?>

Ortadoğu’da daha fazla kan olmamalı!..

Erdinç Cündübeyoğlu

1 hafta önce

Ortadoğu’da daha fazla kan olmamalı!..

MOSKOVA

Tahran’dan Washington’a uzanan kriz:

Amerika’da seçimler yaklaşmakta ve Mr. Trump anketleri çok iyi görünmüyor... Ancak Venezuelabaşarılı” operasyonu ve asıl hedefin yeraltı zenginliklerine çökülmesiyle Amerikan halkının “vergim nereye gidiyor” sorusunun cevabı olabilir ve başarıyı getirebilir. Uzun vadede dış siyasetin, operasyonların seçimlere çok etkisi olamayabiliyor. Ancak İran’ın yeri farklı; Amerikan seçmeni, kendi yaşadığı eyaleti belki haritada bulamasa bile İran’ın yeri kendileri için özel anlam taşır ve bilirler... Buna istinaden Trump’ın kendine örnek alacağı eski başkan, aktör Ronald Reagan olabilir... Tarihsel olarak bunu anlamaya çalışırsak;

Carter’dan Trump’a Amerika–İran ilişkileri…

Amerika ile İran arasındaki gergin ilişkiyi anlamak için takvimleri biraz geri sarmak gerekiyor. Yıl 1979. İran’da Şah rejimi devrilmiş, Ayetullah Humeyni liderliğinde İslam Devrimi gerçekleşmişti. Devrimin hemen ardından, Tahran’daki Amerikan Büyükelçiliği, radikal öğrenciler tarafından basıldı ve 52 Amerikalı diplomat tam 444 gün boyunca rehin alındı. Bu olay sadece iki ülke arasındaki ilişkileri koparmadı, aynı zamanda ABD iç siyasetinde de derin bir iz bıraktı.

Carter’ın en zor sınavı…

O dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter, insan haklarını önceleyen, diplomasiye inanan bir liderdi. Ancak İran rehine krizi, Carter için adeta bir kâbusa dönüştü. Diplomatik girişimler sonuç vermeyince, 1980 Nisan’ında gizli bir askeri operasyon planlandı: “Operation Eagle Claw” (Kartal Pençesi Operasyonu).

Plan, kağıt üzerinde cesurdu ama sahada işler ters gitti. İran çöllerinde çıkan kum fırtınaları, helikopter arızaları ve koordinasyon eksikliği, operasyonu felakete sürükledi. Bir helikopterle yakıt uçağının çarpışması sonucu 8 Amerikan askeri hayatını kaybetti. Operasyon başlamadan bitmişti. Rehineler kurtarılamadı, ABD ise dünya kamuoyu önünde ağır bir prestij kaybı yaşadı.

Amerikan halkı, bu görüntüyü unutmadı. Televizyon ekranlarında çaresiz bir süper güç, liderlik sorgulaması ve “Amerika zayıf mı?” tartışmaları başladı. 1980 seçimlerinde Ronald Reagan’ınAmerika’yı yeniden güçlü yapacağız” söylemi karşılık buldu. Carter, büyük ölçüde bu kriz ve ekonomik sorunların gölgesinde seçimi kaybetti.

Rehineler ve zamanlama mesajı…

İlginç bir detay da şuydu: Rehineler, Reagan’ın yemin töreninden dakikalar sonra serbest bırakıldı. Bu durum, İran’ın Carter’ı bilinçli şekilde zayıf düşürmek istediği ve yeni yönetime bir güç mesajı verdiği yorumlarını beraberinde getirdi. Amerika–İran ilişkilerinde güvensizlik böylece kalıcı hale geldi.

Bugüne geldiğimizde aradan geçen on yıllara rağmen temel sorunlar pek değişmedi…

İran’ın bölgesel nüfuzu, nükleer programı, ABD’nin yaptırımlarına ek olarak İsrail’in bölgedeki güvenliğinin sağlanması ve ABD'nin bölgede jandarmalık pozisyonuna geçmesi…

Karşılıklı güvensizlik anlaşmayı da engelleyecektir...

Obama döneminde imzalanan nükleer anlaşma (JCPOA) kısa süreli bir yumuşama sağladı. Ancak bu denge, Donald Trump’ın sahneye çıkmasıyla bozuldu.

Mr. Trump, dış politikaya klasik diplomat gözüyle değil, iş adamı refleksiyle yaklaştı. Onun dünyasında ülkeler de şirketler gibiydi... Kâr edenler, zarar ettirenler ve masadan kalkılması gerekenler…

İran nükleer anlaşmasını “kötü bir anlaşma” olarak nitelendirdi ve tek taraflı olarak çekildi. Ardından ağır ekonomik yaptırımlar geldi. Trump’ın yaklaşımı netti:

Maksimum baskı, maksimum sonuç.”

Bu politika, İran ekonomisini ciddi şekilde sarstı ama aynı zamanda Tahran’ı daha sert bir çizgiye itti. Basra Körfezi’ndeki gerilimler, tanker krizleri, suikastlar ve karşılıklı tehditler yeniden gündeme geldi. Diplomasi yerini güç gösterisine bıraktı.

Carter’dan Trump’a değişmeyen ders…

Carter, İran’da askeri gücün sınırlarını gördü. Trump ise ekonomik gücün sınırlarını test etti. İki farklı lider, iki farklı yöntem… Ama sonuç benzer: Amerika–İran ilişkileri hâlâ kırılgan, güvensiz ve patlamaya hazır.

Bugün İran meselesi sadece Washington ile Tahran arasında değil; İsrail, Körfez ülkeleri, Rusya ve Çin’in de dahil olduğu çok katmanlı bir satranç tahtasına dönüşmüş durumda. Ancak bu oyunun temel taşları, 1979’da Tahran’daki büyükelçilik duvarlarında atıldı.

Ve tarih bize şunu hatırlatıyor:

Ortadoğu’da kaybedilen bir kriz, sadece dış politikayı değil, Amerikan başkanlarının kaderini de belirleyebiliyor... Tarih Tekerrür etse de bundan ders çıkaramayanlar olacaktır ama bölgesel güç olan İran’ın düşmesi, sıranın diğer bölgesel güç olan ülkeye gelmesiyle sonuçlanabilir… Bu stratejik bölgede muhakkak yaşamak ve daimi olmak zor olacaktır ama zoru başaran millet olarak tarihi iyi okumamız gerekiyor ve öngörülerimizi, uzun vadede olan planlarla birlikte doğru yapılarak devam ettirmemiz zorunludur...

.

Erdinç Cündübeyoğlu, dikGAZETE.com

YAZARIN DİĞER YAZILARI