmek; şer- şeytan eksenini dağıtmıyor. Artık strateji konuşulmalı, tepki değil akıl yürütülmeli. Ayrışarak değil istişare ile güç birliğine gidilmeli.
Uluslararası barışın korunması; sadece silahların dönüştürülmesi değil; zihniyetlerin de dönüştürülmesiyle gerçekleşir. Güvenliğin sadece askerî kapasiteyle değil; eğitimle, planlamayla, dayanışmayla ve adaletle güçlendirilmesi elzemdir.
Bugün ihtiyaç duyulan hamaset değil hikmettir. Kutuplaşma değil ortak akıldır. Geçici ittifaklar değil ilkesel birlikteliktir.
Türkiye, tarihinden ve medeniyet birikiminden aldığı sorumlulukla; savaşın yıkıcılığına karşı sivil direnci, ayrışmanın zehrine karşı adalet eksenli ittifakı savunmalıdır.
Çünkü birlik bir tercih değil, bir sorumluluktur. Ve sorumluluk, güçlü olmanın değil; olgun olmanın göstergesidir.
Artan gerilimlerin, ekonomik belirsizliğin ve teknolojik dönüşümün damgasını vurduğu bir dünyada; ideolojik katılıkların ve sıfır toplamlı rekabetlerin ötesine geçme zamanı geldi.
Uluslararası İlişkilerde Sağduyulu İttifakın kurulmasını talep eden küresel önderler; egemenliğe değil istikrara; sloganlara değil çözümlere bağlı kalıcı refah ve barış yani selamet ve huzura çağrı yapıyor. Ulusların, milletlerin açık koalisyonu.
Bu, herhangi bir ulusa karşı bir ittifak değil; istikrarsızlığa, yanlış hesaplamalara ve önlenebilir çatışmalara karşı bir ittifaktır. Yüksek sesli söylemler yerine istikrarlı elleri, kısa vadeli siyasi kazançlar yerine uzun vadeli stratejiyi arar.
Sağduyu zayıflık değildir. Disiplindir. Kısıtlamadır. Sonuç odaklı liderliktir.
Şu anki an, gösterişten ziyade problem çözmeyi gerektiriyor. İşbirliğinin varsayılan, çatışmanın istisna ve refahın ortak hedef olduğu bir çerçeve oluşturalım.
Eleştirmenler, sağduyunun uluslararası işbirliği için çok belirsiz bir temel olduğunu savunabilirler. Ancak doğru anlaşıldığında sağduyu; disiplinli bir gerçekçiliktir. Dünyanın muhalefetle tanımlanan başka bir bloğa ihtiyacı yok. İstikrarlı bir ağırlık merkezine ihtiyacı var; sessizce koordinasyon sağlamaya, öngörülebilir şekilde hareket etmeye ve her anlaşmazlığı gösteriye dönüştürme cazibesine direnmeye istekli ülkelere.
Gelecek, dramatik çatışmalardan ziyade; ulusların baskı altında istikrarlı işbirliğini sürdürüp sürdüremeyeceğine bağlı olacaktır. Sağduyu İttifakı, mükemmelliği vaat etmez. Bunun yerine; sürekliliği, öngörülebilirliği ve orantılılığı vaat eder.
Gürültünün hüküm sürdüğü bir çağda, bu belki de en radikal öneri olabilir.