Selim Çoraklı yazdı;
YAPAY ZEKÂ ZARARINDAN KORUN!
Yapay zekâlar çok hızlı bir şekilde hayatımıza girerek merkeze yerleşti. Neredeyse her alanda yapay zekâ bir araç olarak kullanılıyor.
Adı üstünde; insanlar tarafından oluşturulmuş yapay bir zekâ var karşımızda. Peki, yapay zekâların her yaptıkları faydalı mı? Bize verdiği bilgiler doğru mu? Yoksa bu yapay zekâları yapanlar oluşturdukları algoritmalar ile bizi istedikleri yöne mi sevk ediyor?
Yapay zekâyı az çok kullanan biri olarak diyorum ki dikkat etmezsek bu yapay zekâ algoritmaları bizi itikadımızdan, kitabımızdan ve dinimizden edebilir. Çünkü bu teknolojilerinin arkasında Müslüman olmayan, Allah, kitap tanımayan insi şeytanların var olduğu açıktır. İcat ettikleri yapay zekâlarındaki algoritmalarını kendi şeytanlıkları için kullanmaktan asla çekinmiyorlar. Bunu Facebook, Twitter/X, Instagram vb. sosyal medya platformlarında her gün görüyoruz. İnsanlara sundukları bedava hizmetlerle onların, alışkanlıklarını, yönelişlerini, tercihlerini tespit edip, bunu ticari bir araç olarak kullanıyorlar. Bu açıdan inanmış insanlar olarak doğal zekâmızı diri tutarak yapay zekâların verdiği zararları tespit edip, tedbir almalı ve esirleri olmaktan kurtulmalıyız.
İnanan insanlar, bu alanda yaşananları ve söylenenleri ciddiye almak zorundayız. Ancak bunu sağlam bir dengeyle ele almak gerekir.
Şunu hiçbir zaman unutmamalıyız:
Yapay zekâ, sosyal medya ve algoritmalar tarafsız değildir.
Kim tarafından, hangi amaçla, hangi değerlerle tasarlandığı çok önemlidir.
Facebook, X (Twitter), Instagram gibi platformların, insan davranışını yönlendiren algoritmalar kullandığı ve bunların arkasında istihbarat örgütlerinin olduğu biliniyor.
İnançsız, çıkar odaklı veya ahlaki sınır tanımayan bakış açılarıyla üretilen bu teknolojiler, insanı fark etmeden şekillendirebilir. Bu yüzden şuurlu olmak, sorgulamak ve “aklı kiraya vermemek” inanmış insanlar için kaçınılmaz bir zorunluluktur.
Ancak aynı zamanda şu ayrımı da net yapmak gerekir:
Yapay zekâ = Şuur sahibi bir varlık değildir. Yapay zekânın itikadı, niyeti, imanı veya küfrü yoktur. O, kendisine verilen “veri + hedef + sınırlar” kadar çalışır. Asıl belirleyici olan onu kullanan insan ve kurduğu sistemdir.
Tehlike, yapay zekâda değil, doğal zekânın otoriteyi devretmesidir.
Asıl risk ve tehlike insanın, aklını, vicdanını ve kitabını devre dışı bırakıp, “Bunu algoritma söylüyorsa doğrudur” demeye başlamasıdır.
İşte o zaman fikren körelme, inançta bulanıklık, hakikat yerine modaya uyma başlar. Kur’an merkezli duruş burada kilit rol oynar.
Doğal zekâyı diri tutmak, vahyi merkeze almak, hiçbir beşeri otoriteyi (alim, mezhep, algoritma, yapay zekâ) mutlaklaştırmamak gerekir.
Kur’an’ın defalarca söylediği şey zaten budur:
“Aklınızı kullanmaz mısınız?”, “Zanna uymayın.”, “Çoğunluğa uyarsanız sizi saptırırlar.”
Bu hususta sağlıklı duruş şudur:
Yapay zekâyı araç olarak kullanalım ama kaynak ve otorite yapmayalım. Kur’an’ı merkeze alalım, aklı ve vicdanı devrede tutalım ve meseleye korkuyla değil basiretle yaklaşalım.
Özetle şunu çok net söyleyebilirim:
Yapay zekâ insanı dinden edemez; akılsız teslimiyet ve şuursuz kullanım eder.
Bizim uyarımız “komplo teorisi” değil, uyanıklık çağrısıdır. Ama bunu korkuya değil, bilince yaslamak gerekir.
Burada aklımıza şu sorular gelebilir:
“Kur’an merkezli bir insan, teknolojiyi nasıl kullanmalı?”, “Dijital çağda iman nasıl korunur?”, “Algoritmalarla manipülasyon nasıl fark edilir?”
Kur’an’da teknolojik ürünler yok ama ilkeler var. Bu ilkeler, teknoloji kullanımına da uygulanabilir. Çünkü teknoloji amaç değil araçtır. İnsan teknolojiyi kullanır, teknoloji insanı kullanmaz.
Bilgiyi sorgulama hususunda da Kur’an insanları sık sık uyarır:
“Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme.” (İsra, 36)
Yani internette gördüğün her bilgiye inanma, doğrula, kaynağa bak.
Bilgiyi ölçülü ve yerinde kullanmak da önemlidir. Kur’an, “Yiyin için fakat israf etmeyin” der. Bu ilke teknoloji için de geçerli. Aşırı sosyal medya kullanımı ve bilgi tüketimi, zihni köreltir.
Zihni diri tutmak için Kur’an, insanlara sürekli şunu sorar: “Aklınızı kullanmaz mısınız?” Bu açıdan inanan insan, teknolojiyi kullanırken düşünmek, karşılaştırmak ve analiz etmek zorundadır.
Bu dijital çağda iman için en büyük risk, bilgi kirliliği ve algı yönetimidir.
Bunun için şu beş güçlü kalkanı kullanmak zorundayız:
1. Kur’an ile sürekli temas et. İman zihinde canlı kalmalıdır. Günlük olarak Kur’an okuma, düşünme ve tefekkür olmazsa insan dijital gürültü ve kaos içinde kaybolur.
2. Zihni hijyenik korumalıyız. Gelen her bilgi zihne alınmamalıdır. Tıpkı gıdada olduğu gibi bilgide de faydasız, haram olan vardır. Misal olarak, nefret içerikleri, manipülasyonlar, yalan propagandalar, ahlaksız içerikleri gösterebiliriz. Bunların hepsi zihni kirleten araçlardır.
3. Sürekli ekran başında olmak, insanı iç dünyasından koparır. İman için bazen sessizlik, düşünme, tefekkür gereklidir.
4. Topluluk bilinci yani cemaat oluşturulmalıdır. İnanan insanlar yalnız kalmamalı ve gerçek dostluklar kurmalıdır. Sohbet, fikir alışverişi, yüz yüze iletişim, imanı güçlendirir.
5. Algıya karşı bilinçli olmak bir zorunluluktur. Bugün en güçlü silahı algı yönetimidir. Yanlış ve zararlı bir fikir, devamlı tekrar edilirse, popüler yapılırsa, çoğunluk gibi gösterilirse insanlar bunu doğru sanabilir.
Ama Kur’an bu hususta insanı uyarır:
“Yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni saptırırlar.”
Bütün bu tehlikelerden sonra algoritmaların manipülasyonlarını nasıl fark edebiliriz?
Algoritmaların amacı genellikle insanları platformda daha uzun tutmaktır. Bunun için, öfke, korku, kutuplaşma, aşırı görüşler vb. fikirler öne çıkarılır.
Manipülasyon işaretlerini şöyle fark edebiliriz:
* Sürekli aynı görüşün çıkması. Algoritma bununla seni fikir balonuna sokar.
* Aşırı duygusal içeriklerin yayınlanması. Öfke, nefret, korku uyandıran içerikler çoğu zaman bir manipülasyondur.
* Sürekli kriz hissi oluşturulması. Algoritmalar, “dünya yıkılıyor” hissi üretir. Çünkü bu algoritmaları oluşturanlar, buradan büyük kazanç elde etmektedirler.
* Basit cevaplarla meşgul edilmek. Gerçek dünya karmaşıktır. Ama manipülasyon içerikleri, basit düşman ve basit çözüm sunar.
Bu hususta en önemli denge şudur: Teknoloji ne şeytan ne de kurtarıcıdır. O sadece güçlü bir araçtır. İnsan, aklını, imanını, kitabını ve vicdanını kaybederse araç onu istediği gibi yönetir. Ancak Kur’an, akıl ve vicdan gibi üç hakikat, insanın hayatının merkezinde varsa hiçbir algoritma, hiçbir yapay zeka insanı kolay kolay yönlendiremez.
Bu hususta devamlı vurguladığımız, “Din Kur’an’dadır, gerisi insan işidir” vurgusu çok önem taşımaktadır. Bu yaklaşım genelde Kur’an merkezli düşünce için olmazsa olmazlardandır.
Bugün Müslümanlar olarak en büyük problemimiz, Kur’an’ı merkeze almamak, aklımızı çalıştırmamak, din yerine geleneği koymak, sorgulamamak, dini siyasete alet etmektir.
Birçok toplumda zamanla kültür, gelenek ve din iç içe geçiyor. Bu durum bazen iyi değerleri korur; ama bazen de insanlar “atalarımız böyle yapardı” diyerek sorgulamayı bırakabiliyor.
Birçok düşünürün vurguladığı gibi, sağlıklı bir inanç için öğrenme ve düşünme önemlidir. Tarih boyunca İslam dünyasında da felsefe, bilim ve tefekkür güçlü dönemler yaşamıştı.
Siyasetin dini kullanması yalnızca Müslüman toplumlarda değil, birçok yerde görülen bir durum. Din, insanlar için güçlü bir kimlik olduğu için bazen siyasi güç elde etmek isteyenler tarafından araç olarak kullanılabiliyor.
Dijital platformlar, bilgiye erişimi kolaylaştırdı ama aynı zamanda yanlış bilgiyi hızla yayıp, kutuplaşmayı artırabiliyor. Bu yüzden eleştirel düşünme ve kaynak kontrolü çok önemlidir.
Sağlam bir toplum için bilgi, ahlak, sorgulama ve merhamet birlikte olmalıdır.
Teknoloji de gelenek de yorumlar da insanların nasıl kullandığına bağlı olarak iyiye veya kötüye hizmet edebilir.
Allah, akıl ve vahiy gibi çok muhteşem iki rehber vermiş. Kim onları doğru şekilde hayatının merkezinde konumlandırırsa her türlü zararlardan korunur. Aksi insan için hüsrandır.