Mehmet Yıldırım yazdı;
Ankara'da kurulan masa: Türkiye'nin barış diplomasisi ve Lübnan'ın geleceği
Savaşın ve vekâlet çatışmalarının gölgesinde kıvranan Ortadoğu’da kartlar yeniden dağıtılırken; Ankara, arka arkaya tarihi iki zirveye ev sahipliği yaptı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın davetine icabetle, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, resmî ziyaret kapsamında Ankara'ya geldi. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde gerçekleştirilen görüşmelerde güvenlik, ticaret, enerji, ulaştırma ve su yönetimi başta olmak üzere Türkiye-Irak ilişkileri tüm boyutlarıyla ele alındı. Nihayetinde iki ülke arasında eğitim, gençlik ve spor, ulaştırma altyapısı ve sınır geçişleri gibi alanları kapsayan beş anlaşma imza altına alındı.
İran nasıl ki Kafkasya (Ermenistan) ve Suriye denkleminden uzaklaştırıldıysa aynı şekilde Irak’a da müdahil olamayacak. Türkiye ve Irak ilişkileri bir üst seviyeye yani stratejik ortaklığa yükseltiliyor. Bugün Ortadoğu’yu savaş alanına çeviren ABD, İran ile çatışırken; her iki devlet, Irak’ı kıskaca aldı. Irak’ın bu mengeneden kurtuluşu ve çıkış yolu Türkiye’den geçiyor. Ankara, kazan kazan ilişkisi çerçevesinde Irak ile ortak yürüme kararı alı. Bu, muhteşem bir gelişme olarak kayda geçti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun’un tarihi buluşması, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’da yeni bir dönemin kapısını araladı. Ankara’da kurulan masa; fırtınalı denizlerde çırpınan Beyrut için bir can simidi, bölgesel barış içinse son büyük umut.
Ortadoğu, yüzyıllardır tek bir çetin sorunun cevabını arıyor: Güç mü kalıcıdır, yoksa barış mı?
Gazze’den Lübnan’a, Suriye’den Kızıldeniz’e kadar sınırların tartışıldığı, devlet yapılarının çöktüğü ve silahların diplomasinin sesini bastırdığı bir alacakaranlık kuşağındayız. İşte bu kırılgan konjonktürde Ankara’da atılan adımlar, alelade bir protokol temasının çok ötesine geçerek jeopolitik fay hatlarını sarsacak bir stratejik hamleye dönüştü. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun zirvesi, Türkiye’nin yalnızca kendi sınırlarını korumakla kalmadığını, çevresindeki coğrafyanın kaderine yön veren "istikrar üreten merkez güç" kimliğini tescilledi.
Beyrut’un en karanlık gecesinde Ankara ışığı…
Tarihinin en ağır sınavını veren Lübnan; ekonomik iflasın, siyasi parçalanmışlığın, mezhepsel kırılganlığın ve İsrail baskısının kıskacında bir varoluş mücadelesi yürütüyor.
Tam da bu noktada Ankara’nın Beyrut’a uzattığı el, geçici bir diplomasi jesti değil; çöküşün eşiğindeki bir devleti ayağa kaldırma iradesidir. Türkiye’nin bu krizdeki yaklaşımı son derece nettir: Ankara, herhangi bir mezhepsel grubun veya siyasi kliğin değil; doğrudan meşru devletin ve bağımsız kurumların yanındadır. Güçlü devlet kurumlarının olmadığı yerde ne doğru siyasetin kök salabileceğini ne de kalıcı barışın inşa edilebileceğini en iyi bilen aktör Türkiye'dir.
Doğu Akdeniz’de kartlar yeniden dağıtılıyor!..
Zirvede varılan mutabakatlar, Doğu Akdeniz’deki denklemi yalnızca deniz yetki alanlarından ibaret gören dar bakış açısını yıkıyor. Enerji koridorları, sınır güvenliği, düzensiz göç, kaçakçılık ağları ve yeniden imar hamleleri artık tek bir stratejik potada birleşiyor.
Türkiye’nin Libya’dan Karabağ’a, Somali’den Balkanlar’a uzanan geniş coğrafyadaki arabuluculuk ve kriz çözme tecrübesi, bugün Lübnan dosyasında meyvelerini veriyor:
Askeri İş Birliği ve Kurumsal Güç: Lübnan Ordusu’nun savunma sanayii desteği, teçhizat ve eğitimle tahkim edilmesi, ülkedeki mezhepsel çatışmaları frenleyecek en büyük caydırıcı çimento işlevi görüyor.
Ekonomik Can Suyu ve Yeniden İmar: Türk yatırımcılarının ulaştırma, enerji ve liman işletmeciliğindeki vizyonu; Lübnan ekonomisini yeniden ayağa kaldıracak stratejik bir kaldıraç niteliğinde.
Doğu Akdeniz Güvenlik Mimarisi: İşleyen ve sınırlarına hâkim bir Lübnan, sadece Beyrut için değil; Türkiye, Körfez ve hatta Avrupa için düzensiz göçü ve terör tehdidini kaynağında göğüsleyen kritik bir hat anlamına geliyor.
Son söz: Tarihi, masalar değiştirir!..
Türkiye, cepheler kuran veya krizlerden beslenen değil; diyalog kanallarını açık tutarak ortak çıkarlar etrafında çözüm üreten oyun kurucu diplomasisiyle fark yaratıyor.
Ankara’daki bu buluşmayı sıradan bir diplomatik temas olarak okumak büyük bir yanılgı olur. Tarih bazen yıkıcı savaşlarla değil, tam zamanında ve doğru ilkelerle kurulan masalarla yazılır. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Joseph Aoun’un el sıkıştığı o masa; Doğu Akdeniz’de çatışmanın değil iş birliğinin, kutuplaşmanın değil barışın kazandığını tüm dünyaya ilan eden tarihi bir dönüm noktasıdır.