Herkes bir yerden engellenir

Herkes bir yerden engellenir

Herkes bir yerden engellenir

Engellilik meselesine nereden girdiğimizi bilmek gerekiyor. Çünkü bu, yalnızca bedene bakarak konuşulacak bir konu değil. İnsan çoğu zaman yürüyebildiği hâlde ilerleyemez, gördüğü hâlde anlayamaz, konuştuğu hâlde duyulmaz. Hayat, insanı yalnızca yaralayan değil; durduran, bekleten, erteleyen bir dizi eşikten ibarettir. Biz tam da bu eşiğin önünde durup bakmayı öğrenmek zorundayız.

İnsan dünyaya serbest bırakılarak gelmez. Bir yere kadar gider, bir yerde durdurulur. Kapılar bazen kapalıdır, bazen aralıktır ama çoğu zaman “henüz değil” der. Bu engellenmişlik hâli, herkesin hayatında vardır; yalnızca herkesin engeli aynı yerden görünmez. Kimi bedeniyle durur, kimi ruhuyla. Kimi yolu bilir ama gidemez, kimi gider ama vardığını sanır.

Bazı insanlar, toplum tarafından “engelli” diye ayrıca adlandırılır. Çünkü onların ihtiyaçları daha görünürdür; yardıma daha sık başvurmak zorunda kalırlar. Bu onları başka bir yere taşımaz, yalnızca aynı hayatın içinde daha çok destekle yürüyen insanlar hâline getirir. Asıl sorun, bu görünürlükten yola çıkarak insanı tek bir kelimeye, tek bir hâle indirgemekteki acelemizdir.

Oysa engellenmek yalnızca bedende yaşanmaz. Duygusal olarak karşılık bulamayan bir insanın içi de daralır. Anlaşılmayan, ciddiye alınmayan, sürekli idare etmesi beklenen insanlar vardır. Bunların çoğu hiçbir başlığın altına girmez. Ama içten içe yorulurlar. Dilimizdeki hoyratlık da çoğu zaman buradan beslenir; görmeyeni kolayca adlandırır, hissetmekte zorlananı ise fark etmeden incitiriz.

Yeni doğum yapmış bir annenin dünyası küçülür; zaman, uyku ve beden ona artık eskisi gibi ait değildir. Eşinden incelikle karşılık alamayan bir kadının dili kısalır; söyleyemedikleri içinde birikir. Patronunun karşısında her gün kendini tutmak zorunda kalan bir adamın omuzları ağırlaşır. Bunlar “hayatın akışı” diye geçiştirilir ama her biri insanı bir yerinden durdurur. Çaresizlik, yalnızca belli başlı etiketlere ait bir hâl değildir.

Bazı insanlar bu durdurulmuşlukla baş etmeyi bilir, bazıları edemez. Kimileri yardım ister, kimileri susar. Yardıma ihtiyaç duymak ile her boşluğu taleple doldurmak aynı şey değildir. Bu ayrımı yapmadan konuşmak, insanı eksik okur. Çünkü herkesin engeli aynı yerden sabır istemez; herkesin yükü aynı biçimde taşınmaz.

Başarı bile engelsiz bir alan değildir. Aksine, en çok orada yeni sınırlar çıkar insanın karşısına. Başarılı olanın da desteğe ihtiyacı vardır; yalnızca bunu dile getirmesi beklenmez. Merdiveni yavaş çıkan birine anlayış göstermek kadar, hızla çıkanın ardında bıraktıklarını fark etmek de bir sorumluluktur. Hayat, tek yönlü bir yarış değildir; kimseyi temize çıkaran bir hız çizgisi yoktur.

Sorun şu ki; biz çoğu zaman yalnızca gördüğümüzle hüküm veririz. Görünen engelleri ciddiye alır, görünmeyenleri kişisel zayıflık sanırız. Oysa insanın çaresizlikleri sınırsızdır ve çoğu sessizdir. Sadece çoğunluğa uymayan yanlarıyla değerlendirmek, insanı daraltır; hakikati değil, rahat olanı seçtirir.

Belki de bu yüzden mesele birilerine acımak değildir. Asıl yüzleşme, insanın kendi kırılganlığına bakabildiği yerde başlar.

Çünkü insan, başkasının eksiğini saymakta bu kadar mahirken, kendi zaafına bakmaktan kaçtıkça gerçekten engellenir.

.

Arzu Leyal, dikGAZETE.com

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ