?>

Milliyetçiliğin dünü ve yarını

Selim Çoraklı

4 ay önce

Selim Çoraklı yazdı;

MİLLİYETÇİLİĞİN DÜNÜ ve YARINI

Milliyetçilik, belirli bir milletin çıkarlarını, egemenliğini kazanmayı ve bunu ilelebet sürdürmeyi amaçlayan ideolojik fikir hareketidir. Milliyetçi ise mensup olduğu milletin çıkarlarını, egemenliğini, kültürel değerlerini ve birliğini her şeyin üzerinde tutarak, milletinin yücelmesi için çalışan kişidir. Kendi ulusuna sevgi, bağlılık ve güven duymayı temel alan, milli bağımsızlığı savunan bir anlayışa sahip olan Milliyetçilik, her milletin kendisini dışarıdan gelecek olan müdahalelerden bağımsız olarak yönetmesi gerektiğini, milletin bir yönetim için doğal ve ideal bir temel ve tek haklı politik güç kaynağı olduğunu savunmaktadır. 
Milliyetçilik, tarih boyunca farklı biçimlerde ortaya çıkmış ve her biri farklı toplumsal, siyasal veya kültürel temellere dayanmış bir ideolojidir. Genel olarak milliyetçilik türleri, amaçlarına, kaynaklarına, ideolojik yönüne veya uygulama biçimine göre sınıflandırılır.
Bugün dünyadaki milliyetçilik ideolojisini kategorize ettiğimizde genel olarak birçok türü ile karşılaşabiliriz.
Etnik Milliyetçilik: Etnik milliyetçiliğin temel dayanağı ortak soy, ırk, dil, kültür ve geleneklerdir. Mesela 19. Yüzyıl Alman milliyetçiliği ve 20. Yüzyıl Sırp milliyetçiliği etnik milliyetçiliğin en çarpıcı örnekleridir. Bu tür etnik milliyetçiliğin amacı, aynı etnik kökenden gelen insanların tek bir ulus-devlet altında birleştirilme idealidir.  
Sivil (Vatandaşlık) Milliyetçiliği: Bu tür milliyetçiliğin temel dayanağını “Ortak vatandaşlık, siyasi bağlılık ve hukuk önünde eşitlik” ilkeleri oluşturur. Bunda amaç Ulusu etnik kökene göre değil, ortak yasalar ve vatandaşlık birliğiyle tanımlamaktır. Fransız Devrimi sonrası Fransız milliyetçiliğini buna örnek gösterebiliriz.
Dini Milliyetçilik: Dini milliyetçiliğin temel dayanağını “Ortak din ve inanç” oluşturur. Dini milliyetçiliğin amacı, dini kimliği ulusal kimlikle birleştirmektir. Pakistan’ın İslam temelli milliyetçiliğini ve Hindu milliyetçiliğini dini milliyetçiliğe örnek gösterebiliriz.
Ülkemizde özellikle 1970 sonrası Türk-İslam Sentezi çerçevesinde şekillenen bu anlayış, günümüzde hâlâ güçlü bir akım olarak varlığını sürdürmektedir. Bu tür Milliyetçilikte milli ve dini değerler vurgusu baskındır. Bunun Türk toplumunda karşılığı yüksektir. Bu anlayış, milliyetçiliği seküler–dini çatışmasından çıkarıp, toplumsal zemine taşımıştır. En önemli temsilcisi MHP ve Ülkü Ocakları’dır.
Ekonomik Milliyetçilik: Ekonomik milliyetçilikte temel dayanak “Ulusal çıkarları korumak için ekonomik bağımsızlık” ilkesini savunur. Amaçları arasında yerli üretimi ve sermayeyi yabancı etkilere karşı korumak da vardır. Türkiye’de 1920 yıllarında “Milli iktisat” adıyla ortaya konmaya çalışılan bu anlayışı ekonomik milliyetçiliğe örnek gösterebiliriz.
Kültürel Milliyetçilik: Kültürel milliyetçiliğin temel dayanağı “Dil, gelenek, tarih ve sanat gibi kültürel unsurları” hakim kılmak için çalışmaktır. Bu milliyetçiliğin amacı, kültürel mirası korumak ve ulusal kimliği kültür üzerinden inşa etmek şeklinde izah edilebilir. Modern dünyada milliyetçilik, artık kan bağından çok kültürel aidiyet üzerinden okunuyor.
Türk olmak” = ortak dil, kültür, tarih ve kader bilinci” diyen Ziya Gökalp’inKültürel Türk milliyetçiliği” anlayışını buna örnek olarak verebiliriz.
Irkçı Milliyetçilik: Bu tür milliyetçiliğin temel dayanağı, “Biyolojik ırk üstünlüğü inancını hakim kılmak” şeklinde tanımlanmaktadır. Bu tür milliyetçilikte temel amaç, “Saf ırk idealiyle diğer grupları dışlamak” şeklinde özetlenebilir. Nazi Almanya’sındakiAryan ırkı üstünlüğü” anlayışını buna misal verebiliriz.
Pan-Milliyetçilik: Pan milliyetçiliğinin temel dayanağı, “Aynı kökene sahip ama farklı ülkelerde yaşayan halkların birleştirilmesidir.” Ortak kültür ve kökenden gelen halkları tek bir çatı altında toplamak şeklinde özetlenen bu tür milliyetçiliğe “Pan-Türkizm”, “Pan-Slavizm”, “Pan-Arabizm” akımlarını örnek olarak gösterebiliriz.
Romantik Milliyetçilik: Romantik milliyetçiliğin temel dayanağı, “Tarihî destanlar, kahramanlık hikâyeleri, halk kültürü vb.” unsurlardır. Bunda maksat ise ulusal duyguları tarihsel efsanelerle güçlendirerek milletin devamını sağlamaktır. 19. yüzyıl Avrupa’sında romantik dönem milliyetçiliğinin tipik örneklerini görebiliriz.
Anti-Kolonyal (Sömürge Karşıtı) Milliyetçilik: Bu milliyetçilik anlayışının temel dayanağı yabancı sömürge yönetimine karşı bağımsızlık mücadelesi vermektir.
Bu milliyetçiliğe Hindistan bağımsızlık hareketi ile Cezayir milliyetçiliğini örnek verebiliriz. Bu milliyetçilerin gayesi Ulusal bağımsızlığı kazanmak ve kendi devletini kurmaktır.
Liberal / Demokratik Milliyetçilik: Bu milliyetçiliğin temel dayanağı bireysel özgürlükler ve demokratik değerlerdir. Misal olarak ABD’deAmerikan rüyası” anlayışı ve Avrupa’daki liberal ulus-devletleri gösterebiliriz. Bunların gayesi ulusal birliği demokrasi, eşitlik ve özgürlük temelinde kurmaktır.

OSMANLI’DAN CUMHURİYETE TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ...

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kadar Türk milliyetçiliği, değişik kalıplara bürünmüş ve bugün neredeyse içinden çıkılmaz hale gelmiştir. Artık herkes kendi çizdiği milliyetçilik alanında koşturmakta, aynı ismi kullanmalarına rağmen milliyetçilik kavramının içi çok farklı anlayışlarla, fikirlerle doldurulmaktadır.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kadar uzanan Türk Milliyetçiliği türlerini de birçok başlık altında incelememiz mümkündür.
Osmanlıcılık (1850- 1870): Bu dönemde milliyetçiliğin temel fikri bütün Osmanlı tebaasını (Türk, Arap, Arnavut, Ermeni, Rum vb.) “Osmanlı” adı altında birleştirmek olmuştur. Bununla 5 asırdır dünyaya hükmeden bir cihan devletini dağılmaktan kurtarmayı hedeflemişlerdir. Bu milliyetçilik fikrinin temsilcileri ise Namık Kemal, Şinasi ve Ali Suavi gibi düşünürler olmuştur. Osmanlı’nın yıkılışı sürecinde toprak kayıpları başlayıp, ardından Balkanlar ve Arap toprakları devletten kopunca bu düşünce de çökmüştür.

İslamcılık (1870–1918): 

Bu fikrin temel amacı Cihan devleti sınırları içindeki Müslüman toplulukları Halife (Sultan) etrafında birleştirmek olmuştur. Bununla dini birlik üzerinden siyasi güç sağlamak, Batı karşısında İslam dayanışması oluşturmak hedeflenmiştir. Ancak özellikle Arap isyanları ve modernleşme süreci bu düşüncenin gücünü azaltmıştır. Bu fikrin temsilcileri arasında Cemaleddin Afgani, Mehmet Akif Ersoy, Said Halim Paşa gibi düşünürleri görmekteyiz.

Türkçülük / Turancılık (1908–1923):

Türkçülük akımının temel fikri, Türk kimliğini esas almak; dil, tarih ve kültürde birlik oluşturmak şeklindedir. Bundan maksat Türklerin hem Osmanlı içinde hem de dış Türkler arasında şuur kazanması oluşturmaya çalışmaktır. Bu düşünce Milli Mücadele ruhuna zemin hazırlamış ve Türk milletinin yeniden ayağa kalkmasına sebep olmuştur.
Türkçülük fikrinin temsilcileri arasında, Yusuf Akçura, Ziya Gökalp, İsmail Gaspıralı, Ömer Seyfettin gibi fikir adamlarını görüyoruz. Ziya Gökalp’ın kaleme aldığı “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” eseri bu fikrin önemli kitaplarındandır.

Milli Mücadele Milliyetçiliği (1919–1923): 

Bu milliyetçilik akımı vatanın bağımsızlığı ve halkın egemenliğini savunmuşlardır. Bunu yapmalarındaki amaç, “Ya istiklal ya ölüm!” anlayışı ile işgale karşı ulusal birlik sağlamak; etnik değil coğrafi-vatandaşlık temelli bir milliyetçilik akımı oluşturmaktı. Bu akımın temsilcileri arasında Mustafa Kemal, Rauf Orbay ve Kazım Karabekir gibi asker kökenli komutanlar vardır. Bu kişiler Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda başrollerde yer almışlardır.

Atatürk Milliyetçiliği (1920 – 1923 ve sonrası):

Şahsa dayalı bir milliyetçilik akımı olmaz. Ancak ülkemizde en olmazlar oldurulduğu için bu tür milliyetçilik akımı da taraftar bulmuştur. Bu tür milliyetçiliğin amacı, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan herkesi “Türk milleti” saymak olmuştur. “Ne mutlu Türküm diyene” ifadesiyle özetlenebilecek bu düşüncenin temel ilkeleri, ırk değil, kültür ve vatandaşlık birliği önemlidir. Sivil, kültürel ve kapsayıcı bir milliyetçilik hedeflenirken, laik, bağımsız bir ulus-devlet oluşturmakta karar kılmışlardır.

Türk Milliyetçiliği (1940- 2020):

Türk milliyetçiliği, Türk milletinin varlığını, birliğini, kültürünü ve bağımsızlığını yüceltmeyi, ortak tarih ve ülkü bilinciyle geliştirmeyi hedefleyen bir düşünce sistemi olarak doğmuş ve bugün de değişik isimler altında varlığını sürdürmektedir.
Türk milliyetçiliği temelini Türk milletine sevgi ve bağlılıktan alan, birleştirici, yapıcı, milli egemenliğe dayanan bir ideoloji olarak evrensel insan haklarına saygılı bir tutum sergiler.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Türk milliyetçiliği, tarihsel olarak tek biçimli bir düşünce değildir; farklı dönemlerde siyasal, kültürel, ırkî, dinî ve modernist biçimlerde gelişmiştir. Türk milliyetçiliği içinde özellikle 1940’lı yıllardan sonra bazı yönelimler ortaya çıkmıştır:

Bunları aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:

“Dil, tarih ve geleneklere vurgu yapan ve temsilciliğini Nihal Atsız, Ziya Gökalp gibi düşünürlerin yaptığı Kültürel Türkçülük”,

“Devlet politikalarında milli çıkar vurgusu yapan ve temsilciliğini Alparslan Türkeş’in yaptığı Siyasi Milliyetçilik”,  

“Türk kimliği ile İslam dinini sentezleyerek ortaya farklı bir zihniyet oturtmaya çalışan ve temsilciliğini Necip Fazıl, Sezai Karakoç gibi şahısların yaptığı İslamcı Milliyetçilik”,

“Bireysel haklar ve vatandaşlık vurgusu yapan ve temsilciliğini kendilerine çağdaş, modern aydın diye tanımlayanların oluşturduğu Liberal Milliyetçilik ve Demokrasi”,

“Türk Dünyası yaklaşımı Orta Asya Türkleriyle kültürel ve ekonomik bağ kurma şeklinde kendini gösteren ve temsilciliğini Türk Devletleri Teşkilatı’nın yaptığı Yeni Türkçülük akımı.”

MİLLİYETÇİLİĞİN GÜNÜMÜZE YANSIMASI…

Milliyetçiliğin günümüze yansıması, klasik “tek tip” anlayıştan çıkıp; siyaset, kültür, güvenlik, ekonomi ve kimlik alanlarına yayılan çok katmanlı bir görünüm kazanmıştır. Bugün milliyetçilik yalnızca bir ideoloji değil, aynı zamanda toplumsal refleks ve siyasal dil olarak da karşımıza çıkmaktadır.
Siyasal Alanda Milliyetçilik: Günümüzde siyasal anlamda milliyetçilik, devletin bekası, üniter yapı, güvenlik ve egemenlik kavramları etrafında şekilleniyor. Bunlardan taviz vermenin ülkenin bölünmesiyle eş anlamlı olduğu algılanıyor. Buna ideolojik milliyetçilik de diyebiliriz. Temsilcisi ise MHP ve türevi partilerdir
Devlet Merkezli Milliyetçilik: Tek Türk Vatanı, Tek Türk Bayrağı, Tek Türk Milleti ve Tek Türk devlet” anlayışıyla sergilenen devlet merkezli milliyetçilik, terörle mücadele, sınır güvenliği, bölgesel güç gibi meselelere odaklanmış bulunmaktadır. Muhafazakâr milli söylem olarak da tanımlanabilen bu akımın temsilcisi ise AK Parti ve ona yakın partilerini gösterebiliriz.
Ülkemizde bir de “Milliyetçilik partiler üstü söylemdir. Milliyetçi dil sadece milliyetçi partilerle sınırlı değildir.” gibi yeni bir anlayış ta türemiştir. Bu anlayışta vatandaşlık esaslı halk tanımı hâlâ temel referans olarak alınmaktadır.
Günümüzde Milliyetçilik artık mitinglerden çok dijital mecralarda üretiliyor: Kısa sloganlar, tarihi kahraman figürleri, bilgisiz milliyetçilik sosyal medyada başrollerde oynuyor.

GÜNÜMÜZ MİLLİYETÇİLİĞİNİN TEMEL AYRIMI...

Bu hususta bugün iki ana damar dikkat çekiyor:
Birincisi; vatandaşlık esasına dayalı, hukuk, eşitlik, adalet vurgulu “Sivil Milliyetçilik.”
İkincisi ise, Kan, soy vurgusu yapan, ötekileştirici dil kullanan ve toplumsal gerilim üreten, dışlayıcı, “Etnik Milliyetçilik.”
Bugünün Türk milliyetçiliği sadece “ırk” değildir. Sadece geçmiş nostaljisi de değildir. Devlet, kimlik, adalet ve gelecek tasavvurudur. Ancak güçlü devlet, adil düzen, ortak kültür olmadan milliyetçilik uzun ömürlü olmaz.
Günümüzde milliyetçilik, ideolojik bir tercihten çok koruyucu bir refleks hâline gelmiştir. Bunun çeşitli temel sebepleri vardır.
Ulus-devletlerin yetki kaybı algısı, çok uluslu yapılar karşısında egemenlik endişesi yaşayan milliyetçilik akımının, “Devletim güçlü olsun” düşüncesine kapılması gayet doğaldır.
Bu ortamlarda kontrolsüz göç ve kültürel uyum sorunları da kimlik ve sınır vurgusu endişelerini doğurur.
Terör ve bölgesel savaşlar da devlet ve millet birlikteliğinin yükselmesine sebeptir.
Ülkemizde Milliyetçiliğin, aidiyet boşluğunu doldurduğu ve yükselttiği bir gerçektir. Bu yükseliş, özellikle vatan, bayrak, şehitlik, beka kavramları etrafında görülür.

SAĞ VE SOL MİLLİYETÇİLİK…

Türkiye’de milliyetçilik sadece sağa ait bir ideoloji olarak algılanmamaktadır. Bu alanda iki ana damarın varlığını görüyoruz.
Birincisi; devlet, millet, bayrak vurgusu, tarih ve gelenek merkezli, dine olumlu bakan “Sağ Milliyetçilik” akımıdır. Bunun öncellikleri arasında, “Güvenlik, Üniter yapı, Milli değerlerin korunması vb.” hassasiyetler vardır. Temsilcisi ise MHP ve Ülkücü harekettir.
Bu anlamda Türk milliyetçiliği, Türk milletine karşı duyulan derin ve köklü bir sevgi ve Türk milletinin içinde bulunduğu müşkül durumdan bir an önce en modern, en ilmi metotlarla çıkarılarak en kısa yoldan modern uygarlığın en ön safına geçirilmesini sağlama duygusundan kuvvet alır. Türkeş’in ortaya koyduğu bu Türk milliyetçiliği anlayışında, başka milletlere karşı kine ve nefrete, garaza, öfkeye yer yoktur. Türkeş’in Türk siyasi hayatına kazandırdığı ve kitleleri derinden etkilediği Türk milliyetçiliğindeki yüksek manevi anlayış, kendi içinden Ülkücülük deniler idealizmi doğurmuştur. Bu anlamda Ülkücülük, Türk milletini en kısa yoldan, en kısa zamanda dünya milletlerinin en üst seviyesine çıkarma, mutlu, müreffeh, bağımsız, hür ve kendi haklarına sahip bir hayata kavuşturma ideali olarak varlığını sürdürmektedir.
Milliyetçilikte ikinci ana damar ise, anti-emperyalist duruş, halkçılık ve bağımsızlık, laiklik ve yurttaşlık vurgusu ağır basan “Sol / Ulusalcı Milliyetçilik” akımıdır. Kökleri dışarıda olmayan ve milli bir duruş sergileyen bu akımın hassasiyetleri arasında “Tam bağımsızlık, Ekonomik millilik, Devletçilik, vb.” ilkeler ön plandadır. Bunun temsilcisi olarak, CHP içindeki ulusalcı damarı gösterebiliriz.

MİLLİYETÇİLİK NEDEN YÜKSELİYOR?

Bugün milliyetçilik bir ideolojik tercihten çok koruyucu reflekstir. Bunun çeşitli sebepleri arasında, “Küreselleşmenin kimlikleri aşındırması, göç ve demografik baskı, güvenlik tehditleri, terör ve savaşları” sayabiliriz. Böyle durumlarda güçlü bir devlet otoritesine ihtiyaç duyulur. Millet zor durumlarda kendisini ancak güçlü bir devletin koruyacağına inanır. Bu inançta da haklıdır. Bu haklılık insanları milli değerlere sahip çıkmaya doğru meyilli yapar. ABD ve İsrail’in emperyalist emeller sebebiyle İran’a saldırması sonrasında İran halkının kenetlenmesini bu çerçevede değerlendirebiliriz.
Savaşlarda güçlü olmayan devletlerin halkları hep mağdur olmuş, sömürülmüş ve öldürülmüştür. Son yıllarda Suriye ve Irak gibi ülkelerde yaşanan hadiseler bize bu gerçeği çok açık biçimde göstermektedir.
Milliyetçilik, bugün özellikle Batının emperyalist ülkelerinin sömürdüğü coğrafyalarda hızla yükselmekte ve burada ezilen, yok edilmeye çalışılan toplumlar için kurtuluş yolu olarak kabullenilmektedir.

.

Selim Çoraklı, dikGAZETE.com

YAZARIN DİĞER YAZILARI