Erdinç Cündübeyoğlu, Moskova'dan yazdı;
Akdeniz'in tarih hazinesi Alanya
MOSKOVA-Alanya
Kızılkule, Kale ve Limanın asırlık hikâyesi…
Türkiye'nin turizm başkenti Antalya'nın doğusunda yer alan Alanya, her yıl milyonlarca yerli ve yabancı ziyaretçiyi ağırlıyor. Özellikle Rusya'dan gelen turistlerin en çok tercih ettiği destinasyonlardan biri olan kent, yalnızca denizi ve plajlarıyla değil, köklü tarihi ve eşsiz kültürel mirasıyla da dikkat çekiyor. Alanya'nın simgesi haline gelen Kızılkule, tarihi liman ve Alanya Kalesi, Akdeniz'in binlerce yıllık geçmişine ışık tutan önemli yapılar arasında bulunuyor.
Tarih boyunca stratejik bir kent…
Bugünkü Alanya'nın bulunduğu bölge, tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yaptı. Antik dönemde Korakesion adıyla bilinen kent, doğal limanı sayesinde Akdeniz ticaret yollarının önemli merkezlerinden biri oldu. Roma ve Bizans dönemlerinde gelişimini sürdüren şehir, yüksek kayalıklarla çevrili yarımadası sayesinde askeri açıdan da büyük önem taşıdı.
1221 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubad tarafından fethedilen kent, tarihinin en parlak dönemlerinden birine girdi. Sultan Keykubad, Alanya'yı Selçuklu Devleti'nin Akdeniz'deki en önemli deniz üssü haline getirdi. Şehrin adı da bu dönemde “Alaiye” olarak değiştirildi.
Akdeniz'e hâkim bir taç: Alanya Kalesi…
Alanya'nın en dikkat çekici yapılarından biri olan Alanya Kalesi, deniz seviyesinden yaklaşık 250 metre yükseklikteki yarımada üzerinde yükseliyor. Yaklaşık 6,5 kilometre uzunluğundaki surları, onlarca burcu ve tarihi yapılarıyla kale, dünyanın en iyi korunmuş Ortaçağ savunma sistemlerinden biri olarak kabul ediliyor.
Kale içerisinde Selçuklu döneminden kalan saray kalıntıları, sarnıçlar, camiler ve çeşitli savunma yapıları bulunuyor. Bölgeyi ziyaret edenler, bir yanda Akdeniz'in masmavi sularını diğer yanda Toros Dağları'nın etkileyici manzarasını aynı anda görebiliyor.
Alanya Kalesi bugün yalnızca tarihi bir yapı değil, aynı zamanda Türkiye'nin kültürel mirasının en önemli parçalarından biri olarak değerlendiriliyor.
Kızılkule: Sekiz asırlık nöbetçi…
Alanya'nın sembolü olarak kabul edilen Kızılkule, 1226 yılında Sultan Alaeddin Keykubad'ın emriyle inşa edildi. Sekizgen mimarisiyle dikkat çeken yapı, limanı ve tersaneyi korumak amacıyla yapıldı.
Yaklaşık 33 metre yüksekliğindeki kule, adını üst kısımlarında kullanılan kırmızı tuğlalardan alıyor. Aradan geçen yaklaşık 800 yıla rağmen hâlâ ayakta duran Kızılkule, Selçuklu mühendisliğinin ve mimarisinin en başarılı örneklerinden biri olarak gösteriliyor.
Bugün müze olarak hizmet veren yapı, ziyaretçilerine hem Alanya'nın tarihini hem de Selçuklu denizciliğinin gelişimini yakından tanıma fırsatı sunuyor.
Tarihi liman ve Selçuklu tersanesi…
Kızılkule'nin hemen yanında bulunan tarihi liman, yüzyıllar boyunca Akdeniz ticaretinin önemli merkezlerinden biri oldu. Selçuklu döneminde inşa edilen tersane ise Türk denizcilik tarihinin önemli eserleri arasında yer alıyor.
Venedik, Ceneviz, Mısır ve Doğu Akdeniz limanlarından gelen ticaret gemileri, uzun yıllar boyunca Alanya Limanı'nı kullandı. Bölge, yalnızca ticaret merkezi değil, aynı zamanda kültürlerin buluşma noktası olarak da öne çıktı.
Bugün liman çevresi, tarihi atmosferi modern yaşamla birleştiren canlı bir merkez konumunda bulunuyor. Restoranlar, kafeler ve gezi tekneleri, geçmiş ile günümüzü aynı noktada buluşturuyor.
Rus turistlerin gözdesi…
Son yıllarda Alanya, Rusya Federasyonu vatandaşlarının Türkiye'de en çok tercih ettiği tatil merkezlerinden biri haline geldi. Kentte yaşayan yerleşik Rus nüfusunun yanı sıra her sezon yüz binlerce Rus turist bölgeyi ziyaret ediyor.
Ancak Alanya'yı özel kılan unsur yalnızca güneş ve deniz değil. Şehrin tarihi dokusu, ziyaretçilere Akdeniz'in yüzyıllar boyunca şekillenen kültürel mirasını yakından tanıma fırsatı veriyor. Kızılkule'nin gölgesinde yürümek, tarihi limanda vakit geçirmek veya Alanya Kalesi'nin surlarından Akdeniz'e bakmak, ziyaretçilere sıradan bir tatilin ötesinde unutulmaz bir tarih yolculuğu sunuyor.
Alanya Kalesi'nin taş sokaklarında kaybolan Rum mirası…
Akdeniz'in turkuaz sularına hakim bir yarımada üzerinde yükselen Alanya Kalesi, yalnızca Selçuklu surları ve görkemli burçlarıyla değil, taş sokakları arasında sakladığı insan hikâyeleriyle de dikkat çekiyor. Her yıl yüz binlerce turistin ziyaret ettiği kale, geçmişte Türklerin, Rumların ve farklı toplulukların bir arada yaşadığı çok kültürlü bir yaşamın izlerini günümüze taşıyor.
Kalenin Hisariçi, Tophane ve İçkale bölümlerinde yürürken ziyaretçilerin karşısına çıkan tarihi evler, Alanya'nın yakın geçmişine açılan sessiz kapılar gibidir. Taş duvarları, ahşap cumbaları ve denize bakan pencereleriyle bu yapılar, bir zamanlar burada yaşayan Rum ailelerin günlük yaşamından izler taşımaktadır.
Birlikte yaşanmış yüzyılların sessiz tanıkları…
Bizans döneminde Kalonoros adıyla bilinen Alanya, Akdeniz'in önemli liman kentlerinden biriydi. 1221 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubad tarafından fethedilen şehir, “Alaiye” adını aldı ve bölgenin en önemli ticaret merkezlerinden biri haline geldi. Ancak kale içinde yaşam yalnızca Türklerden ibaret değildi; yüzyıllar boyunca Rum Ortodoks toplulukları da burada yaşantılarını sürdürdü.
Bugün taş sokaklarda yükselen birçok eski ev, bu çok kültürlü dönemin sessiz tanıkları olarak ayakta duruyor. Özellikle denize bakan cephelerdeki geniş pencereler ve ahşap işçilikleri, dönemin Akdeniz mimarisini yansıtan önemli ayrıntılar arasında yer alıyor.
Mübadelenin ardında kalan evler…
1923 yılında Türkiye ile Yunanistan arasında gerçekleştirilen nüfus mübadelesi, Alanya'nın sosyal yapısını da derinden etkiledi. Yüzyıllardır bölgede yaşayan Rum aileler Yunanistan'a göç ederken, onların geride bıraktığı evler, yeni sakinlerine kapılarını açtı.
Bugün bu evlerin bazıları restore edilmiş durumda. Kimi kültür evi olarak hizmet veriyor, kimi küçük pansiyonlara veya sanat atölyelerine dönüştürülmüş durumda. Bazıları ise hâlâ geçmişin izlerini taşıyan mütevazı aile konutları olarak varlığını sürdürüyor.
Evliya Çelebi'nin gözünden Kale yaşantısı...
17. yüzyılda Alanya'yı ziyaret eden ünlü Osmanlı seyyahı Evliya Çelebi, kalede yüzlerce ev bulunduğunu, sokakların merdivenli yapısı nedeniyle ulaşımın çoğunlukla katır ve eşeklerle sağlandığını anlatır. Onun aktardıkları, kalenin yalnızca askeri bir yapı değil, canlı bir yerleşim merkezi olduğunu göstermektedir.
Bugün aynı sokaklarda yürüyen ziyaretçiler de benzer bir atmosferi hissedebiliyor. Modern hayatın gürültüsünden uzak kalan taş yollar, zamanın yavaş aktığı eski Akdeniz günlerini hatırlatıyor.
Geçmişi korumanın önemi…
Alanya Kalesi, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde yer alan ve Akdeniz'in en iyi korunmuş Ortaçağ kalelerinden biri olarak kabul edilen eşsiz bir kültür hazinesidir. Surların arasında kalan Rum evleri ise bu büyük mirasın insani yönünü temsil ediyor.
Günümüzde Alanya denince akla çoğu zaman deniz, güneş ve turizm geliyor. Oysa kalenin taş sokaklarında yürüyenler için Alanya, aynı zamanda farklı kültürlerin yüzyıllar boyunca birlikte yaşadığı bir medeniyetler mozaiğidir.
Belki de bu yüzden, Alanya Kalesi'nin eski Rum evleri yalnızca tarihi yapılar değil; Akdeniz'in ortak hafızasını günümüze taşıyan sessiz tanıklardır.
Alanya; doğal güzellikleri, tarihi yapıları ve kültürel zenginliğiyle Türkiye'nin dünyaya açılan önemli pencerelerinden biridir. Kızılkule, Alanya Kalesi ve tarihi liman ise bu eşsiz kentin geçmişten günümüze uzanan kimliğinin en güçlü sembolleridir. Akdeniz kıyısındaki bu tarihi miras, yalnızca Türkiye için değil, bölge tarihine ilgi duyan tüm ziyaretçiler için keşfedilmeyi bekleyen değerli bir hazinedir.
-Bu görsel, Piri Reis'in ünlü eseri Kitab-ı Bahriye'de yer alan Alanya haritasıdır. Harita, 16. yüzyıl Osmanlı denizcilik coğrafyasını yansıtan tarihi bir belgedir. -Görselde Alanya Kalesi, liman yapısı ve şehrin savunma detayları minyatür tarzında resmedilmiştir.-