USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

Trakya

Trakya
28-01-2026

Trakya

Merabayın kızanım…

Bu yazı, süs olsun diye yazılmadı.

Sessiz kalan bir coğrafyanın neden hep sessiz kaldığını bir düşünelim diye yazıldı.

Bu bir Trakya güzellemesi değil.

Bu yazı, neden Trakya’nın hep anlatıların kenarında kaldığını sormak için yazıldı.

Doğu yazılır; çünkü hüznü yüksektir.

Akdeniz yazılır; çünkü neşesi görünürdür.

Trakya ise çoğu zaman arada kalır.

Çünkü bağırmaz.

Çünkü kendini anlatma ihtiyacı duymaz.

Oysa her sessizlik eksiklik değildir.

Trakya bir coğrafyadır;

Türkiye’ye, Bulgaristan’a, Yunanistan’a yayılan geniş bir kara parçası.

Sınırlarla bölünmüş, itilmiş, sıkışmış; ama karakteri bölünmemiştir.

Göç görmüştür, yerinden edilmiştir, acıyı tanır.

Ama bu acıyı pazarlamaz.

Bu yüzden acı çekmiş olmasına rağmen çoğu zaman küçük görülür.

“Trakya insanı serttir” denir.

Evet, serttir.

Çünkü lafla oyalanmayı sevmez.

Çünkü duyguyu büyütmenin, meseleyi uzatmanın, her şeyi dramatize etmenin insanı zayıflattığını bilir.

Ama bu sertliğin içinde belirgin bir yumuşaklık vardır.

Uyuma açık, boşvermeye teşne, akışla kavga etmeyen bir hâl.

Tam da bu yüzden ayırt ediciliği geri planda kalır.

Çünkü “yumuşak atın çiftesi pek olur” sözü, Trakya insanını fazlasıyla tarif eder; gücünü göstermez, gerektiğinde kullanır.

Trakya için “fakir” denir.

Oysa mesele yoksulluk değildir.

Mesele, sınırların içinde yaşanmış acıya rağmen, bunun bir üstünlük diliyle anlatılmamasıdır.

Trakya göstermez.

Gösterişe mesafelidir.

Hayatın tatlarına sıkı sıkıya bağlıdır; sofrasına, dostluğuna, gündelik huzuruna.

Ama bunları vitrine çıkarmaz. 

Belki de bu yüzden Trakya’nın hakkı olan gösterişi gösterdiği anlar hep yanlış okunur.

Sanki bunu yaptığında taşıyamayacağı bir ‘ego’ya bürünecekmiş gibi düşünülür.

Oysa mesele ‘ego’ değil, alışkanlıktır.

Trakya insanı, kendini anlatmaya alışkın değildir.

Yüksek sesle “ben buradayım” demeye değil, olduğu yerde durmaya alışkındır.

Bu yüzden küçük görülür.

Çünkü çağımız yüksek sesi sever.

Kendini anlatanı, duygusunu sergileyeni, acısını ya da neşesini büyüteni ödüllendirir.

Sessizce taşıyanlar ise geride sanılır.

Bu yazı, Trakya’yı öne çıkarmak için yazılmadı.

Zaten Trakya öne çıkmayı istemez.

Bu yazı, neden bazı coğrafyaların hep geri planda kaldığını hatırlatmak için yazıldı.

Oysa geri planda duranlar çoğu zaman yükü taşıyanlardır.

Bugün belki de en çok ihtiyacımız olan şey budur:

Bağırmadan var olabilmek.

Kendini ispat etmeden ayakta durabilmek.

Hayatla kavga etmeden uyum kurabilmek.

Trakya bunu bilir.

Çünkü rüzgâr burada hep eser.

Ama yön vermek için değil; neyin tutunacağını, neyin savrulacağını ayırt etmek için.

“-aydi” denir çay konur. 

Üle süylenmez ayıp beyaa!..

.

Arzu Leyal, dikGAZETE.com

 

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?