?>

Seçimler Türkiye’nin vazgeçilmezidir

Erdinç Cündübeyoğlu

4 ay önce

Erdinç Cündübeyoğlu, Moskova'dan yazdı;

Seçimler Türkiye’nin vazgeçilmezidir

MOSKOVA

Demokrasi, egemenliğin halka dayandığı, vatandaşların yönetimde doğrudan veya seçtikleri temsilciler aracılığıyla söz sahibi olduğu; hukukun üstünlüğü, eşitlik ve temel hakların korunduğu bir yönetim biçimidir. Yunancadēmos” (halk) ve “krátos” (iktidar) kelimelerinden türeyen demokrasi, halkın kendi kendini yönetmesi anlamına gelir.
Antik Yunan’a, özellikle Atina’ya, demokrasinin doğduğu yer olarak bakılır. MÖ 5. yüzyılda Atina’da doğrudan halkın katılımıyla bir demokrasi sistemi oluşturuldu. Avrupa’da modern anlamda demokrasinin temelleri ise özellikle 17. ve 18. yüzyıllardaki Aydınlanma düşüncesi ve sonrasında ortaya çıkan anayasal hareketlerle gelişti.
Türk halkının demokrasi ile tanışması Osmanlı’nın son dönemlerine rastlar. Günümüze kadar gerek darbelerle gerekse müdahalelerle de olsa, canlı kalmıştır. Bulunduğumuz coğrafyanın da etkisiyle zorluklarla her zaman karşılaştık ve karşılaşacağız. Ancak Türk halkı, yöneticilerine verdikleri yönetim puanını gösterme durumu olan seçimlerden vazgeçmez; bu, her zaman en önemli değerlendirme aracı olarak varlığını sürdürür ve sürdürecektir.
Türkiye’nin seçim tarihi, Osmanlı’nın son dönemlerinden Cumhuriyet’e geçişle şekillenmiştir. 19. yüzyılda, ilk kez 1876’da yapılan Meclis-i Mebusan seçimleriyle halk, sınırlı da olsa temsil hakkı kazandı. 1923’te Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte, 1946’da ilk çok partili seçim yapıldı. Bugün de geçmişten bugüne demokratik katılımın en önemli aracı olan seçimler, Türkiye’nin siyasi ve toplumsal evriminde kilit rol oynamıştır.

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e: Türk seçim geleneğinin kökleri…

Türk halkının yönetime katılım geleneği aslında çok eskilere dayanır. Osmanlı İmparatorluğu’nda halk, doğrudan seçime dayalı bir sistemle değil, çeşitli meclis ve şura toplantıları yoluyla fikrini yansıtıyordu. Örneğin; 19. yüzyılın sonlarında kurulan vilayet meclisleri, halkın yerel yönetimde sesini duyurmasına aracılık etti. Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte ise halkın egemenliği, modern seçim mekanizmalarıyla taçlandı. Bugün sandık başına giderek, bu köklü gelenekten aldığımız güçle kendi geleceğimizi biz şekillendiriyoruz.
Bulunduğumuz bölge itibarıyla Orta Doğu bizden çok farklıdır.
Orta Doğu’da seçim yapılan ülkeler vardır; ancak bu ülkelerde seçimlerin serbest ve adil olma düzeyi değişkendir. İsrail, düzenli genel seçimler yaparak en yüksek demokrasi skoruna sahipken, Kuveyt de nispeten güçlü bir yasama organına sahiptir. Ürdün’de de monarşi içinde seçim usulleri uygulanmaktadır; ancak bazı ülkelerde seçimler yapılmasına rağmen demokratik standartlar zayıftır.
Bölgemizde daha çok monarşik cumhuriyetler bulunmaktadır.
Monarşik cumhuriyet” ifadesi, monarşinin bazı sembolik ya da sınırlı bir şekilde var olduğu, ancak halkın seçtiği temsilcilerin yönetimde söz sahibi olduğu bir modeli anlatır. Yani monarşik gelenek ve semboller korunurken, cumhuriyetin esas yönetim biçimi olarak kalması söz konusudur. Bu, teorik olarak monarşiyi de halk iradesini de bir arada barındıran bir sistemdir.
Özetle; Türk halkı olarak bir asrı aşkın süredir demokrasi yönetim şeklini benimsemiş, yaşamış ve yaşatmaya özen göstermiş bir toplumuz. Bu nedenle demokrasi bizim için önemlidir; zaman zaman aksaklıklar yaşansa da vazgeçilmezimizdir.
Tom Barrack (ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi), Antalya Diplomasi Forumu’nda Türkiye hakkında konuştu. Türkiye’de gelecekte “monarşik cumhuriyet” gibi yönetim modellerinin tartışılabileceğini öne sürdü. Bu da büyük yankı uyandırdı.
Türkiye, demokrasi geçmişi olan ve uzun süredir bu yolda ilerleyen bir ülkedir. Üstüne giydirilmek istenen “monarşik cumhuriyet” elbisesi dar gelir; uymaz, yırtılır. Dünya genelinde bu tür bir modelin yükselişi pek olası görünmemektedir.
Günümüzde çoğu ülke ya tamamen demokratik parlamenter ya da başkanlık sistemlerini benimsemiştir. Elbette bazı monarşiler sembolik rol oynayarak varlığını sürdürmektedir; ancak tam anlamıyla bir “monarşik cumhuriyet” modeli, "küresel bir trend" değildir. Yine de politik ve kültürel dinamikler değiştikçe farklı modellerin tartışılması mümkündür.
Son dönemde Türkiye, 2026’da bir adaptasyon ve kırılma yılı olarak öne çıkmaktadır. Ekonomide büyüme hızı düşüktür; enflasyon yüzde 28 ile 31 arasında seyretmektedir. IMF, büyüme tahminini yüzde 3,4’e düşürmüştür. Politikada ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK Parti, yetkilerini genişletmeye devam etmektedir. Dış politikada Türkiye, NATO ve Birleşmiş Milletler çerçevesinde aktif bir arabulucu rolü üstlenirken; iç güvenlikte yaşanan olaylar, toplumsal kaygıyı artırmaktadır.
Bunlara ek olarak, yönetim sistemiyle ilgili monarşi benzeri tartışmalar gereksizdir ve ülkemize fayda sağlamayacaktır. Yönetimsel eksiklikler hissediliyorsa; parlamenter sisteme geri dönülmesi ya da güçlü bir parlamenter sistemin inşa edilmesi, bürokratik işlemlerin azaltılması, yönetim mekanizmalarının denetlenmesi ve yürütme ile yasama arasında güç dengesinin sağlanmasıyla daha güçlü bir sisteme geçilebilir.
Ülkemizi güçlendirecek olan da budur. “Eski Türkiye”yi nostaljik bir hatıra olarak geçmişte bırakıp, daha iyisini hedeflemek gerekir.

.

Erdinç Cündübeyoğlu, dikGAZETE.com

YAZARIN DİĞER YAZILARI