<h3><span><strong>Herkes bir yerden engellenir</strong></span></h3> <div><strong>Engellilik</strong> meselesine nereden girdiğimizi bilmek gerekiyor. Çünkü bu, yalnızca <strong>bedene</strong> bakarak konuşulacak bir konu değil. İnsan çoğu zaman <strong>yürüyebildiği</strong> hâlde <strong>ilerleyemez</strong>, <strong>gördüğü</strong> hâlde <strong>anlayamaz</strong>, konuştuğu hâlde <strong>duyulmaz</strong>. <strong>Hayat</strong>, insanı yalnızca yaralayan değil; durduran, bekleten, erteleyen bir dizi eşikten ibarettir. Biz tam da bu eşiğin önünde durup bakmayı öğrenmek zorundayız.</div> <div><strong>İnsan</strong> dünyaya <strong>serbest</strong> <strong>bırakılarak</strong> gelmez. Bir yere kadar gider, bir yerde durdurulur. <strong>Kapılar</strong> bazen kapalıdır, bazen aralıktır ama çoğu zaman “<strong>henüz</strong> <strong>değil</strong>” der. Bu engellenmişlik hâli, herkesin hayatında vardır; yalnızca herkesin engeli aynı yerden görünmez. Kimi bedeniyle durur, kimi ruhuyla. Kimi yolu bilir ama gidemez, kimi <strong>gider</strong> ama <strong>vardığını</strong> sanır.</div> <div>Bazı insanlar, toplum tarafından “<strong>engelli</strong>” diye ayrıca adlandırılır. Çünkü onların <strong>ihtiyaçları</strong> daha görünürdür; <strong>yardıma</strong> daha sık başvurmak zorunda kalırlar. Bu onları başka bir yere taşımaz, yalnızca aynı hayatın içinde daha çok <strong>destekle</strong> yürüyen insanlar hâline getirir. Asıl sorun, bu görünürlükten yola çıkarak insanı tek bir <strong>kelimeye</strong>, tek bir <strong>hâle</strong> indirgemekteki acelemizdir.</div> <div>Oysa engellenmek yalnızca bedende yaşanmaz. <strong>Duygusal</strong> olarak karşılık bulamayan bir insanın <strong>içi</strong> de daralır. Anlaşılmayan, ciddiye alınmayan, sürekli <strong>idare</strong> <strong>etmesi</strong> beklenen insanlar vardır. Bunların çoğu hiçbir başlığın altına girmez. Ama içten içe yorulurlar. Dilimizdeki <strong>hoyratlık</strong> da çoğu zaman buradan beslenir; <strong>görmeyeni</strong> kolayca adlandırır, <strong>hissetmekte</strong> zorlananı ise <strong>fark</strong> <strong>etmeden</strong> incitiriz.</div> <div>Yeni doğum yapmış bir annenin dünyası küçülür; zaman, uyku ve beden ona artık eskisi gibi ait değildir. Eşinden <strong>incelikle</strong> karşılık alamayan bir kadının <strong>dili</strong> kısalır; <strong>söyleyemedikleri</strong> içinde birikir. Patronunun karşısında her gün kendini tutmak zorunda kalan bir adamın omuzları ağırlaşır. Bunlar “<strong>hayatın</strong> <strong>akışı</strong>” diye geçiştirilir ama her biri insanı bir yerinden durdurur. Çaresizlik, yalnızca belli başlı etiketlere ait bir hâl değildir.</div> <div>Bazı insanlar bu <strong>durdurulmuşlukla</strong> baş etmeyi bilir, bazıları edemez. Kimileri <strong>yardım</strong> ister, kimileri <strong>susar</strong>. Yardıma ihtiyaç duymak ile her boşluğu taleple doldurmak aynı şey değildir. Bu ayrımı yapmadan konuşmak, insanı eksik okur. Çünkü herkesin engeli aynı yerden sabır istemez; herkesin yükü aynı biçimde taşınmaz.</div> <div><strong>Başarı</strong> bile engelsiz bir alan değildir. Aksine, en çok orada yeni sınırlar çıkar insanın karşısına. Başarılı olanın da desteğe ihtiyacı vardır; yalnızca bunu dile getirmesi beklenmez. <strong>Merdiveni</strong> yavaş çıkan birine anlayış göstermek kadar, hızla çıkanın ardında bıraktıklarını fark etmek de bir sorumluluktur. <strong>Hayat</strong>, tek yönlü bir yarış değildir; kimseyi temize çıkaran bir <strong>hız</strong> <strong>çizgisi</strong> yoktur.</div> <div>Sorun şu ki; biz çoğu zaman yalnızca <strong>gördüğümüzle</strong> hüküm veririz. Görünen engelleri ciddiye alır, görünmeyenleri <strong>kişisel</strong> <strong>zayıflık</strong> sanırız. Oysa insanın <strong>çaresizlikleri</strong> sınırsızdır ve çoğu sessizdir. Sadece çoğunluğa uymayan yanlarıyla değerlendirmek, insanı daraltır; <strong>hakikati</strong> değil, <strong>rahat</strong> <strong>olanı</strong> seçtirir.</div> <div>Belki de bu yüzden mesele birilerine <strong>acımak</strong> değildir. Asıl <strong>yüzleşme</strong>, insanın kendi <strong>kırılganlığına</strong> bakabildiği yerde başlar.</div> <div>Çünkü insan, <strong>başkasının</strong> <strong>eksiğini</strong> saymakta bu kadar mahirken, <strong>kendi</strong> <strong>zaafına</strong> bakmaktan kaçtıkça gerçekten engellenir.</div> <div>.</div> <div><strong>Arzu Leyal, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div>