?>

Türkiye’nin AKP’li yılları

Güven Akıncı

6 saat önce

Güven Akıncı, Zürih’ten yazdı;

TÜRKİYE’NİN AKP’Lİ YILLARI

İsviçre, ZÜRİH

25 yıl olmuş Adalet ve Kalkınma Partisi kurulalı. Zaman çok çabuk geçiyor. Dün gibi.
Tarih, yeni bir bin yılın ilk çeyrek yüzyılında Türkiye’yieksenlerden eksenlere” sürükleyen Adalet ve Kalkınma Partisi’ni, dönemini özel bir paranteze alacaktır. “Şahlanış dönemiydi” diyenler olacaktır. “Çöküş dönemi” diyenler de…
Dua edelim, bu dönemi “yok oluş” diye yazmasın tarih!
Son 25 yılın analizini yapan kimi siyaset gözlemcileri; AKP dönemini “2003 ve 2010 dönemi sonrası” diye ikiye ayırıp değerlendirirler. İlki iktidarın çiçeği burnunda yeni emanetçilerinin “kabul görme” dönemi, ikincisi ise 2010 referandumuyla beraber mutlak iktidar yolunun açıldığı süreç.
İktidarın ilk yıllarının toplumda bir rahatlama oluşturduğunu kabul etmeliyiz. Türkiye’ninkabuğunu kırdığına” dair bir inanç oluşmuştu geniş kesimlerde. Bir takım askeri vesayet taraftarı odakların, e-muhtıra, parti kapatma, 367 krizi gibi barikat çabaları ters tepip, AKP’yi daha da kitleselleştirmişti.
O dönemin, AKP’ninyığınak” yılları olduğu, bugünden bakınca çok sarih anlaşılıyor artık. Mağduriyetten güç temerküz ederek arkasına aldığı toplumsal destek ile; ileride vereceği “ne pahasına olursa olsun iktidardan gitmemek” mücadelesinin cephanesi, işte o zamanda istiflenmişti.
Türk Tipi Başkanlık” evresini ise ayrıca değerlendirmek gerekir. Kurumların içinin boşaltılıp, yasama ve yargının yürütmenin emrine verildiği tek adam dönemi politik sahnede adeta “amok koşucusu” alegorisidir.
Stefan Zweig'ın ünlü “Amok Koşucusu” adlı uzun öyküsü, gurur ve öfkeyle verilen yanlış bir kararın ardından insanın vicdan azabı ve suçluluk duygusuyla nasıl bir yıkıma sürüklendiğini anlatır. Eser, bilincini yitirip önüne çıkan her şeyi yok ederek ölüme koşan bir cinnet halini gözler önüne serer.
AKP kuşkusuz ki, iyisiyle kötüsüyle “ilklerin partisi” olma sıfatını hakkıyla elde etti. Tabelaya bakınca, “iyisi mi çok kötüsü mü?” başlığında ben “kötülüğü daha çok oldu” diyenlerdenim. “Olmaz olaydı” kanaatindeyim.
Ancak bir hakkı teslim etmek lazım, ki ben de bu yazıyı o sebeple yazıyorum.
Siyasetin üzerindeki vesayeti kaldırdı”, diyeceğimi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz! Bence AKP, vesayeti; çok partili hayata geçildiğinden beri hiç olmadığı kadar tahkim etti.

O değil yani!

- Toplumun önünü açtı, özgürleştirdi.

Yok o da değil!

- Yol yaptı, hastane yaptı, köprü yaptı.

Saçmalamayın!.. Onları zaten parasını vererek kullanıyoruz.

- Yasaklar, yolsuzsuk, yoksulluk!..

Alâsını yaptı.

Değil, değil!..

Neyse uzatmadan söyleyeyim;

AKP, din motivasyonlu siyasi iddia sahiplerinin gerçek yüzünü gösterdi son 15 yılda bize. Ütopik bir mefkûrenin, inanmışları eliyle nasıl da bir distopyaya dönüştüğünü bu kadar bariz nasıl müşahede ederdik başka, bilemiyorum.
Müslüman olduğuna inanmış bir kesimin, gücü ele geçirince bir canavara dönüştüğünü, ötekine bakışını, demokrasiden ne anladığını, zulmünü, açgözlülüğünü, görgüsüzlüğünü, hoyratlığını, seküler komplekslerini bir bir yaşayarak gördük.
Peki burada “AKP’nin hangi hakkını mı teslim etmeliyiz?”
Dedik ya AKP, bütün bunları sistemin imkânlarını kullanarak yaptı. Demokrasiydi, seçimdi, çoğunluktu falan yani…
Peki ya adı geçen kitle -Allah muhafaza- kanlı bir şekilde iktidarı ele geçirseydi!..

Devrimle gelseydi!?.

Kendinden olmayan herkesi kılıçtan geçirirlerdi. ‘Afganistan’dık, Libya belki de ‘Suriye’ydik
AKP kansız, patırtısız sistem içinde iktidarını sürdürerek, öteki kesimlerin belki daha korkunç bir akıbet ile karşılaşmalarının önüne geçmiş oldu.
Tabii gün bitmedi. Bakalım daha neler yapacak AKP? Dünya siyasi tarihinde totaliterliğe yönelmiş hiçbir yönetim, halkına huzur vermemiş. Hayırla anılmamış! Kırmadan, dökmeden, bitmeden bitirmeden gitmemiş!

.

Güven Akıncı, dikGAZETE.com

*

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Tarih yeniden yazılıyor, açın yolları, 'Büyük Türkiye Cumhuriyeti' geliyor

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI