?>

İnsan ruhu yokmuş!

Selim Çoraklı

1 ay önce

Selim Çoraklı yazdı; 

İNSAN RUHU YOKMUŞ!

Son zamanlarda tıpkı tarihte materyalistlerin yaptığı gibi “Ruh yoktur!” diyenler çıkmış, şahsi ve indi yorumlarını Kur’an’a mal ederek kendilerine yer edinmeye çalışmaktadırlar.
Ruh, özet olarak “hayatın kendisine bağlı olduğu öz” şeklinde tarif edilmektedir.
Kelamcılara göre insan ruhu; ana rahminde insana melek tarafından üflenen ve ölümü anında ise insan bedeninden çıkarılan hakikatlerdir.
Farklı tarifleri yapılmakla birlikte ruhu şöyle tarif de edebiliriz:
“Ana rahminde oluşması sırasında melek tarafından insanın bedenine üflenen ve ölümü anında insan bedeninden çıkarılan idrak edici ve bilici hakikatidir.”
İnsanın şuurlu, algılayıcı ve bilici varlık olabilmesi için öncelikle biyolojik canlılığa sahip kılınan bedeni yaratılır, canlı organizma teşekkül etmeye başlayınca ruhu buna eklenir.
İsra suresi 88. Ayette; “Sana ruhtan soruyorlar. De ki: “Ruh Rabbimin işlerinden bir iştir ve size onunla ilgili pek az bilgi verilmiştir.” Buyrularak, insanlara ruhun mahiyeti hakkında sınırlı bilgi verildiği ve onun gerçek bilgisinin ancak Allah (cc) katında olduğu ifade edilmiştir.
İnsan dünya hayatını ruh-beden bütünlüğü içinde yaşar; öldükten sonra bozulan bu bütünlük, ahirette yeniden yaratılışla birlikte tekrar kazanılarak ebedî bir hayata dönüşür. Zira pek çok ayette (Bkz: Bakara, 25; Âl-i İmrân, 198; Hûd, 23; Kâf, 34) insanların öldükten sonra yeniden ruh-beden bütünlüğü içerisinde ebedî bir yaşam için diriltilecekleri haber verilmektedir.
İnsan ruhu denilince canlılık, bilinç, akıl, idrak, irade gibi niteliklere sahip bir özden söz edilmiş olur. İnsanlar arasındaki fark da aynı ruh türü içinde değişik mertebelerde bulunmalarının sonucudur.
Kur’an’da ruh yok” diyebilmek için Kur’an’da açık biçimde 20 ayette 21 kez ruh kavramını görmezden gelmek gerekir. Bunca ayete rağmen hem de Kur’an adına “ruh yoktur” diyenlerin nasıl bir “Ruh hali” içinde olduklarını doğrusu ruh bilimcilerin ve psikiyatrların tespit etmesi gerekir.
Ruh, Allah’ın zatının bir parçası değil, kendi dışında yarattığı bir özdür. Şu ayeti kerimede; “Onun şeklini tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim vakit siz de hemen onun için secdeye kapanın.” (Hicr, 29) şeklinde ruhun, Allah’a nispet edilmesi, ruhun önemine ve mertebesinin yüceliğine işaret etmek içindir.
Allah’ın uykudaki insanın nefsini aldığını, “Allah, ölenin ölüm zamanı gelince, ölmeyenin de uykusunda iken canlarını alır da ölümüne hükmettiği canı alır, ötekini muayyen bir vakte kadar bırakır. Şüphe yok ki, bunda iyi düşünecek bir kavim için ibretler vardır.” (Zümer, 42) ve ölümünden sonra ibret olması için Firavun’un bedenini geride bıraktığını “Ey Firavun! Senden sonra geleceklere ibret olması için, bugün senin bedenini cansız olarak kurtaracağız. İşte insanlardan birçoğu, hakikaten ayetlerimizden gafildirler.” (Yunus, 92) bildiren ayetlerde bedenin yanı sıra insanın nefsinin de bulunduğu belirtilerek ruh-beden ayırımına işaret edilmiş, âlimlerin çoğunluğu, bu ayetlerdeki ‘nefs’inruh’ anlamına geldiğini söylemiştir.
Bir insanın çocukluktan ölüme kadar süreç zamanda bedeni sürekli değişime uğrarken benlik şuurunun hiçbir değişikliğe uğramadan varlığını sürdürmesi, insanın bedeni varlığından farklı bir unsurunun yani ruhunun bulunduğunu gösterir.
Varlıkları algılama, bilgi üretme ve Allah’a inanıp, itaat etme kabiliyetinin sadece insanda bulunması da onun diğer canlılardan farklı bir ruha sahip olduğunu gösterir.

KUR’AN’DA KAÇ RUH VAR?

Kur’an’da ruh, birçok anlamda kullanılmıştır. Ruh kelimesinin Kur’an’davahiy, emir, rahmet, hayat, melek vb.” gibi 8 ayrı manaya geldiği belirtilmektedir.

BİRİNCİSİ; insana üflenen ‘ruh’tur.

Allah’ın Âdem’i yaratırken ve her insanı ana rahminde şekillendirirken “ruhumdan üfledim” dediği ayetler vardır. Bu ayetler, Kur’an’da, Hicr 29. ayette, “Ona bir biçim verdiğimde ve ona Ruhumdan üfürdüğümde hemen ona secde ederek yere kapanın.”, Secde 9. ayette, “Sonra onu düzeltip bir biçime soktu ve ona Ruhundan üfledi.”, Sad 72. ayette ise, “Ona Ruhumdan üflediğim zaman siz onun için hemen secdeye kapanın.”  şeklinde geçmektedir.
Ayetlerde geçen “ruhumdan” ifadesi, tarih boyunca bütün tefsirci ve kelamcılara göre Allah’ın kudretini ve insana verdiği şerefi anlatmaktadır.

İKİNCİSİ; ‘Cebrail’ anlamında ruhtur…

Kur’an’daRûhu’l-Kudüs” yani “Kutsal Ruh” ve “Rûhu’l-Emin” yani “Güvenilir Ruh” ifadeleri geçiyor. Bunlar büyük meleklerden biri olan Cebrail için kullanılmaktadır. (Bkz: Nahl, 102: Bakara, 87; Şuara, 193)

ÜÇÜNCÜSÜ; “vahiy, emir, rahmet” anlamında ruhtur…

Allah (cc) Nahl suresi 2. ayette: “Kullarından dilediklerine, melekleri emrinden olan ruh ile indirir.” buyurmuştur. Buradaki “ruh” kelimesi, vahiy anlamında kullanılmaktadır.

DÖRDÜNCÜSÜ; Ruhun mahiyeti…

Allah (cc) İsra suresi 85. ayette, “Sana ruhtan sorarlar; de ki: Ruh, Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir.” buyurmaktadır. Burada açık biçimde ruhun tam mahiyetinin insanların bilgisi dışında bırakıldığı açıklanmaktadır. Kur’an, ruhun varlığını kabul ediyor ama “âlem-i emirden bir mahlûk” olduğunu, detayını Allah’ın bildiğini söylüyor.

BEŞİNCİSİ; melek gibi metafizik varlıklar…

Bazı ayetlerde ruhun meleklerle birlikte zikredilmesi, onun da melek gibi bir varlık olduğuna işaret sayılmıştır. Bu anlamda Kadir suresinde “melekler ve ruh iner” denmiştir.

RUH İLE NEFİS AYNI MI?

Kur’an’da bazen “nefs” kelimesi, ruh anlamında da kullanılıyor. Mesela En’am suresi 93. ayette, “Haydi canlarınızı, ruhlarınızı çıkarın” denilerek nefs kelimesi, ruh karşılığı kullanılmıştır. Ancak genel olarak nefs, insanın bedensel/duygusal yönünü, ruh ise Allah’tan gelen hayat cevherini ifade eder.
Kur’an, ruh kavramını hem insanın canı/hayatı hem Cebrail hem vahiy anlamında kullanıyor. Ruhun bedeni, ölümde terk edip, ahirette var olmaya devam ettiği de belirtiliyor. Fakat mahiyetinin detayını Allah’a bırakıyor.
Secde Suresi 7-9 ayetlerinde insanın yaratılışı şöyle anlatılıyor:

“O, yarattığı her şeyi güzel yaptı. İnsanı yaratmaya da çamurdan başladı. Sonra onun soyunu önemsenmeyen bir sudan üretti. Sonra onu düzenleyip bir şekle soktu ve ona Ruhundan üfledi. Ve sizin için kulaklar, gözler ve gönüller var etti. Ne kadar az şükrediyorsunuz!”

Ayet sıralamayı şöyle yapıyor:
1. Bedeni şekillendirme – çamurdan/embriyo safhalarından
2. Ruhtan üfleme
3. Hemen ardından kulaklar, gözler, gönüller/kalpler verilmesi “Gönül/kalp” kelimesi burada akıl, şuur, anlama yetisi olarak açıklanmaktadır.
Mü’minun suresi 12-14. ayetlerinde de benzer aşamalardan bahsedilir.
İslam âlimleri, ruh üflemesini “biyolojik bedene can + idrak + bilme yetisi kazandırılması” olarak ifade etmektedirler. Ruh verilince sadece nefes alıp veren et yığını olmaktan çıkıp, gören, işiten, düşünen, sorumlu bir insan haline gelme yaşanmaktadır.
Kur’an’a göre göz ve kulak, organ olarak anne karnında oluşuyor. Ama “ruhtan üfleme” ile o organlar sadece biyolojik değil, bilinçli algılama aracı haline geliyor. Görmek + anlamlandırmak, işitmek + idrak etmek, ruh ile oluyor.

KELAMCILAR RUH İÇİN NE DEDİ?

İnsanın yaratılışından söz eden ayetlerde bildirildiğine göre Allah, Âdem’i önce çamur halindeki topraktan şekillendirmiş, ardından ona ruhundan üflemiş (Hicr, 28-30; Sâd 71-72), Âdem’in soyunu ise önemsenmeyen bir spermden üretip, belli bir şekle soktuktan sonra ana rahminde ona ruhundan üflemek suretiyle insan haline getirmiştir (Secde, 7-9). İnsan türünün üreme mekanizmasına temas eden diğer bir yerde (Mü’minun, 12-16) rahimde başlayıp devam eden merhalelerden sonra başka bir yaratmadan söz edilmiştir.
Sahabe ve bazı âlimler ise ruhun varlığına şöyle yaklaşmışlardır:
Hz. Ebubekir, Resülullah’ın vefatı üzerine defnedileceği yer konusundaki soruya “Allah’ın ruhunu aldığı yere” diye cevap verirken “ruhun kabzedilmesi” tabirini kullanmıştır.
Hz. Ömer, Uhud savaşının sonunda Ebu Süfyan’a, “Bizim ölülerimizin ruhları cennette, sizin müşrik ölülerinizin ruhları cehennemdedir” diye seslenmiştir.
Abdullah b. Ömer, bedenlerin toprakta çürüyüp gittiğini, ruhların ise Allah katında bulunduğunu belirtmiştir.
Ebu Hanife başta olmak üzere erken devir kelâm âlimlerinin çoğunluğu ruh-beden ayırımı yapmıştır.
Mutezile kelamcıları, ruh-beden ayırımı yaparak ruhun varlığını kabul etmişlerdir.
Maturidi, ruhun bedene üflenmesini nefesin bir kabın içine üflenmesi halinde onun her tarafına nüfuz edip yayılmasına benzetir. Maturidi, ruh yerine bazen nefs kelimesini kullanmakla birlikte insanın ruh ve bedenden meydana geldiğini kabul etmiştir.
Elmalılı Muhammed Hamdibiyolojik canlılık” anlamına gelen ruhun, melek tarafından, “rabbin emri” olan ve Kur’an’da nefs olarak da adlandırılan ruhun ise doğrudan doğruya Allah tarafından insana üflendiği görüşündedir.
Kelamcıların ruhun varlığına ilişkin naklî ve aklî delilleri şöylece özetlenebilir:
Kur’an’da bedenin oluşumu, belli bir aşamaya gelince başka bir yaratılışa kavuşturulduğu bildirilmiş, uyku ve ölüm anında nefslerin bedenden alındığı ve bunun meleklerce Allah adına gerçekleştirildiği haber verilmiştir. Kur’an’da Allah’ın âdemoğullarının soyunu sırtlarından aldığı ve onlara, “Rabbiniz değil miyim?” diye hitap edip “evet” cevabını aldığı bildirilmiştir. Bu ise insanların bedenleriyle değil ruhlarıyla gerçekleşmiş bir olay olduğunu göstermektedir.
Allah (cc) kendi zatına nispet ettiği ruhtan insan bedenine üflendiği ifade edilmiş, bedenin ölümünden sonra insanın akletmeye ve algılamaya devam ettiğine dikkat çekilmiştir.

Ruhun mahiyeti bilinebilir mi?

Hakkında insanlara az bir bilgi verildiği Kur’an’da belirtilen “Ruhun mahiyeti” konusunda âlimler arasında farklı görüşler ortaya çıkmıştır.
BİRİNCİSİ; ruh rabbin emrinden olması itibariyle mahiyetini bilmek mümkün değildir,
İKİNCİSİ; ruh, gözle görülemeyen, bedenin şekline bürünen ve duyularla algılanamayan madde dışı bir varlıktır.
ÜÇÜNCÜSÜ; madde türünden bir cisim, cevher veya araz değil tek bir cevherdir, başlı başına vardır, zaman ve mekânla sınırlı değildir, duyularla algılanamaz. Ruh soyut, kutsal ve basit bir cevher olup bedenin bütününe yayılmıştır.
DÖRDÜNCÜSÜ; ruh bedene yayılmış latif, nurani ve semavî bir cisimdir. Ruh bedene ait bir araz olamaz, çünkü araz, sürekli yok olup yeniden yaratılır. Eğer ruh, araz olsaydı insanın her an farklı bir ruha, kimlik ve kişiliğe sahip olması gerekirdi.
BEŞİNCİSİ; ruhun araz değil latif bir cisim veya soyut bir cevher olduğunu ileri sürmek, tenasüh sonucunu doğurur. Ruh bedenin canlı olmasını sağlayan bir arazdır. Onun yansımaları olan ilim, irade ve hayat gibi nitelikler bedenden bağımsız bir varlığa sahip değildir.

“RUH YOKTUR” DİYENLER KİMLER?

Hem tarih boyunca hem bugün “ruh diye bir şey yoktur” diyen epey görüş var. Kur’an’ın söyledikleriyle bu görüşler taban tabana zıttır.
Ruh yoktur” diyen kimler, ne diyorlar?
BİRİNCİSİ; Materyalist / Ateist görüşlülerdir. Bunlar, “Bilinç, düşünme, hissetme dediğin şey beynin elektriksel-kimyasal faaliyetinden ibaret. Beyin ölünce hepsi bitiyor. Göz, kulak, düşünme için ayrı bir ruh cevherine gerek yok. Evrim sürecinde sinir sistemi geliştikçe şuur ortaya çıktı.” diyerek ruhu kökünden inkâr etmektedirler.
Bu materyalist görüşe göre Kur’an’dakiruhtan üfleme” anlatımı, 7. yüzyıl insanının bilinci açıklamak için kullandığı değişmeceli bir dildir. Gerçekte ortada bedenden ayrı bir varlık yoktur.
İKİNCİSİ ise, “Davranışçılık, eliminatif materyalizm” gibi bazı felsefi akımlardır. Bunlar da; ruh ve zihin gibi kavramların bilimsel olmadığını, sadece dil alışkanlığı olduğunu savunmaktadırlar.
ÜÇÜNCÜSÜ ise, modern sinirbilimdeki beyin hasarlarında kişilik değişimi, hafıza kaybı, şuurun ilaçlarla açılıp kapanması gibi durumları gösterip “bakın, her şey fiziksel” diyerek ruhu inkâr etmektedirler.
Kur’an ise ruhun varlığını apaçık kabul ediyor ve inkâr edenlere şöyle veciz bir ayetle cevap vermektedir:
“Sana ruhtan sorarlar; de ki: Ruh, Rabbimin emrindendir, size ilimden yalnızca az bir şey verilmiştir.”  (İsra 85)
Ayet açık biçimde “Ruh yoktur” diyenlere, “Sizin bilginiz yetersiz, haddinizi bilin” demektedir.
Secde 9, Hicr 29 gibi ayetler, açık biçimde insanı insan yapan şeyin sadece çamur/beden değil, Allah’ın üflediği ruh olduğunu söylüyor. Zümer 42 ayeti ise, “Allah, ölenin ölüm zamanı gelince canlarını alır; ölmeyenin de uykusunda…” diyerek ölüm = ruhun bedenden ayrılması olarak anlatılıyor. Ruh yoksa ölüm veya uyku halinde ayrılan nedir?
İslam kelamcıları “ruh yoktur” diyenlere genelde üç delil getirerek savundukları fikrin boş olduğunu anlatmışlardır:
BİRİNCİSİ; şuur delilidir. Acıyı hisseden, rüyayı gören, “ben” diyen şey bedendeki atomlar değil. Bedenin hücreleri 10 yılda bir yenileniyor ama sen hâlâ “ben” diyorsun.
İKİNCİSİ; ölüm delilidir. Ölen insanın bedeni tam, organları duruyor. Eksilen ne? Canlılık, şuur. İşte o ruhtur.
ÜÇÜNCÜSÜ ise, vahiy delilidir. Kur’an 21 ayette ruhtan bahsetmektedir. Kur’an neden olmayan bir şeyden bahsetsin ki?
İslam anlayışı ruhu bedenden ayrı, ölümden sonra da devam eden bir varlık olarak kabul etmektedirler.
Hülasa etmek gerekirse; “Ruh yoktur” görüşü tamamen materyalist bir dünya görüşüne dayanıyor. Kur’an ise insanı “beden + ruh” bütünlüğü olarak tanımlıyor ve ruhu hayatın, idrakin kaynağı yapıyor.
Netice itibariyle bugün değişik saiklerle Müteşabih ayetlerden çıkardıkları şaz yorumlarla “ruh yoktur” diyenlerin ve özellikle bunu Kur’an adına yapanların kendilerini herkesten üstün görme hastalığına yakalandıklarını söylemek haksızlık olmaz. Bin dört yüz senedir gelen bütün İslam âlimlerini bir şey bilmez ilan edip, “Ya atalarınız bir şey bilmiyorsa” deyip, kendilerini hepsinin üstünde görme hastalığı, psikiyatrların ilgileneceği bir husustur. “Ruh yoktur” diyenlere inat mahiyeti hakkında az bir bilgi verilmiş olsa da Kur’an, insan ruhunun varlığından açık biçimde bahseder.

RUH HAKKINDA KİM NE DEDİ!..

Hakkında çok az bilgi verilen ruh hakkında bir zarurete binaen kaleme aldığım makalemin sonunda bazı kelamcıların, filozofların ve düşünce insanlarının ruhun varlığı hakkında söyledikleri meşhur sözleri sizlerle paylaşmak istiyorum:
İmam Gazali: “Ruh bir şeyle meşgul olmazsa, sahibini meşgul eder. Bedeni bir şehre benzetirsek, ruh bu şehrin padişahıdır.”
Cisim; karanlık, katı ve bozulmaya yüz tutmuş bir yapıdır. Ruh ise aydınlık, idrak eden, hareket ettiren ve cismi tamamlayan tekil bir cevherdir.”
İbn-i Sina: “Ey cahil insan, düşün ki senin ruhun bütün ömrün boyunca değişmemektedir; hâlbuki cismin daima değişmekte ve bozulmaktadır. Bu değişmelere rağmen geçmişi hatırlaman gösteriyor ki, sende değişmeyen bir hakikat vardır. O hakikat ise ruhtur.”
Yunus Emre: “Ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil.”
İmam-ı Rabbani: “Ruh, her şeyden daha latiftir, madde bile olmadığından, her ne ile birleşirse onun haline, şekline ve rengine girer.”
Abdülkadir Geylani: “Ruh, kalbin derinliklerinde gizli bir hazinedir; onu dünyaya köle ederek harcama. Gönül kapısını dünyaya kapat ki, ruhun asıl vatanı olan öteler âlemine kanat açabilsin.”
İbn Kayyim el-Cevziyye: “Ruhun bedenle ilişkisi beş türlüdür. Kabirde ruhun cesetle olan irtibatı, insanın uykudaki bedenle olan irtibatına benzer.”
Mutezile Mezhebi: Ruh, bedene nüfuz eden akışkan, ince (latif) bir cisimdir.
İmam Eş’arî: Ruh, bedende canlanmayı sağlayan, onunla bütünleşmiş gizli bir cisimdir.
İmam Maturidi: Ruhun mahiyeti tam bilinemez; bedenle birleşen latif bir varlıktır, hayat kaynağıdır.
Nazzâm (Mutezilî): Ruh latif bir cisimdir; beden onun kalıbıdır, asıl insan ruhun kendisidir.
Kadı Abdül Cebbar: İnsan ruhtan ibaret değildir; et, kemik ve ruhun bütünleştiği somut yapıdır.
Cüveynî: Ruh, bedenin gözeneklerine su gibi yayılan cismani ve latif bir cevherdir.
Fahreddin er-Razî: Ruh, bedeni yöneten, maddeden tamamen bağımsız, nurani ve soyut bir varlıktır.
Seyyit Şerif Cürcânî: “Ruh, bedenin ölümüyle yok olmayan, müstakil ve gayri maddi bir cevherdir.”
Celalettin Rumi: “Cisim ırmak gibidir. Ruh ise akıp giden su gibidir.”
İbn-i Sina: “Ruh, beden kalıbına girmiş uçan bir kuştur; beden ise onun kafesidir.”
Gazi Mustafa Kemal: “Çanakkale Zaferi, Türk askerinin ruh kudretini gösteren şayanı hayret ve tebrik bir misaldir. Çanakkale Muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.”
Halil Cibran: “Ruh, rüzgârda savrulan bir yaprak değildir; o kendi yolunu çizen gizli bir güçtür.”
Dr. Bedri Ruhselman:  “Beden maddi dünyaya ait geçici bir kalıptır; ruh ise insanın sonsuz, saf ve yıkılmaz enerji olan asıl kimliğidir. Ölüm bir son değil, sadece ruhun bedeni terk ederek asli vatanına döndüğü bir geçiştir.”
“Yaratan’ın var ettiği tüm ruhsal ve maddi yapılar, insan idrakini aşan muazzam ve birbiriyle bağlantılı İlahi bir düzenin parçasıdır.”
Sokrates: “Ruhunuza iyi bakın; çünkü beden ancak onun sağlıklı olmasıyla ayakta kalır.”
Platon: “Beden ruhun zindanıdır.”
Aristoteles: “Ruh, hayat potansiyeline sahip organik bir bedenin ilk formudur.”
Victor Hugo: “Beden yaşlanır ama ruh her zaman genç kalır.”
Paulo Coelho: “Bekleyişin kıyısında dökülen her gözyaşı, aslında ruhun kendi derinliklerine yaptığı bir yolculuğun habercisidir.”
Oscar Wilde: “Ruhu duyular aracılığıyla iyileştirmek gerekir, duyuları da ruh aracılığıyla.”

.

Selim Çoraklı, dikGAZETE.com

YAZARIN DİĞER YAZILARI