?>

İttifakın güç merkezi Türkiye; NATO 3.0’a hazır

Mehmet Yıldırım

1 ay önce

Mehmet Yıldırım yazdı;

İttifakın güç merkezi Türkiye; NATO 3.0’a hazır

Tarih, çoğu zaman kameraların gördüğü yerde değil; gölgelerin uzandığı odalarda yazılır.
Manşetler tokalaşmaları anlatır. Objektifler gülümsemeleri yakalar. Liderlerin aile fotoğrafında sıralanmasını izler.
Kamuoyu, liderlerin kurduğu cümleleri tartışır. Oysa devletlerin kaderini değiştiren kararlar çoğu zaman sessizliğin içinde alınır. Çünkü uluslararası siyasette asıl güç, görünenden çok görünmeyeni yönetebilme sanatıdır.
İşte Ankara'da gerçekleştirilen NATO Zirvesi de böyle okunmalıdır.
NATO 3.0, Türkiye merkezli şekillenecek.
NATO 3.0, küresel jeopolitik değişimler nedeniyle ABD'nin çekildiği ve Avrupa başta olmak üzere tüm müttefiklerin savunmada daha fazla sorumluluk almasını amaçlayan yeni bir modeldir.

Tarihsel Dönüşüm

NATO 1.0 (Soğuk Savaş): SSCB'ye karşı Avrupa odaklı savunma. NATO 2.0 (Soğuk Savaş Sonrası): ABD liderliğinde küresel operasyonlar ve terörle mücadele. NATO 3.0 (Günümüz): Rusya ve Çin gibi büyük güçlerin yanı sıra siber ve hibrit tehditlere odaklanan güçlü Avrupa vizyonu.
Tam burada şuan için Güçlü Avrupa’nın ortada olmaması dikkat çekiyor. Çünkü Avrupa’nın ordusu yok.

Temel Özellikleri

Külfet Paylaşımı: Avrupa ülkelerinin bütçelerini artırarak olası krizlerde ilk müdahaleci olması. Teknolojik Devrim: Yapay zeka, insansız sistemler ve askeri üretimin müttefikler genelinde artırılması. Türkiye'nin Rolü: Güçlü ordusu, konumu ve yerli savunma sanayisiyle ittifakın kritik stratejik merkezi haline gelmesi. Yeni Tehditler: Kritik altyapıların, enerji koridorlarının ve siber alanın korunması.
NATO 3.0; ABD ortaklığının sürdüğü, ancak Avrupa'nın savunmada çok daha aktif rol oynadığı daha dengeli bir güvenlik düzenidir. Mevcut NATO; 2.0 göre kurumsallaştı. Yani Hantal bir NATO.
Türkiye, kendi Güvenlik Mimarisini engellememek kaydı ile NATO bünyesinde yer almaya devam edecek.
Türkiye sadece jeopolitik ve jeostratejik kavşak değil aynı zamanda jeokrizsel bir kavşakta yer almakta.
Toplantıya gelenler yani Büyük Güçler Mücadelesinde yer alanlar; Kavşak Metaforu ile yüzleşecekler.
       .  Karar Anı: İlerlemeye devam etmek için hangi yola (seçeneğe) sapacağınızı belirlemeniz gereken zihinsel veya fiziksel eşik.
Belirsizlik ve Risk: Hangi yolun nereye çıkacağının tam olarak görülememesi ve farklı yönlerin getirdiği sonuçlar. Yeni Başlangıçlar: Eski rotanın geride kaldığı, yepyeni bir yönün, tecrübenin veya bakış açısının benimsendiği dönüşüm noktası. Dönüşüm Süreci: Karar anından sonra izlenecek yolun şekillenmesi, bazen yavaşlamak (düşünmek) ve bazen de hızlanmak (harekete geçmek).
Bu toplantı, yalnızca otuz iki müttefik ülkenin bir araya geldiği diplomatik bir organizasyon değildir. Bu zirve, Türkiye'nin dünya siyasetindeki yeni konumunun sınandığı ve aynı zamanda ilan edildiği tarihî bir eşiği temsil etmektedir.
Bir zamanlar Türkiye, kurulan masalara davet edilen ülkelerden biriydi.
Bugün ise masanın kurulabilmesi için hesaba katılması gereken ülkeler arasında yer alıyor.

Bu, sadece diplomatik bir başarı değildir.

Bu, jeopolitiğin yeniden yazdığı bir gerçektir.
Karadeniz'in güvenliği konuşulacaksa Türkiye olmadan olmaz.
Boğazlar konuşulacaksa Türkiye olmadan olmaz.
Kafkasya'nın geleceği tartışılacaksa Türkiye olmadan olmaz.
Doğu Akdeniz'in enerji denklemi kurulacaksa Türkiye olmadan olmaz.
Karadeniz’i Pasifik’e bağlayabilecek kapasitededir, Türkiye.
Suriye'nin yarını, Irak'ın istikrarı, düzensiz göç, terörle mücadele, enerji ve ticaret koridorları... Hangi başlığı açarsanız açın, haritanın tam ortasında yine aynı ülkeyi görürsünüz.
Çünkü coğrafya, bazen devletlerin yazgısıdır.
Fakat yalnızca coğrafya büyük güç olmaya yetmez.
Asıl belirleyici olan, o coğrafyayı stratejiye dönüştürebilmektir.
Türkiye son yıllarda tam da bunu yapmaya çalışıyor.
Bir yandan NATO'nun en önemli ordularından birine sahip olurken, diğer yandan Rusya ile diyalog kanallarını açık tutabiliyor. Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü savunurken, bölgesel krizlerde arabuluculuk yapabilecek diplomatik zemini de koruyor. Türk Devletleriyle ilişkilerini derinleştirirken Asya'ya açılıyor; Avrupa'nın güvenlik mimarisinde yer alırken Orta Doğu'nun en karmaşık dosyalarında da söz sahibi olmayı sürdürüyor.
İşte yeni dünyanın dili budur.
Keskin kamplaşmaların değil, çok yönlü denge siyasetinin dili...
Bugünün büyük devletleri yalnızca güçlü ordular kuranlar değildir.
Aynı anda farklı başkentlerle konuşabilen, krizleri yönetebilen, rakipleri aynı masaya oturtabilen devletlerdir.
Üstelik Türkiye artık sadece güvenlik üreten bir ülke de değildir.
Savunma sanayiinde geliştirdiği yerli teknolojiyle oyun kuran, ihracat yapan ve stratejik bağımlılıkları azaltan yeni bir kapasite inşa etmektedir.
Bu yüzden Ankara Zirvesi'nin gerçek sorusu; "NATO Türkiye'ye ne verecek?" değildir.
Asıl soru şudur:
Türkiye, sahip olduğu jeopolitik ağırlığı nasıl kalıcı bir küresel etkiye dönüştürecek?
Çünkü güç, yalnızca asker sayısıyla ölçülmez.
Güç; güven verebilmektir.

Krizleri yönetebilmektir.

Ticaret yollarını şekillendirebilmektir.

Enerji akışını güvence altına alabilmektir.
Ve gerektiğinde rakiplerini aynı masaya oturtabilecek diplomatik itibara sahip olabilmektir.
Önümüzdeki yıllar, devletlerin sadece ekonomik büyüklüklerinin değil; stratejik akıllarının yarışacağı bir dönem olacak.
İşte Türkiye'nin önündeki asıl sınav da budur.
Coğrafyanın sunduğu avantajları teknolojiyle, bilimle, ekonomiyle, hukukla, güçlü kurumlarla ve nitelikli insan kaynağıyla destekleyebilirse, sadece bölgesel bir güç olarak kalmayacak; küresel karar mekanizmalarının şekillenmesinde söz sahibi ülkelerden biri olacaktır.
Çünkü büyük devlet olmak, haritada büyük görünmek değildir.
Büyük devlet olmak; kriz çıktığında herkesin gözünü çevirdiği, çözüm arandığında ilk kapısı çalınan ülke olabilmektir.
Ankara'daki zirve belki yıllar sonra birkaç fotoğraf karesiyle hatırlanacak.
Ancak tarih, o fotoğraflara değil; o gün atılan stratejik adımların gelecek on yılları nasıl şekillendirdiğine bakacaktır.
Ve belki de bu zirvenin asıl mirası, bir sonuç bildirgesinde değil; dünyanın Türkiye'ye bakışındaki sessiz ama derin değişimde saklı kalacaktır.
Çünkü bazı ülkeler tarihi takip eder.
Bazıları ise tarihin yönünü değiştirir.
Türkiye'nin önünde duran soru artık şudur:
Değişen dünyanın seyircisi mi olacak, yoksa yeni dünyanın kurucu aktörlerinden biri mi? 21. yüzyılın ikinci çeyreği, bu sorunun cevabını verecek.
Sahi, Macron parklarda koşmaya devam mı edecek; göreceğiz.
NATO’da birleştirici ideoloji bitti ama ortaklık devam ediyor.
Milli İstihbarat Teşkilatı ile aynı metafizik yöne bakan Ay Yıldız Müşterek Karargahı, milletimiz ve coğrafyamız için hayırlı olsun.
Yeni bir sayfa 10 Temmuz’da açılacak.

.

Mehmet Yıldırım, dikGAZETE.com

YAZARIN DİĞER YAZILARI