Selim Çoraklı yazdı;
FETÖ NEDEN BİTMİYOR?
Asrın münafığı ve CIA aparatı Fetullah’ın azmettirmesi ile Mankurtları tarafından kotarılmak istenen Türk milletine ve devletine yönelik tasarladığı darbe girişimi, Türk milletinin çelik iradesine ve imanına çarparak yerle bir olmasının onuncu yılındayız…
O gün, gözünü kırpmadan canını eren şehitleri rahmetle anarken, geride kalan gazilerimize ve yüce Türk milletini saygıyla yâd ediyorum.
1999 yılından beri canı pahasına bu şeytani yapıyla yazarak, konuşarak mücadele eden bana göre 15 Temmuz, madde planında bir darbe girişimi olarak görülse de mana planında Kur’an’da anlatılan Fil Suresinin yeni bir izdüşümüdür. Nasıl ki o gün gücün temsilcisi fillere karşı, güçsüz olmalarına rağmen imanın temsilcisi Ebabillerin ezici zaferi yaşandıysa; 15 Temmuz’da da gücün temsilcisi Fil hükmündeki tanklara, uçaklara, helikopterlere karşı imanın temsilcisi Ebabillere karşılık gelen Türk milletinin yeni bir manevi zaferini gördük. Bu manevi zafer, Müslüman Türk milletine tuzak kurmak isteyen kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi CIA, kimi FETÖ, kimi NATO, kimi yerli piyonlara ve hainlere kadar bütün şeytani cephelere gereken mesajı ve dersi vermiştir. Bu manevi miras, nesillerden nesillere tıptı Fil hadisesi gibi aktarılacak ve inananlara moral kaynağı olacaktır. Bu manevi zaferi bizlere gösteren Âlemlerin Rabbine mahlûkatın solukları sayısınca hamd olsun.
Yeni mücadele stratejisi gerekiyor!..
Bu büyük manevi mirasa ve zafere rağmen ne yazık ki FETÖ isimli şeytani yapıyla alakalı maddi planda aynı başarıyı gösteremedik. Bu şeytani yapıyla alakalı bugüne kadar çok ciddi çalışmalar ortaya konulmasına rağmen mücadelenin eksik kaldığı açıktır. Aradan geçen on yıla rağmen FETÖ denen iblisi yapının elemanlarının hala faaliyetlerine devam ettiklerini görüyoruz.
İster istemez aklımıza, “Peki mücadele neden eksik kaldı?” sorusu takılmaktadır.
Bunun sebeplerinin başında örgütle mücadelede yanlış ve eksik bir mücadele tarzı kullanılmasını ve örgütü kollayanların hala köşe başlarında etkin olmasını sayabiliriz. Mücadelenin sadece emniyet ve yargı alanına hapsedilmesinin de bunda büyük payı vardır. Hâlbuki dünyanın en şeytani yapılanmalarından biri olan ve birçok ülkenin istihbarat örgütünün desteği ile faaliyetlerine devam eden FETÖ ile mücadele sadece yargı ve emniyete bırakılmayacak kadar önemli bir meseledir.
FETÖ ile mücadelenin sadece emniyet ve yargı kanalıyla başarılı olamayacağına örnek şimdiye kadar yapılan devasa operasyonları gösterebiliriz. Adalet Bakanlığının verilenine göre bu şeytani örgütle alakalı şimdiye kadar yapılan emniyet ve adli soruşturmalara baktığımızda sayının hiçte az olmadığını görüyoruz. Şimdiye kadar, 720 bin 338 kişi hakkında adli işlem yapılmış. Bunların 373 bin 594 kişi hakkında takipsizlik kararı verilmiş. 124 bin 743 kişi beraat etmiş. Halen cezaevlerinde 10 bin 485 FETÖ’cü bulunmaktadır. Ayrıca 83 bin 404 kişi hakkında dosya süreci devam eden FETÖ’cü var. Binlerce kişi de aranmaktadır. TSK’dan ise 26 bin FETÖ'cü atılmış bulunmaktadır. Bu, darbe girişiminin ardından orduda gerçekleştirilen en büyük tasfiyelerden biridir. Bütün bunlara rağmen bu iblisi yapı, faaliyetlerine devam edebiliyorsa bir yerlerde yanlış yaptığımız açıktır.
İslami mücadele şart!..
FETÖ, yüzüne İslam maskesi geçiren ve mücadelesini aldatarak devam ettiren bir iblisi yapıdır. Bu yapıya karşı özellikle İslami olarak mücadele etmek ve faaliyetlerinin İslam dışı olduğunu ispatlamak son derece elzemdir.
Hedefe gitmede her yolu meşru gören FETÖ mensupları, bugün özellikle değişik cemaat ve tarikatların içine sızarak kendilerini kamufle etmeye çalışmaktadır. Devletimiz hem FETÖ’nün cemaat ve tarikatlara sızarak faaliyetlerini yapmaması için tedbirini almalı hem de yeni FETÖ’lerin oluşmaması için Fetövari faaliyet yürüten cemaat ve tarikatlara da izin vermemelidir. Bu hususta dini yayınlar yaparak, televizyonlarda programlar düzenleyerek FETÖ’nün İslam dışı bir yapılanma olduğunu Kur’an temelli olarak bütün insanımıza duyurmalıdır. Zira bugün bile FETÖ, elebaşları asrın münafığı Fetullah’ın eserlerini değişik dünya dillerine çevirerek, onun büyük bir İslam âlimi olduğunu empoze etmektedirler.
Siyasi ve sosyal mücadele verilmeli!..
Yine sosyal, ekonomik ve siyasi olarak da mücadele şarttır. Ancak yine ne yazık ki ne İslami ne sosyal, ne ekonomik ve ne de siyasi olarak mücadele yapılmamaktadır. Hükümet ve devletimiz her ne kadar devamlı olarak bu yapının hainliklerini anlatsa da bu siyasi bir mücadele için yeterli değildir. Özellikle FETÖ’nün siyasi alandaki yapılanmasına neredeyse dokunulmamıştır ve mücadelenin eksik kalmasında bunun büyük tesiri vardır.
Partilere sızma önlenmeli!..
Bugün ayrım yapmadan söylüyorum, FETÖ militanları yüzlerine geçirdikleri değişik maskelerle bütün partilere sızmayı başararak mücadelelerine devam etmektedirler. Bu durum iktidardaki partiler için geçerli olduğu gibi muhalefetin bütün partilerinde de geçerlidir. Muhalefet partileri Hükümete ve Sayın Erdoğan’a duydukları kin sebebiyle FETÖ iltisaklılarla açık biçimde ilişki kurarak partilerinde yer verdiklerini hemen her gün medyaya akseden haberlerde görüyoruz. İktidarda olan AK Parti’nin ise geçmişi FETÖ ile iltisaklı siyasilerin hiçbirine hesap sormaması ve bazen bu iltisaklı kişilerin en kritik görevlere getirilmeleri örgütü ve mensuplarını cesaretlendirmektedir.
FETÖ'nün siyasi alandaki yapılanması, örgütün en sofistike ve tehlikeli stratejilerinden biridir. FETÖ'nün siyasi alandaki yapılanmasının tamamen temizlenemediği tartışması ne yazık ki bir gerçek olarak devam etmektedir. Siyasi partilerde şeffaflık, liyakat esaslı kadrolaşma ve kimlik kontrolü, bu yapılanmaya karşı en etkili önlemler olarak görülmektedir.
FETÖ, klasik anlamda bir siyasi hareket değil, karizmatik lider etrafında şekillenmiş bir kült yapılanmasıdır. Bu yapı, bireylerin ahlaki muhakemelerini felç ederek örgüt emirlerine teslimiyet sağlar. Çalışmalarını değişik siyasi partilere ve özellikle de muhalif olanlara sızarak örtülü şekilde gerçekleştirmektedirler.
FETÖ mensubu siyasi aktörler, görünürde demokrat ve vatansever gibi davranırken, gerçekte emir-komuta zinciriyle hareket eden "kimliksiz ajanlardır". Parti üyesi gibi görünür ama değildir; demokratik sürecin parçası gibi davranır ama onu içeriden denetler.
Siyasal yapı içinden bilgi aktarımı yapmak için sızdırılmış kişilerle düzenli görüşen "mahrem abiler", BYLOCK gibi gizli haberleşme ağları üzerinden örgüt merkeziyle irtibat kurmaktadırlar.
Siyaset, halkın iradesiyle temas ettiği ölçüde meşrudur; ancak örgütsel sadakatle bulunan kişi, içine girdiği yapıları içeriden kemirir. Dikkat edilmezse sızılan partilerde aday listeleri etkilenir, parti içi hizipler oluşturulur, halk ile parti arasına bir "parazit ağ" girer.
Yeniden yapılanma faaliyetleri…
FETÖ, 2026 yılında klasik hiyerarşik yapısını kaybetmiş olsa da, dijital alanda, kripto finansmanla, genç nesilleri hedefleyen eğitim yapılanmalarıyla ve diğer cemaatlere sızarak yeniden yapılanma çabası içindedir. Türkiye, bu yeniden yapılanmaya karşı hem iç güvenlik operasyonları hem de dijital alanda tespit çalışmalarıyla mücadele etmeye devam etmektedir.
Mücadelenin eksikliğinin getirdiği boşlukları değerlendiren örgüt hem Türkiye içinde hem de yurtdışında yeniden yapılanma faaliyetlerinde çok katmanlı bir strateji uygulamaktadır.
FETÖ'nün "dijital terörist yapılanması" olarak adlandırılan dijital terörist hücreleri, Türkiye'yi küresel arenada zor durumda bırakmayı hedefleyen uluslararası algı operasyonlarının merkezinde yer alıyor. Bu yapılanmaya bağlı on binlerce FETÖ'cü sosyal medya hesabı tespit edilmiş durumdadır.
Örgüt, ekonomik problemlerini çözmek için yurtdışından "Havale" yöntemiyle Türkiye'ye kripto para aktarımı yapmaktadır. "Himmet" ve "kurban" adıyla toplanan paralar, kripto para olarak Türkiye'ye sokulup, örgüt militanlarına ve kaçak olanların ailelerine dağıtılıyor.
Örgüt, özellikle adli kaydı bulunmayan gençleri kullanarak yeniden yapılanma stratejisi izliyor. Eğitim ve kültür alanlarında kendini yeniden konumlandırmaya çalışan FETÖ, bu, klasik "dershane" modelinin yerine daha gizli ve dağınık yapılar kurmayı denemektedir.
Hedefe gitmede her yolu meşru gören örgüt mensupları, Türk güvenlik güçlerinden kaçınmak için başka cemaatlerin, tarikatların ve sivil toplum kuruluşlarının içine sızarak kendilerini kamufle etmeye çalışmaktadırlar.
İbadet kesimi militanlaştırılıyor!..
Bugün bu şeytani örgütün “ibadet kesimi” diye nitelenen kısmına yönelik operasyonların sürdüğü görülmektedir. Suçu olan elbette cezasını görmelidir. Ancak cezalandırma yapılırken yapılan yanlışlar, örgütün sempatizan kesimini militan hale getiriyorsa devletin ve hükümetin buna dikkat etmesi gerekir. Bu kesime mensup olanlar en fazla üç beş yıl cezaevinde yatarak çıkarken aynı zamanda devlete bilenmiş biri olarak çıkmaktadır. Çünkü cezaevleri ne yazık ki insanları ıslah etmekten çok uzaktır.
Ticaret kesimi “FETÖ Borsası”yla soyuluyor!..
Bu şeytani yapının “Ticaret kesimi” olarak adlandırılan kısmının ise ne yazık ki “FETÖ borsası” denen meşru olmayan sistemle mallarına el konulmaktadır. Bunun “siyaset, bürokrat, emniyet, adliye, MİT, vs.” devletin egemen güçlerini kullananlar tarafından yapıldığını bizzat iktidar vekilleri tarafından bile diye getirilmektedir.
İhanet kesimi yurtdışına kaçırıldı…
FETÖ’nün “İhanet kesimi” yani yönetici kadrosunun ise ne yazık ki yurt dışına kaçmış/kaçırılmış ya da kaçırılmasına fırsat verilmiştir. Bu kesim, bugün dünyanın değişik ülkelerinde bulundukları ülkelerin istihbarat örgütlerinin yönlendirmesiyle Türkiye’nin aleyhine karalama ve casusluk faaliyetleri yürütmektedirler.
Bu yanlış mücadeleden dönülmeli!..
2014 yılında FETÖ ile mücadelede yanlış yapıldığını yazdım, söyledim ama kimse dinlemedi. O günlerde, "Böyle yanlış mücadele ile hareket ederseniz aradan otuz yıl geçer ama bir FETÖ’yü yenemeyiz." demiştim ve bugün yine aynı kanaatteyim. Allah gecinden versin, Tayyip Bey yarın vefat etse, FETÖ’cüler Türkiye içinde kaybettikleri kalelerini almak için geri döner ve bütün şirretlikleriyle kaldıkları yerden hainliklerine devam ederler.
Bu sebeple başta hükümet ve devletimiz olmak üzere ülkesini seven herkesin FETÖ isimli CIA aparatı bu şeytani örgüte karşı yeni bir mücadele stratejisi geliştirerek 7/24 çalışma yapması şarttır. Bu mücadele stratejisinin yukarıda da belirtiğim gibi "İslami, sosyal, siyasi, ekonomik, emniyet ve yargı" olmak üzere altı ayaklı olması şarttır.
Bugün 15 Temmuz’un üzerinden 10 yıl geçti. Örgütü yok etmek için çok ciddi bir emek verilmiş olmasına rağmen mücadelenin eksik kalması ve FETÖ militanlarının her yerde kendini göstererek mücadelelerine devam etmeleri, bize yepyeni bir mücadele stratejisi geliştirmemizi zorunlu kılmaktadır. Bunu yapmadığımız takdirde 15 Temmuz’un yirminci ve otuzuncu yıl dönümünde de aynı meseleleri konuşmuş oluruz.
Yurt dışında yeni mücadele şart!..
Yine ne yazık ki FETÖ ile mücadelenin yurt dışı mücadelesi de yeterli değildir. Bunda Dışişleri bakanlığı kadrolarına yerleşmiş kripto örgüt elemanlarının bulunmasının tesiri büyüktür. Örgütün değişik ülkelerde istihbarat örgütleriyle işbirliği içinde hala faal olarak görev yaptığı bilinmektedir. Bu ülkelerde FETÖ’nün örgüt militanlarının devletlerin yönetim kadrolarına kadar sızdıkları ve etkili oldukları da açıktır. FETÖ, Türkiye, KKTC, Pakistan ve Arap ülkeleri tarafından terör örgütü olarak tanınmaktadır. Ancak başta bazı Türk Cumhuriyetleri, Balkan ülkeleri, Avrupa’nın hemen hemen hepsi, Afrika’da birçok ülke ve ABD, Kanada gibi ülkeler tarafından terör örgütü olarak kabul edilmemektedir. Bu sebeple buralarda bulunan kaçak FETÖ elebaşları ve militanlarının iade istekleri reddedilmektedir.
Yine örgütün bütün üst düzey yöneticilerinin bulundukları ülkelerin vatandaşı olması ve oralardan Türkiye aleyhine çalışmaları engellenememektedir.
FETÖ, ABD'de seçim kampanyalarına bağış yaparak siyasetçilere nüfuz sağlamaya çalışıyor. Örgütün "güçlü olana itaat, zayıf olana hükmetme" stratejisi kapsamında hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi safta siyasete atılan FETÖ'cülerin Senatör olması olasıdır. Örgütün mahrem yapısı nedeniyle her senatöre bir "imam" ataması yapılabilir.
Örgüt, değişik ülkelerde Lobi faaliyetleri yürütüyor. Örgüt mensupları bulundukları ülkelerde, öncelikle politikacı ve iş adamlarından oluşan bir lobi faaliyet ağı oluşturarak, örgüt mensuplarını bu ağ vasıtasıyla kritik pozisyonlara getirmekte ve stratejik kurumları ele geçirmektedir.
Örgütün kurduğu dijital hücreler, sosyal medya üzerinden Türkiye'nin uluslararası imajını zedelemeyi hedefleyen sistematik algı operasyonları yürütüyor. Bu, sosyal medya üzerinden koordineli kampanyalar ve uluslararası medyaya bilgi sızdırma faaliyetlerini içeriyor.
Adalet Bakanı ümit verdi…
Adalet Bakanı Akın Gürlek, geçtiğimiz günlerde FETÖ elebaşı Fetullah’ın ölümünün ardından örgütün “Yeni Nesil Casusluk” taktikleri ile mücadeleye devam ettiklerini ve tehdidin bitmediğini söylediği bir açıklama yaptı. Gürlek’in, “Örgüt paravan şirketler, sosyal gruplar ve dijital hatlar üzerinden kamufle olarak ‘güncel yapılanma’ faaliyetlerini sürdürmektedir. Karşımızda kendilerine yeni gizli finansal kaynaklar bulmaya çalışan, ‘kripto’ unsurları üzerinden yeniden toparlanma hayalleri kuran bir yapı var. Bu örgüt, kendi ülkesinin sırlarını küresel güç odaklarına sunan bir organizasyon, tam manasıyla bir siyasal ve askeri casusluk şebekesidir. Devleti dışarıdan değil, içeri sızarak kendi gücüyle yıkmaya çalışan bir şebekeyle karşı karşıyayız. Mücadelemiz son kripto unsur temizlenene kadar sürecektir.” şeklindeki sözleri, yukarıdan beri anlatmaya çalıştığım eksik mücadele olduğu hususunda bizi teyit etmektedir.
Sayın bakanın, “FETÖ ile mücadele sadece polisiye bir operasyon değil bir büyük devlet arınmasıdır.” şeklindeki açıklaması da bu örgütle mücadelede yeni bir strateji geliştirileceği hususunda bizleri umutlandırmıştır. İnşallah Sayın Bakan’ın dediği gibi olur ve mücadele istenen tarza doğru evrilir. Endişemiz Sayın Bakanın bu husustaki mücadelesinde önünün birileri tarafından kesilmesidir.