?>

İnsani kriz ve kamu diplomasisi ekseninde Kırım

Ünver Sel

3 hafta önce

Kırım Kalkınma Vakfı Başkanı Ünver Sel yazdı;

İnsani kriz ve kamu diplomasisi ekseninde Kırım

Avrupa’nın doğusunda devam eden çatışmaların merkez üssü Karadeniz, küresel sistemdeki güç dengelerinde yaşanan değişimlerin en belirgin şekilde hissedildiği bölge olarak ön plana çıkıyor. Dördüncü yılı devirip beşinci yılına girecek olan Rusya Ukrayna ihtilafında yalnızca iki devletin karşı karşıya geldiği konvansiyonel bir askeri çatışmanın olmadığının herkes farkındadır. Burada küresel tedarik zincirlerini, enerji güvenliğini, demografik dengeleri ve uluslararası hukukun temel prensiplerini derinden sarsan asimetrik ve hibrit bir savaş olduğunu görüyoruz.
Bu kaotik jeopolitik denklemde Türkiye Cumhuriyeti, tarihi, coğrafi ve stratejik zorunlulukları gereği mecburen bir denge politikası yürütmek zorundadır. Çatışmaların Karadeniz’in tamamına yayılmasını önleyecek diplomatik bariyerler inşa etmekle yükümlüdür.
Türkiye bir yandan NATO içerisindeki konumunu yeniden tahkim ederken; diğer yandan da Rusya ile sürdürdüğü karmaşık ve karışık iletişim kanallarını açık tutma gayreti içerisindedir. Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen NATO Zirvesi’yle birlikte S-400 hava savunma sistemleri ve F-35 savaş uçakları bağlamındaki açıklamalar, Ankara’nın stratejik otonomi arayışında olduğuna dair sinyaller verdi.
Karadeniz’de suların durulması için Rusya’nın masada olması gereklidir. Nitekim Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın son yaptığı açıklamalarda Rusya’nın masada olması gerektiği yönündeki gerçekçi tespitleri basına yansıdı.
Ancak şunun da farkında olmak gerekiyor: Türkiye, tavizsiz bir şekilde Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunuyor. Geçtiğimiz günlerde önce Paris’teki Ukrayna konulu zirveye katılım ve ardına Kiev’e yapılan ziyaretle birlikte Türkiye, Batı Bloku ile olan senkronizasyonunu teyit etti.
Türkiye, Karadeniz’deki ihtilafa sadece hariciye bürokrasisi üzerinden değerlendirmede bulunmuyor; savunma sanayii, ekonomik entegrasyon ve istihbarat diplomasisi üzerinden de okuyor. Mevcut koşullara rağmen Türkiye, Ukrayna ile ekonomik entegrasyonu derinleştirmek ve önümüzdeki süreçte Ukrayna’nın yeniden inşasında yer almak istiyor. Türk firmalarının oradaki mevcut yatırımlarını korumak ve ateşkes/barış sonrası Ukrayna’nın yeniden imarı sürecinde Türkiye’nin ayrıcalıklı bir konum elde etmesini amaçlıyor.
Karadeniz’de yenilikçi bir vizyon yalnızca Türkiye için değil Batı Blokunun tamamı için elzem durumdadır. Öncelikle çatışmaların tamamen durdurulmasının kısa vadede mümkün olmadığı gerçeği göz önünde bulundurularak Karadeniz’deki seyrüsefer güvenliğinin sağlanması gerekmektedir. Sivil ticari gemilerin, balıkçı teknelerinin ve liman altyapılarının her ne koşulda olursa olsun hedef alınmaması gereklidir. Küresel boyutta bir gıda krizi çıkmasını engellemek için herkes stratejisini tekrardan değerlendirmelidir. Buna ek olarak enerji altyapılarının vurulmamasına yönelik fiili bir ateşkes gereklidir. Bu noktada Türkiye’nin tekrardan İstanbul’da tarafları bir araya getirme girişimi elzemdir. İstanbul, Karadeniz’de barışın ve istikrarın sembolü olmalıdır.
Pekala Türkiye’nin dış politika genetiği açısından en hayati konulardan birisi de Türk kökenli ve akraba topluluklar başlığı altındaki hariciye konularıdır. Bu noktadaki en kritik aktörler de Kırım Tatarlarıdır. Kırım Tatarları, Türkiye için basit bir dış politika enstrümanı olmamalıdır. Tarihi, kültürel ve akrabalık bağlarıyla yoğrulmuş, iç politikanın da organik bir uzantısı olan önemli bir meseledir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin mevcut Kırım Tatar politikası, Batı Bloku ile olan entegrasyonu gereği dengesiz bir şekilde sürdürülmektedir. Unutulmamalıdır ki Kırım yarımadasındaki halkın tamamı 2014 yılında bir karar verdi. Bu kararın neticesinde Kırım, on iki seneyi aşkın süredir Rusya Federasyonu içerisinde bulunmaktadır. Kırım’ın ve Kırım Tatarlarının mevcut statüsü, devlet nezdinde iyi değerlendirilmelidir.
Ukrayna’nın sözde kendi toprağı olarak gördüğü Kırım’a yönelik saldırıları son dönemde oldukça arttı. İhtilafın asimetrik doğası, Ukrayna’nın yarımadadaki stratejik yakıt depolarına ve enerji altyapılarına yönelik saldırılarını beraberinde getirdi. Bölgeden ve bağımsız uzmanlardan elde edilen bilgiler ışığında, Kırım’daki durumun salt bir ekonomik sıkıntıdan ziyade insani felakete evrilebileceği konuşulmaktadır.
Kırım’da Ukrayna’nın son saldırılarının ardından yaşanan ve şehirleri günlerce karanlığa gömen yaygın elektrik kesintileri, yarımadanın altyapısını felç etti. Elektrik yokluğu, su pompalarının çalışmamasına ve hastanelerdeki acil sağlık hizmetlerinin durmasına sebep oluyor.
Ukrayna ordusunun stratejik yakıt depolarını imha etmesiyle başlayan ciddi yakıt kıtlığı, ticari taşımacılığı ve tedarik zincirini kopardı. Enerji maliyetlerindeki artış ve tedarik zincirindeki kırılmalar, doğrudan gıda fiyatlarına yansıdır ve fiyatlar kontrol edilemez bir şekilde fırladı.
Bu vahim tablo, Türkiye Cumhuriyeti kamuoyuna yanlış, eksik ve çarptırılarak anlatılıyor. Üstüne Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın 15 ve 16 Temmuz tarihlerinde Kiev’de gerçekleştirdiği görüşmeler sırasında Ukraynalı yetkililerin Kırım’a saldırıları, kendileri yapmamış gibi Kırım’da açlık başlarsa ve insani kriz derinleşirse şeklindeki ikiyüzlü tavırları da cabası…
Türkiye Cumhuriyeti, tüm dünya genelinde en fazla insani yardım yapan ülkeler arasında ön plana çıkıyor. Türkiye’nin kriz bölgelerine müdahale kapasitesi, Gazze’ye bugüne kadar gönderilen 88 bin ton insani yardımla küresel ölçekte rüştünü ispatladı.
Türkiye’nin Kırım’a ve Kırım Tatarlarına da benzer yardımlarda bulunması mevcut durumdaki uluslararası yaptırımlar ve ambargolar nedeniyle devletten devlete doğrudan bir insani yardım koridoru kurulmasını hukuken ve fiilen imkansız kılmaktadır.
Unutulmamalıdır, Türkiye’nin TİKA aracılığıyla Ukrayna’ya yaptığı yardımlar, Kırım Tatarlarına gitmemektedir. Ukrayna’da Kırım Tatarları davası üzerinden şahsi çıkarlarını düşünen ve kendi ceplerini dolduran iki soytarının lafına kanarak Türk insanının milli duyguları sömürülmektedir.
Mevcut durumda resmi kurumların doğrudan Kırım’da faaliyet göstermesi mümkün olmadığı için bu noktada bölgedeki insani operasyonları sivil toplum kuruluşları ve dernekler aracılığıyla yürütmek mümkündür.
Türkiye Cumhuriyeti’nin Kırım’ın mevcut statüsünü tanımaması, Türkiye’de bulunan Kırım Tatarlarının yarımadadaki akrabalarıyla olan bağlarını koparmak anlamına gelmemelidir. Türkiye Cumhuriyeti, Ukrayna’dan daha köklü ve çok daha büyük bir devlettir. Ukrayna’nın Batı Blokundan aldığı destek ile Türkiye’nin Kırım Tatarları meselesindeki duruşunu birbirinden ayrı değerlendirerek yeni bir stratejik konum alması gerekmektedir.
İsmail Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde ve işte birlik” mefkuresine atıfla, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kırım Tatarlarına yönelik bakışını siyasi bir tercih olarak görmemesi; tarihi ve vicdani bir yükümlülüğü olduğunu unutmaması gerekmektedir. Kırım Tatarları, Ukrayna’da değil tarihi anavatanları Kırım’da yaşamaktadır. Kırım Tatarlarına yapılacak yardımların Kırım yarımadasına yapılması gerekmektedir.
İnsani yardım, temel bir insan hakkıdır ve asla engellenemez. Kırım’daki Kırım Tatarlarına yönelik yürütülecek insani yardım operasyonları, hiçbir şekilde siyasi, ideolojik ve askeri konuya kurban edilmemesi gerekmektedir.
Bu bağlamda Kırım Kalkınma Vakfı ve Uluslararası Kırım Dostları Derneği olarak aldığımız inisiyatifle Kırım’a yönelik bir insani yardımı başlattığımızı kamuoyuna açıklarız. Bu amaç doğrultusundaki eylemlerimiz yakında kamuoyuna paylaşılacaktır.

Saygılarımızla,

Kırım Kalkınma Vakfı ve Uluslararası Kırım Dostları Derneği adına Ünver Sel

.

Ünver Sel, dikGAZETE.com

-Kırım Tatar Kültür Dernekleri Federasyonu (KTDF) Genel Başkanı, Kırım Kalkınma Vakfı Başkanı, Uluslararası Kırım Dostları Derneği Başkanı, Uluslararası Rusofili Hareketi Kurucu ve İcra Kurulu Üyesi, Nogay Kalkınma ve Kültür Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı, Vietnam Eğitim ve Dostluk Derneği kurucu üyesi ve Eş Başkanı-

YAZARIN DİĞER YAZILARI