?>

Bülent Arınç mı o isim?

Güven Akıncı

3 ay önce

Güven Akıncı, Zürih’ten yazdı;

BÜLENT ARINÇ MI O İSİM?

İsviçre, ZÜRİH

Türkiye siyasetindeki “muhtemel” değişikliklere dair öngörümü kayda geçirmek isterim. Kişisel gözlem ve kanaatlerim bu yazıya temel teşkil ediyor olsa da Ankara’da konuşulan bazı siyasi “hamleler”i de analiz etmeye çalışacağım.
Bunlar senin temennin” derseniz itiraz etmem; “Deli saçması” derseniz de. Ancak temenniden öte, siyasete heyecan getirecek “aday bazlı” sürpriz görüşmelerin halihazırda sürdüğünü, bir ismin çok öne çıktığını bu ismin muhalif blokun adayı yapılabileceğini ve adayın CHP dışından olacağını kayda geçireyim.
Öngörülerinde yüzlerce kez yanılan, geleceğe dair dört başı mamur bir siyasi öneri veya öngörü ortaya koyamamış, ukala siyaset kumkumalarının horultuları arasında sesimiz kaybolacak belki. Ama yine de yazmaya değer diye düşünüyorum.

Önce genel bir durum analizi yapalım.

Tane tane, sözün muhataplarını belirleyerek yazıyorum şimdi!
İlk sözüm, “bu ülke bitmiş” diyenlere:
- Yok öyle umutsuzluğa oynamak. Umutsuzluk da konfor. Oradan kuruyorsun cümleni. Bu ülke senin “okey” oynarken “per”inin göbeğine beklediğin ikisi de “çıkmış” “sarı 7” mi ki, ıstakayı deviriyorsun? Dur orada! Biten hiçbir şey yok! “İyi” olan her şey azaldı evet, ama hülasa olmadı. Yıkma taşları, “joker” çıkmadı daha…
İkinci sözüm; en başından beri AKP’ye hiç oy vermemenin hazzıyla yaşayan, 23 yıldır ülkeyi yöneten kadroyla tek ilişkisi “nefret” perspektifinden olup, CHP’ye attığı oy ile ülkeyi kurtaracaklarına inanan “naif” kitleye!
- Bu bir “patoloji”dir. Ne bu nefret ne de histeriye dönmüş öfke dili AKP’yi götüremedi, götüremeyecek de…
Ancak şöyle bir sakinleşip de düşünürsek belki arzu ettiğimiz sonucu alabileceğiz. Sizi “tarihsel bir süreci” incelemeye davet etmek isterim.
O halde, 76 yıl geriye gidelim. Tek parti döneminin bitip, sağ-muhafazakâr tonlar taşıyan, yeni bir partinin iktidarı devraldığı 14 Mayıs 1950’ye.
O günü Cumhuriyet Türkiyesi’ndesağ-muhafazakâr siyasetin” kurumsal nitelikte ilk kez ortaya çıktığı tarih olarak alıp, adı geçen siyasi geleneğin, mutlak iktidarını tahkim ettiği 2010 referandumuna kadar devam ettirirsek, geçen sürenin 60 yıl olduğunu göreceğiz. Koca bir 60 yıl. Bunu tahtaya yazalım, dursun gözümüzün önünde.
Demek ki “tek parti” tasallutundan kurtulmak için “en kötü” daha 37 yılımız var, 1950 öncesini saymazsak. Öyle ya! 23 yıldır tek parti iktidarda.
1950-2010 arasında bu ülkede “tek parti” iktidarını hortlatmak adına neler yapıldığını hatırlatmayı, yazıyı uzatmamak adına gereksiz buluyorum. Ama siz yine de darbeleri, idamları, siyasi yasakları, parti kapatmaları, vesayet odaklarını ve Türkiye’nin o 60 yılını gözünüzün önüne getirin isterseniz.
Bugünün muktedirinin üzerine oturduğu toplumsal zemin, işte o yarım asırdan fazla süren mücadelenin büyük hikayesidir. Hazır mısınız böyle bir uzun soluklu direnişe?

Bitmedi!..

Demokrat Parti kadroları, Menderes ve Bayar nereden geliyordu? Tek Parti’nin tam da içinden. Yani Bayarlar, Menderesler CHP’den kopan kadrolu eski CHP’lilerdi. Bu bilgiyi de tahtaya yazalım ki hiç aklımızdan çıkmasın!
Peki! Tek Parti’nin başında kim vardı? İsmet İnönü. Kurtuluş Savaşı’nın en önemli iki komutanından biri. O “tek adamİsmet Paşa ki, ülkesini kendi rızasıyla çok partili hayata geçirmiş ve bu ülkeyi “iktidar hırsı için” felakete sürüklemeyi, aklına dahi getirmemiş bir büyük devlet adamı! Bu da tahtaya yazacağımız 3. not olsun!
Bu üç çıktı; 60 yıl, tek partinin içinden gelen kadro ve “iktidar hırsına memleketi yeğ tutmuşİsmet Paşa
İşte bu ‘üç çıktı’yı hesaba katmadan kat edeceğiniz her yol “geçmişten ders almadığınız için” sizi başarısızlığa götürecektir. Dönüp dönüp o yılları okuyun, tahtaya düştüğünüz notları ezber edin! Ve uzun soluklu, çetin bir mücadeleye hazırlayın kendinizi. Nefsinize ağır gelecek rasyonel kararlara direnmeyin ve en önemlisi stratejik düşünün! Aklınıza şunu getirin; yıllarca bu ülkenin mukaddesatçıları içlerine sinmese de Demirel’eNurlu Süleyman” deyip oy verdiler.
Belki istediğiniz olmuyordur ama “istediğinize” giden yollar temizleniyordur.

SAADET LİDERİ ARIKAN’IN AKLINDAKİ İSİM BÜLENT ARINÇ MI?

Saadet Partisi liderinin geçen hafta büyük yankı uyandıran “muhalefet bloku için bir cumhurbaşkanı adayımız var, duyunca herkes ohh çekecek” açıklamasından sonra o ismin TBMM eski Başkanı Bülent Arınç olduğu konuşuluyor. Konuşanlar Ankara’da çoğu AK Parti Kurucusu olan bazı eski siyasetçiler. Sadece eski siyasetçiler değil, kimi yüksek yargı mensupları, deneyimli gazeteciler, akademisyenler. Bu arada Sn. Arınç’ın ismini partinin önceki genel başkanı Sn. Temel Karamollaoğlu’nun önerdiği söyleniyor.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN 11. CUMHURBAŞKANI’NI BELİRLEYEN KİŞİ ARINÇ’TIR!

Bülent bey, başından beri AKP içindeki yüksek profildeki en önemli isimlerden biridir. 11. Cumhurbaşkanı Sn. Abdullah Gül’ün adaylığının tartışıldığı 2007 sürecinin, belirleyici aktörüdür. Hatırlanacağı üzere, TSK, AKP’yiEşi başörtülü olmayacak bir aday”a ikna etmeye (!) çalışırken, Vecdi Gönül ismi konuşulmuştu. Başbakan Erdoğan’ın da “Askeri kızdırmayalım, suyuna gidelim” yaklaşımını tercih ettiği süreçte, Arınçya Gül ya Erdoğan olacaktır” restini çekerek, kararlı bir duruş sergilemiş “yoksa ben aday olurum” diyerek bu kararlılığını izhar etmişti. Arınç’ın o tutumu neticesinde Abdullah Gül cumhurbaşkanı olabilmişti.
Bülent bey’in TBMM Başkanı olduğu dönem; tüm AK Parti’li başkanlar içinde “millet iradesi”nin evc-i balâ dönemidir. Milletvekillerinin itibarı en üst seviyedeydi o yıllarda. Bakın bugün milletvekili “fakirlik kağıdı” çıkarıp, devleti dolandırıyor. Altın kaçakçılığı yapıp, haksız kazanca tevessül ediyor. Şimdi Arınç, o makamda oturuyor olsaydı Can Atalay’ın siyasi rehin yapılması ihtimal dahilinde olabilir miydi?
Seveni de sevmeyeni de Bülent Arınç’ımuvazenesini yitirmiş AKP”den farklı görür. Çoğunluk için “her haksızlığa karşı duramamış” olsa da “vicdan”lı bir devlet adamıdır.
Siyasi rekabeti, centilmence sürdürür. Rakibine iftira atıp, onları ayak oyunlarıyla, kumpaslarla mağlup etmeyi tercih etmez. Tabasbus, semtine uğramaz. Kamu malına ölür de el uzatmaz. Haksızlığa karşı dili döndüğünce karşı durmaya çalışmıştır. Eksiktir, yetersiz kalmıştır, kavgayı göze alamamıştır evet ama gerektiğinde de “eliyle, diliyle, buğzuyla” ortada olmuştur.
Selahattin Demirtaş’ı Edirne’de ziyaret etmesi önemlidir. CHP’li belediyelere yapılan hukuksuz uygulamalara da karşı olduğunu her platformda dile getirir Arınç. Haksız
KHK yaptırımlarına açıktan karşı çıkan, bunu ifade eden “tek AKP’li” de Arınç’tır.
Gökçek, Metiner gibi AKP avadanlıklarına da Semih Yalçın gibi MHP görgüsüzüne de “kafa-göz” dalmaktan çekinmediğini bile gördük.
Ankara’dan bu işleri takip eden bir dostum, geçenlerde şöyle bir şey söyledi: “Tabanın değil belki ama CHP yönetiminin en güvendiği AKP’li, Bülent Arınç’tır”. Ben de aynı kanaatteyim.
AKP içinden bir klik, Arınç’ın adını duyunca kırmızı görmüş boğaya dönüyor. Peki bunun sebebi ne olabilir?
Tabii ki O’nun bir Melih Gökçek bir Numan Kurtulmuş olmayışıdır. İstedikleri; susup bir köşede oturmasıdır Bülent bey’in. Bununla beraber AKP tabanının oy vermekte tereddüt etmeyeceği kişi de yine O’dur.
Geçmişteki “Kozmik Oda” meselesi, seküler kesimde ve CHP tabanında Arınç’a karşı haksız bir kanaat oluşturdu. Oysa o işin bizzat mağduru Bülent bey’di. Derdini anlatamadı. Partisinin içindeki ihanet kliği ve operasyonel güçler, Arınç’a yıktılar o kepazeliği.
Siyasette sıcak yaz ayları bekliyor Türkiye’yi. Bunaltıcı havayı serinletecek bir yayla esintisi olur mu? Bekleyip göreceğiz!
CHP’dekisivil refleks” ülkeyi kâbustan çıkaracak feraseti gösterecek mi? Özgür Özel, hemşehrisi Bülent Arınç’aadayımızdır” diyebilecek mi? Yukarda izah etmeye çalıştığım “tahtaya not düşülen” 3 çıktı, CHP seçmenini stratejik olmaya sevk eder mi? Göreceğiz!
Öte yandan Bülent Arınç, 2007 yılındaki restini, yarın fiiliyata geçirebilir mi? Silivri’yi işaret edenlere “yürü lan oradan!” der mi? Olası “helikopter havalanması”na maruz kalmamak için yakınlardaki bütün helikopter pistlerini kırar mı? Göreceğiz!
Bu ülke, tek bir ismin ve çevresine pozisyonlanmış menfaat şebekesinin, esarete düşüreceği bir ülke değildir. Bu millet, bütün tarihinde esareti reddetmiş bir millettir. Boynuna geçirilmek istenen prangayı siyaset yoluyla kırıp atacaktır. Göreceğiz!..

.

Güven Akıncı, dikGAZETE.com

YAZARIN DİĞER YAZILARI