Ramazan Topraklı yazdı;
Köyümün Kokusu
09-12 Temmuz 2026 Perşembe-Pazar günlerinde Isparta-Konya karayolundan Yalvaç’a ayrılan kavşaktaki Gelendost-Kötürnek [şimdi Madenli] köyünü Prof. Ali Erişen ile birlikte ziyaret ettik. Köyümün kokusu uzun zamandır beni çekiyordu. Ali Beyin gezme teklifini hemen kabul ettim. Kimileri buna memleket hasreti, kimileri vatan sevgisi der. Her neyse köyümün kendine has bir kokusu var. Bu, doğup büyüdüğün toprakların, bu topraklardaki acı tatlı hatıralarımın, komşularımın, eşimin dostumun, hısım akrabamın, kardeşlerimin, anamın, babamın kokusuydu. Bu koku, evin yanındaki ağaçların, ağaçlarda ötüşen, cıvıldaşan kuşların, Taşkoru’daki, Güdülkorusu ve Yenikoru’daki meşe ağaçlarının, Karakoru’daki kokulu ardıçların kokusuydu. Bu koku, mavi mavi çiçek açmış güneklerin [hindiba], kırmızı, beyaz, pembe çiçekler açmış gülfatmaların [gülhatmi, hatmi], sığırkuyruklarının [yalangıların; yılangaların] kokusuydu. Bu koku, çıplak Kızılkaya’nın, kuzu güttüğüm ve Zıybıncak’ında kaydığım Yaka’nın kokusuydu. Bu, yok edilen Arıkaltı’nın, yok edilen Namazgâh’ın, sadece arkının duvarı kalmış Ecirler’in Değirmeni’nin, köy odalarının, cenaze namazlarımızı kıldığımız Harmanyeri’nin hüzünlü kokusuydu.
Bu koku, 500 yıl önceki Çukurpara, Malta, Selbasan [Erbasan], Süpürgelik ve Nabellez [Naib İlyas] mezraları ve İt-burnı, Terziler, İliman Dalılar, Güdül, Dereağzı, Kötürnek, Eğriler, Büğdüz, Bahtiyar karyeleri ile Şeh Edebalı ve Burçaklı Şeyh’in kokusuydu. Bu, Taşköprü, Gökyerköprüsü ve 3500 senelik bir mazisi bulunan Kral Yolu’ndan geçen orduların ve seyyahların; Ezop’un, Spartaküs’ün, İmrüulkays’ın, Sahabe Fedale b. Ubeyd’in, Uluborlu’yu fethe giden Halife el-Mu’tasım ile Aşina et-Türkî [Muhammed b. İbrahim], Vasîf et-Türkî, İnak et-Türkî ve Afşin’in [Haydar b. Kâvûs] kokusuydu. Bu koku, 1176 yılının Eylül ayında Kötürnek’te ordugâh kuran Kılıcaslan’ın, Alâeddin Keykubad ile oğlu olduğunu iddia eden Koterinus Ahmed ve Ertuğrul’un atası Oğuz Melik’in [Kaya Bey] kokusuydu.
Bu, aman verilmesine rağmen 1262 yılında Şarkîkaraağaç’ta şehit edilen Uc Gâzîsi Şeh Menteş’in [Mehmed Bey] ve onun yanındaki kahraman Uc Türkmenlerinin kokusuydu. Bu koku Mesleme’nin, Hüseyin b. Müslüm el-Antakî’nin [Battal Gâzî], Hasan b. Kahtaba’nın, 891 yılında Şarkîkaraağac’ı kuşatırken yaralanan ve Tarsus yolunda şehit olan Yazmaz’ın, 931’de Uluborlu’yu zabteden Tarsus Emir’i Semel’in kokusuydu. Bu, 907 yılında Gelendost’a [el-Leys] kadar gelen Ahmed b. Kayıglıg’ın, 1074’de Anadolu eyaletini fetheden Süleymanşah’ların, Kılıcaslan’ların, Şahinşah’ların, Mes’ûd’ların, 1211’de Kemer Boğazı’nda şehit düşen Gıyaseddin Keyhüsrev’in kokusuydu.
Bu koku, Hamid Beylerin, Aydın Beylerin, Hamid oğlu İlyasların ve sonu gelmez tarihimin kokusuydu.
Köyümde ne vardı da, kokusu, beni hep kendine çekti. Bu belki de, zayıf kalbimin duygu dolu sesiydi.
Ah benim herkesin “yol geçen hanı” yaptığı garip köyüm. Ah benim garip Anam, Anacığım, güzel Anam…
***
Bu koku, yine beni kendine çekti. Saat 05.30; sabah serinliğinde Çukurambar’daki evimin önünden sözünü ettiğim köyümün bulunduğu bölgeye hareket ettik. Saat 07.00 civarında Polatlı Tarım İşletmelerinde mola verdik. Ali Hocam çeşme başında bir çorba yaptı. Sonra yola koyulduk. Saray, İmamoğlu, Hacıfakılı, Böğrüdelik, Yunak, Mevlütlü, Pazarkaya Tuzlukçu ayrımı ve Ortaköy üzerinden Saat 09.00 sularında Akşehir’e vâsıl olduk. Niyetimiz Batı Cephesi Karargâhı Müzesini ziyaret. Önce sabah yürüyüşlerinden arkadaşım olan Dr. Ali Güçlü’nün selamını müze meydanındaki Hayat Eczanesi sahibi Hasan Rıza Uslu’ya ilettim. Onun çay ikramından sonra müzeyi gezdik ve alttaki resimleri çektik. Atatürk’ün giysileri, silâhlar vs. sergilenmişti. Müze, Akşehir’in ilk belediye binası. İstiklâl harbinin planları burada yapılmış. Oradan hareketle Nasrettin Hoca, Müftülük, Bermende [Savaş], Engili [eski Patrik] köyü üzerindeki yeni yoldan Sultandağı’nı tırmandık; Harlak ve Cankurtaran’ı geçerek Yellibel’deki suyun başında mola verdik. Ne hikmetse su kaynakları ovada değil, hep dağ başlarında idi.
.
Yellibel 1680 rakımlı. Tarihçi, Ebraϊke için Eber, Augustopolis için İshaklı [Sultandağı] der ve Konya’ya giden Haçlıları önce Sultandağları üzerinden Yalvaç’a, sonra da Yellibel’den Engili’ye atlatır. Buraları hiç görmeden masa başı; yalan yanlış makaleler/ kitaplar yazarlar da, doktor ve profesör olurlar. Hâlbuki Ebraϊke Şuhut, Augustopolis Şuhut-Çobankaya köyü idi. Haçlılar, 1250 rakımlı Bozdurmuşbeli ve Kemer Boğazı yoluyla Yalvaç’a; oradan da Kıreli’ye kadar Kral Yolu, sonra da via sebaste ile Hüyük ve Devrent-çam üzerinden Konya’ya gelmişlerdi.
Sultandağları’nın sâkini Yörükler; şimdilerde Cankurtaran’daki yaylada “Yörük Şenliği” yaparlar. Cankurtaran, organik tarım yapar, güzel çileği olur. Orman Genel Müdürlüğü bu dağı sedir ağaçlarıyla yeşillendirdi. Yellibel’den sonra dağın güney-batı eteğindeki Örkenez [Bağkonak] köyüne indik. Burası eski bir nahiyeydi; 1958’de Belediye olmuştu. Şimdi ise, nüfusu beş-binin altına indiği için köy yapıldı. Yılların nahiyesi, nüfusu düşse de belediye kalmalı idi. Köyde Alaşar [Alaşehir] adında bir sokak vardı. Sokak levhasını aradık, ama bulamadık; akıbetini öğrenmek için bir kahvehaneye girdik ve bahçedeki bir masanın başındakilere selam verdik ve yanlarına oturduk. Alaşar sokak bahçelerin içinde kalmıştı. Belediye, bahçelerin yanındaki sokağa Alaşar demişti. Belediye gidince levha da gitmişti. Bunu anlatıyorum: zira Alaşar Sokak, bir adı Antakya olan Yalvaç’ın Alaşehir olduğuna işarettir. Tarihçi bu Alaşehir’i bilmez; araştırmaz; 1211’deki Alaşehir harbini, Manisa-Alaşehir’de gösterir. Feridun Dirimtekin’in, 1944’de yazdığı Konya ve Düzbel adlı kitapta, Sultan Gıyasettin’in şehit düştüğü Alaşehir harbi için “Yalvaç muharebesi” dediğini görmez. “Alaşar Sokak”, Konya-Yalvaç yolu üzerinde bulunduğu” için bu adı almıştı.
Örkenezli Eyüp Yadigâr’ın anneannesine göre Battal Gâzî’nin arkadaşları Örkenez’de yatıyorlardı. Eski adı Organas olan bu yerden çıkan akarsu için Strabon, Orgas der. Bu suyun çıktığı yere Subaşı denir; burada “Adak kurbanı” keserler ve kurban etinden nohutlu pilav pişirirler ve oradakilere ikram ederler. Sultan Dağlarının güney-batı eteğindeki Manarga [Dedeçam; 800-1200 arası Rabaz-ı Konya], Gelegermi [Kozluçay], Örkenez [Bağkonak], Kuyucak ve Gemen [Kiminas: Özgüney] köylerinde yemeklik, çok nefis üzümler yetiştirilir.
Örkenez’den sonra eski yolu takiple Kuyucak’a geldik; 2019’da Kuyucak adlı bir kitap yazan Ahmet Şen ile görüştük. Kitap, ilk maden ergitme [izabe] ocaklarının Kuyucak’ta bulunduğunu haber verir. “Prof. Dr. Mehdi İlhan Anısına” adlı kitapta “Strabon’un Geographika adlı eserine göre Phrygia ve Phrygialılar” adlı bir makale yazan Prof. Erkan İznik, “Mysia Olympos’u [Barla dağı ve Sultan Dağları] etrafında oturanlar, Misyalılar ve Firikyalılar idi [s.17]. İda Dağı’nın [Sultan Dağları] aşağı eteklerinde oturan ve aralarında Firiklerin de bulunduğu halklar, demiri Küçük Asya’da ilk işleyenlerdir; zeytin [haşhaş], şarap ve mermer ticaretinde ileri gitmişlerdir” [s.18] şeklinde Ahmet Şen’i destekler. Kemer Boğazı civarında yapılan Truva harbinin sebebi kanaatimce Kuyucak’taki üretilen madenlere erişmekti. Yalvaç Kazı Bşk. Prof. Mehmet Özhanlı da, demirin, Kuyucak üstündeki dağlarda bulunduğunu söyler.
Kuyucak’ın ardından Yalvaç’a geçtik ve öğle yemeğini Yalvaç’ta yedik. Tam buğday unundan yapılan ekmek aldık. Ekmek, Saat 14.00’de Isparta’dan geleceği için, bu saate kadar BB Mustafa Kodal’ı ziyaret ettim. Bu arada arkadaşım, rahmetli hekim Erdoğan Oruç’un kardeşi Eşref Oruç’a uğradım. Yalvaç pazarından Yüklü [Hüyüklü] kasabasında üretilen yerli domates ile bazı meyve ve sebzeler aldık ve Kötürnek köyünün yolunu tuttuk. Bir ülke, halkının sağlığı için tam buğday unundan yapılmış ekmeği, haddinden fazla maya ile içi boş, insana zararlı beyaz ekmekten daha ucuz üretebilmelidir. İlaç için harice büyük paralar ödeyen ve halkının hepsi hasta olan bir milletten kime hayır gelir? Bir devlet, bir ekmek işini halledemiyorsa uçak yapsa neye yarar, füze yapsa neye yarar.
Isparta’nın tam buğday ekmeği ve Hüyüklü kasabasının domatesleri şahaneydi.
.
.
Cuma-Cumartesi günleri Kötürnek [Madenli] köyünü merkez edindik; çevreyi gezdik. Cuma sabahı köylülerle bir resim çekildim. Soldan Hüsnü Özek, Ramazan Dinçer, RT, Hurşit Özdemir, Ali Kurum, Kahraman Çakıcı. Dinçer yakından, Çakıcı uzaktan akrabamdır. Sabah kahvaltısını Eğirlerli [Eğriler] Yusuf Danacı ve Alâddin Topraklı ile birlikte yaptık ve uzun zamandır görmediğimiz Ata-dostunu görmüş olduk. Cuma günü, Çeştepe Mevkiinde 35 dekar kadar bir sedir ve bademlik bahçesi kuran küçüğüm, 1946’lı, Gönen Köy Öğretmen Okulu (eski Köy Enstitisü) mezunu Ömer Ali’yi [Topraklı], Çeştepe’de ziyaret ettik. Bu işe 15 yıl önce girişen Ö. Ali bizi, sedir ve badem ağaçları arasında gezdirdi. Sedirlik’in içinde tuvalet ve banyosu olan bir odalık bir ev yapmıştı. Duvarlara yaptığı resimleri asmıştı. Giriş duvarına “Ardıçlı Tepe-Çec”, kuzey doğu duvarına “Son Kale Tehlikede, Kendine Gel Müslüman”, Güney-doğu duvarına bir ocak yapmış ve duvara “Önce Vatan”, “15 Temmuzu Unutma” yazmış. Lâkabımız Köseler olduğu için Bahçeye “Köse Botanik” demiş. Dedem köseymiş; Köse Memiş [1853-1923] derlermiş. Botanik adı hatalı, zira botanik bitki bilimi; doğrusu “Köse Ardıçlık- Bademlik” olmalı. Evin güney-batı duvarına “Uyuma”; Bahçenin bazı yerlerine: “Çok insanın doğaya, karga kadar katkısı olmaz”, “Şuurlu milletler kaynaklarını korur ve geliştirir” N. Erbakan; Eşek ölür kalır… ve sahipsiz vatanın…” gibi yazılar yazmış [bk. R.13-14-15]. Sağ olana 15 yıl sonra burası bir ormanlık olur.
Karayolları, Şarkîkaraağaç ile Gelendost-Bağıllı [aslı Bağlı] arasını bölünmüş yol yapmıştı; ama köylüyü hiç düşünmemişti. Zira köylüler arazilerine gidemiyorlardı. Karayolları, yollarını Özel İdare yapacak diyormuş. Hâlbuki bir şeyi kim bozarsa o yapar. Özel İdare yapmaz. Bu devir öyle bir devir ki, gördüklerimiz ve bildiklerimizden çok farklı. Eskiden müteahhitler idarenin emrinde çalışırdı; şimdi ise, idare, müteahhitlerin emrinde.
Buradan Şarkîkaraağac’a gittik. Kayınbirader Metin Altıntaş ile arıcılık yapan, katkısız hilesiz bal üreten Ali Osman Dönertaş’ı ziyaret ettik. Ali Hocamın isteği üzerine köye döndük. Akşam yemeğinde Alâeddin Topraklı’ya misafir olduk. Cumartesi günü Eğirdir, Kırıntı, Kovada Millî Parkı, Haymana ve Aşağıgökdere arasında orman içindeki kıvrım kıvrım yoldan Isparta-Antalya asvaltına çıktık ve Elsazı üzerinden Çandır’a ve oradaki eski tanıdığım Alim Can’ın “Canlar Alabalık Tesislerine” geldik ve çınarların gölgesinde ve akaryusun dibinde dinlendik. Sütçülerli Prof. Durmuş Günay; Yozgat Yerköylü göz hekimi bir Doçent hanım; Sütçülerli göz hekimi Dr. Mustafa ile buluştuk ve hep bilkite Yazılı Kapız’ı [Kanyon] gezdik. Yazılı Kapız’da gürül gürül çağlayan su, iki kaynaktan çıkıyor. Birkaç dağcı gelmiş, dağa tırmanacaklardı. Buranın adını sordum: Türkçe kanyon, İngilizce Kenyon deyince gülüştük.
Kapız’a adını veren yazıt, Hierapolisli Epiktetus’un [50-138] “Hür İnsan” şiiriydi. Şiir “Ey yolcu, yol hazırlığı yap ve koyun yola, şunu bilerek:” dizesiyle başlıyor. Şiirin çevirisi Prof. Dr. Sencer Şahin, Mermer taş, Metamar Mermer tarafından 2010 yılında yapılmış. Çeviriye Çetin Meydan katkı vermiş. Yazıta göre -Epiktetus Firikya’nın Hieropolis kentinde doğmuş; Yunanistan’ın Epir bölgesindeki Nikopolis kentinde ölmüştü. Epiktetus, köle olarak İtalya’ya götürülmüş, sonra azad edilmişti. Chatgpt, Hieropolis Pamukkale diyor. Bu bilgiler hep yanlış. Zira Epiktetus köle değildi; Firikya Epiktetos [Küçük Firikya] bölgesinde doğduğu için nisbesi Epiktetus olmuş. Hiera, Kemer Boğazı’nda idi; Eğirdir ise, Hierakoryfitis. Epiktetus, belki Eğirdirliydi. Boğaz’ın batısı için Avrupa, Batı ve Yunanistan denmiş. Boğaz’ın 22 km batısındaki Senirkent-Uluğbey’in Nikia, Küçük Nikia ve Nikopolis gibi adları var. Tarihçi bu hususları bilmediği için Epiktetus hakkında yanılıyor olmalıydı. Canlar Alabalık Tesislerinde birer alabalık yedikten sonra, bu defa Sütçüler, Sipahiler, Yuvalı, Tepeli, 800 yıllık Pınar Pazarı ve Eğirdir-Köprübaşı üzerinden Saat 19.00 sularında Kötürnek köyüne geldik ve istirahate çekildik. Yaklaşık 300 km yol Ali Hocamı ve beni yormuştu.
Pazar günü 08.00’de Kuyuönü Mevkiindeki Mezarlığı ziyaret ettim. 1952’de ölen Azime ebem, 1999’da ölen babam ve 2012’de ölen anam, ardıç ve çam ağaçlarının aralarında yanyana yatıyorlardı. Yola indiğimde Ecir Zorlu, kendi koyunlarını otlatmaktan [koyun gütmekten] dönüyordu. Onun ve mezarlığın resimlerini çektikten sonra Dere ve Killik Pınarı yolu üzeri 1400 rakımındaki Keçili köyüne uğradık ve orada 1941’li Kopuk’tan köy hakkında bazı bilgiler aldık ve Balcı Gölcüğü, Kötürnek Yaylası ayrımı, Yenicekale, Örenköy gölcüğü üzerinden Şarkîkaraağac’a vâsıl olduk ve 1400 rakımlı Kızıldağ Millî Parkı’na çıktık. Bir saat kadar dinlendikten sonra Çarıksaraylar’a geldik.
Keçili köyü 1915 civarı Keçili köyü öreni üzerine kurulmuştu. Afşar kazasına bağlı Keçili köyü 1568 tahririnde 103 nefer, 65 haneydi. Bunu bilmedikleri için adlarının niçin Keçili adına şaşıyorlardı. Zira Keçili Karaçakal aşireti idi; davarları koyundu. Keçili ile Yenicekale arası yol stabilizeydi. Keçili çıkışında karşıdan gelen arabayı durdurduk. Bu arabayla Kötürnek yaylasına çıkabilirmiyiz diye sorduk. Yenicekale’li bu kişi, çıkamazsınız dedi. Zira bizim araba Ford marka idi ve yere yakındı. Ben 25 Tem. 2007’de Reno ile çıktım; yolun Yenicekale kısmı taşlıydı. Köse dedem, Keçili çıkışındaki Oluk-sekisi mevkiinde buğday eker; orada hasat eder ve tanelerini develerle köye getirirmiş. Zira yol yokmuş. Ondan olsa gerek Isparta Tarihi: “Kötürnek buğadayı alâ nev’inden birinci itibar edilir; afyon hâsılatı da nahiyenin sair kurâsından yüksektir; İzmir’de İslâmköy afyonuyla bir tutulur” der (Böcüzade, 2012: 90).
Çarıksaraylar kasabasında 57 yıldır tanıdığım; 22 yıllık komşum, Bakkal Mevlüt [Şengül] vardı. Mevlüt abi, 94 yaşındaydı ve hiç gelmiyorsun diye gönül koyuyordu. Onu ziyaretten sonra Çimendere ve Ilıca [el-Firas] köyleri üzerinden Akşehir’e, oradan da Ankara’ya gelecektik; ama yol kötü dediler; biraz uzun olsa da, Dörtyol , Yellibel, Akşehir ve Polatlı üzerinden saat 18.00 sularında Ankara’ya geldik. Akşehir-Polatlı arası tamamen çıplaktı; dağında ve ovasında ağaç yoktu. Bu bölgedeki araziler büyüktü. Hâlbuki bizim köyde bir evlek tarlası olmayan çok aile vardı.