<h3><span><strong>Trakya</strong></span></h3> <div><strong>Merabayın kızanım…</strong></div> <div>Bu yazı, <strong>süs</strong> <strong>olsun</strong> diye yazılmadı.</div> <div><strong>Sessiz</strong> kalan bir coğrafyanın neden <strong>hep</strong> <strong>sessiz</strong> kaldığını bir düşünelim diye yazıldı.</div> <div>Bu bir <strong>Trakya</strong> güzellemesi değil.</div> <div>Bu yazı, neden <strong>Trakya’nın</strong> hep anlatıların kenarında kaldığını sormak için yazıldı.</div> <div><strong>Doğu</strong> yazılır; çünkü <strong>hüznü</strong> yüksektir.</div> <div><strong>Akdeniz</strong> yazılır; çünkü <strong>neşesi</strong> görünürdür.</div> <div><strong>Trakya</strong> ise çoğu zaman <strong>arada</strong> kalır.</div> <div>Çünkü bağırmaz.</div> <div>Çünkü <strong>kendini</strong> <strong>anlatma</strong> ihtiyacı duymaz.</div> <div>Oysa her <strong>sessizlik</strong> eksiklik değildir.</div> <div><strong>Trakya</strong> bir coğrafyadır;</div> <div><strong>Türkiye’ye</strong>, <strong>Bulgaristan’a</strong>, <strong>Yunanistan’a</strong> yayılan geniş bir kara parçası.</div> <div>Sınırlarla bölünmüş, itilmiş, sıkışmış; ama <strong>karakteri</strong> bölünmemiştir.</div> <div><strong>Göç</strong> görmüştür, yerinden edilmiştir, <strong>acıyı</strong> tanır.</div> <div>Ama bu <strong>acıyı</strong> pazarlamaz.</div> <div>Bu yüzden <strong>acı</strong> çekmiş olmasına rağmen çoğu zaman <strong>küçük</strong> <strong>görülür</strong>.</div> <div><strong>“Trakya</strong> <strong>insanı</strong> <strong>serttir”</strong> denir.</div> <div>Evet, serttir.</div> <div>Çünkü <strong>lafla</strong> <strong>oyalanmayı</strong> sevmez.</div> <div>Çünkü <strong>duyguyu</strong> büyütmenin, <strong>meseleyi</strong> uzatmanın, her şeyi <strong>dramatize</strong> etmenin insanı zayıflattığını bilir.</div> <div>Ama bu <strong>sertliğin</strong> içinde belirgin bir <strong>yumuşaklık</strong> vardır.</div> <div><strong>Uyuma</strong> açık, <strong>boşvermeye</strong> teşne, <strong>akışla</strong> <strong>kavga</strong> etmeyen bir hâl.</div> <div>Tam da bu yüzden <strong>ayırt</strong> <strong>ediciliği</strong> geri planda kalır.</div> <div>Çünkü “<strong>yumuşak</strong> <strong>atın</strong> <strong>çiftesi</strong> <strong>pek</strong> <strong>olur</strong>” sözü, <strong>Trakya</strong> insanını fazlasıyla tarif eder; gücünü göstermez, <strong>gerektiğinde</strong> kullanır.</div> <div><strong>Trakya</strong> için “<strong>fakir</strong>” denir.</div> <div>Oysa mesele <strong>yoksulluk</strong> değildir.</div> <div>Mesele, <strong>sınırların</strong> içinde yaşanmış <strong>acıya</strong> rağmen, bunun bir <strong>üstünlük</strong> <strong>diliyle</strong> anlatılmamasıdır.</div> <div><strong>Trakya</strong> göstermez.</div> <div><strong>Gösterişe</strong> mesafelidir.</div> <div><strong>Hayatın</strong> <strong>tatlarına</strong> sıkı sıkıya bağlıdır; sofrasına, dostluğuna, gündelik huzuruna.</div> <div>Ama bunları <strong>vitrine</strong> çıkarmaz. </div> <div>Belki de bu yüzden <strong>Trakya’nın</strong> hakkı olan <strong>gösterişi</strong> gösterdiği anlar hep <strong>yanlış</strong> okunur.</div> <div>Sanki bunu yaptığında taşıyamayacağı bir ‘<strong>ego’ya</strong> bürünecekmiş gibi düşünülür.</div> <div>Oysa mesele ‘<strong>ego’</strong> değil, alışkanlıktır.</div> <div><strong>Trakya</strong> insanı, kendini <strong>anlatmaya</strong> alışkın değildir.</div> <div>Yüksek sesle “<strong>ben</strong> <strong>buradayım</strong>” demeye değil, olduğu yerde <strong>durmaya</strong> alışkındır.</div> <div>Bu yüzden <strong>küçük</strong> görülür.</div> <div>Çünkü çağımız <strong>yüksek</strong> <strong>sesi</strong> sever.</div> <div>Kendini anlatanı, duygusunu sergileyeni, acısını ya da neşesini <strong>büyüteni</strong> ödüllendirir.</div> <div><strong>Sessizce</strong> taşıyanlar ise <strong>geride</strong> sanılır.</div> <div>Bu yazı, <strong>Trakya’yı</strong> öne çıkarmak için yazılmadı.</div> <div>Zaten <strong>Trakya</strong> öne çıkmayı istemez.</div> <div>Bu yazı, neden bazı coğrafyaların hep <strong>geri</strong> <strong>planda</strong> kaldığını hatırlatmak için yazıldı.</div> <div>Oysa <strong>geri</strong> <strong>planda</strong> duranlar çoğu zaman <strong>yükü</strong> taşıyanlardır.</div> <div>Bugün belki de en çok <strong>ihtiyacımız</strong> olan şey budur:</div> <div>Bağırmadan <strong>var</strong> olabilmek.</div> <div>Kendini <strong>ispat</strong> etmeden <strong>ayakta</strong> durabilmek.</div> <div>Hayatla <strong>kavga</strong> etmeden <strong>uyum</strong> kurabilmek.</div> <div><strong>Trakya</strong> bunu bilir.</div> <div>Çünkü <strong>rüzgâr</strong> burada hep eser.</div> <div>Ama <strong>yön</strong> vermek için değil; neyin <strong>tutunacağını</strong>, neyin <strong>savrulacağını</strong> ayırt etmek için.</div> <div></div> <div>“-<strong>aydi</strong>” denir <strong>çay</strong> konur. </div> <div><strong>Üle</strong> süylenmez ayıp beyaa!..</div> <div>.</div> <div><strong>Arzu Leyal, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div> <div> </div>