Unutulma hakkı: Dijital hafızaya karşı insani bir talep
Diller, sayfalar, satırlar
"Ebu Leheb öldü"diyorlar:
Ebu Leheb ölmedi, ya MUHAMMED;
Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor!
Merhum Şair Arif Nihat Asya; Naat isimli şiirinde böyle yazar. Kötülük, zulüm, inkâr ya da nesile, mala ve akla karşı düşmanlık sadece kişilerle bitmez. Bir kişi ölür ama onu var eden anlayış/sistem yaşamaya devam eder.
İnsan varoluş gayesinin peşine düşmüşken, Şeytan/Şer Cephesi yola taş döşemeye devam ediyor. Hak ile Şirkin/ Şeytani Düzenin mücadelesi devam ediyor.
“Ebu Cehil, kıtalar dolaşıyor!”
Bu dize işin en vurucu yeri. Burada anlatılan şey: Cehalet, bağnazlık, zulüm yerel değil, evrensel. Tarih ile sınırlı değil, çağlar boyunca dolaşan bir olgu. Sadece geçmişte değil, bugün de var.
Kitaplarda, sayfalarda; “kötüler yenildi” yazabilir, ki yenilmiştir de. Ama yaradana karşı isyan ve insanlığa karşı suç işleniyorsa; zafer tamamlanmış sayılmaz.
Şeytanın Yaradanla mücadelesinin temel unsuru; İnsan.
Postmodern Bilgi ve Dijital Çağ olarak adlandırılan günümüzde; şeytan ve avanesi, adalarda kirli ve pis ayinlerini icra ediyor.
Eskiden de böyleydi şimdi de böyle: PUTlara tapmaya devam…
Dijital çağda yaşıyoruz. Dijital mecralara her tıkladığımızda ardımızda izler bırakıyoruz. Bu izler kayda alınarak, veriye dönüştürülüyor ve büyük depolarda saklanıyor.
Bir haber, bir mahkeme kararı, yıllar önce düşünmeden paylaşılan bir sosyal medya gönderisi… Zaman geçiyor, hayat değişiyor; ama dijital hafıza yerinde duruyor. Ve bazen, geçmişte kalması gereken bir an, hiç beklenmedik bir anda bugünün önüne çıkıp hayatı zorlaştırabilir.
İşte “Unutulma Hakkı” tam da bu soruna verilen hukuki ve insani bir yanıt. Bu hak, basitçe bir içeriğin silinmesi talebi değildir. İnsan onurunu koruma, kişisel gelişime alan açma ve bireyin geleceğini yeniden kurabilme iradesinin dijital dünyadaki karşılığıdır. Kısacası, her şeyin sonsuza kadar hatırlanmak zorunda olmadığı fikrinin hukuk dilindeki ifadesidir.
Türk hukukunda unutulma hakkı; Avrupa Birliği’nde olduğu gibi açık bir başlık altında düzenlenmiş değil. Ancak bu, hakkın tanınmadığı anlamına gelmiyor. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, kişisel verilerin işlenmesini gerektiren sebepler ortadan kalktığında bu verilerin silinmesini, yok edilmesini veya anonim hâle getirilmesini zorunlu kılıyor. Yani unutulma hakkı, adı konmamış olsa da fiilen hukuk sistemimizin içinde.
Kişisel Verileri Koruma Kurulu kararları da bu yaklaşımı doğruluyor. Kurul, güncelliğini yitirmiş, kamu yararı taşımayan ve birey açısından zararlı hâle gelen kişisel verilerin silinmesini isteme yetkisini unutulma hakkı kapsamında değerlendiriyor. Buradaki temel amaç açık: Geçmişi inkâr etmek değil, geçmişin bugünü rehin almasına engel olmak.
Elbette bu hak sınırsız değil. Unutulma hakkı; ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve kamunun bilgi edinme hakkı ile sürekli bir denge içinde uygulanmak zorunda. Kişinin kamusal bir figür olup olmadığı, bilginin toplumsal önem taşıyıp taşımadığı ve olayın güncelliği, bu dengenin kurulmasında belirleyici oluyor. Yani herkes her içeriği sildiremez; ancak herkes, şartları oluştuğunda bunu talep etme hakkına sahiptir.
Bu hukuki çerçeve yalnızca KVKK ile sınırlı da değil. Anayasa’nın kişisel verilerin korunmasını güvence altına alan 20. maddesi ile bireyin maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkını düzenleyen 17. maddesi birlikte okunduğunda; geçmişin yükünden kurtulma talebi, meşru bir beklenti hâline geliyor. Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararları da özellikle internet ortamında kişisel veriler üzerindeki kontrolün birey açısından ne kadar hayati olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Çocuklar ve Dijital Hafıza: Unutulmayı en çok kim hak ediyor?
Unutulma hakkı tartışması, çocuklar söz konusu olduğunda çok daha hassas bir boyut kazanıyor. Her kuşak, gençliğinden izler bırakırdı; ancak eskiden bu izler fotoğraf albümlerinde ya da unutulmak üzere bırakılmış anılarda kalırdı. Bugün ise çocuklar, daha doğmadan dijital bir kimlikle tanışıyor. Ultrason görüntüsünden ilk öfke nöbetine kadar her şey çevrimiçi, kalıcı ve dolaşıma açık.
Ebeveynlerin iyi niyetle yaptığı paylaşımlar; “sharenting- paylaşım” olarak adlandırılan bu pratik -çoğu zaman- çocukların seçmediği ve kontrol edemediği bir dijital kimlik yaratıyor. Utandırıcı bir fotoğraf, bir okul videosu ya da masum bir an, yıllar sonra bir üniversite başvurusunda ya da iş görüşmesinde karşılarına çıkabiliyor. Oysa çocuklar, bu paylaşımlara hukuken geçerli bir rıza verebilecek durumda olmadıkları gibi; sonuçlarını ön görebilecek yaşta da değiller.
Unutulma hakkı, geçmişe dönük sansür değildir. Okul bahçesinde çekilmiş bir video, tarihsel belge değil, büyümenin sıradan bir anıdır. Çocukluk; deneme, yanılma ve değişimle tanımlanır. Bu süreci kalıcı bir dijital kimliğe hapsetmek, çocukluğun doğasına aykırıdır.
Dijital platformlar, teknik zorluklardan söz ederken, aynı platformların telif ihlallerini, nefret söylemini veya yanlış bilgiyi çok kısa sürede kaldırabildiğini de unutmamak gerekir. Sorun teknik kapasite değil, öncelik meselesidir. Kalıcılığın kazanç sağladığı bir sistemde, unutma ancak bilinçli bir tercih olarak tasarlanırsa mümkün olabilir.
Çocuklara ait adli kayıtlar gizlidir, isimler açıklanmaz. Dijital hayat, bu ilkenin istisnası olmamalıdır. Reşit olmayanlar için varsayılan silme süreleri, kolay erişilebilir kaldırma mekanizmaları ve 18 yaşında otomatik gözden geçirme hakları hem çocukların onurunu hem de geleceğini koruyabilir.
Unutmak bir zayıflık değil!..
Unutulma hakkı, sihirli bir silgi değildir; internet çağında hiçbir şey tamamen yok olmaz. Ama hukuk normları koyar, yön çizer ve güç dengelerini değiştirebilir. En önemlisi de bireylere -özellikle çocuklara- kendi hikâyelerinin yazarlığını geri verir.
Sonuçta mesele yalnızca hukuki değil; bu, çağımızın kimlik, özgürlük ve gelecek tartışmasıdır. Büyümek her zaman bazı şeyleri geride bırakabilmeyi gerektirmiştir. Dijital çağda ihtiyacımız olan şey, unutmayı bir kusur değil; insani bir hak olarak savunacak cesarettir.
İlyas Peygamber (as), yoldan çıkan/azgın kavmine seslenirken günümüze de hitap ediyor. Sâffât Sûresi’nde çağlar üstü bu sesleniş anlatılır: “Yaratanların en güzelini, sizin de Rabbiniz, evvelki atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı bırakıp da Ba’l (adlı put)a mı yalvarıyorsunuz?” 125-126. Ayet