<h3><span><strong>Ritmi çocuklar taşır, gerginliği yetişkinler</strong></span></h3> <div>Bir <strong>çocuk</strong> bir şeyi <strong>ritimle</strong> söylemeye başladığında, aslında hiçbir şey söylemiyordur.</div> <div>Sadece tekrar ediyordur.</div> <div>Sesin kendi üzerine kapanan o yuvarlak formunu alır, ağzında çevirir, arkadaşına uzatır, sonra hep birlikte büyütürler. Çünkü çocukluk, <strong>anlamı</strong> değil <strong>ritmi</strong> taşır. <strong>Anlam</strong>, ağırdır. <strong>Ritim</strong> ise hafiftir, sıçrar, seker, teneffüse çıkar.</div> <div>Ama ne gariptir ki, çocukların hafifçe taşıdığı o <strong>ritim</strong>, yetişkinlerin dünyasına düştüğü anda ağırlaşır. Bir anda yorumlanır, tartılır, ayrıştırılır, taraflara bölünür. Oysa çocukların ağzında sadece bir <strong>ses</strong> olan şey, yetişkinlerin zihninde bir <strong>pozisyona</strong> dönüşür. Ve o pozisyon, çocukların hiç bilmediği bir <strong>gerginliğin</strong> içine yerleşir.</div> <div><strong>Çocuklar</strong> bir <strong>ilahiyi</strong>, bir <strong>şarkıyı</strong>, bir <strong>sloganı</strong> ya da <strong>anlamsız</strong> bir <strong>heceyi</strong> aynı sebeple söyler; akılda kaldığı için. <strong>Tekrar</strong> edilebildiği için. <strong>Birlikte</strong> söylendiğinde çoğaldığı için. <strong>Çocuk</strong> için <strong>ritim</strong>, birlikte olmanın en eski yoludur. Ama yetişkin için <strong>ritim</strong> bile bir süre sonra <strong>saf</strong> kalamaz. Ona anlam yükler. Ona niyet yükler. Ona gelecek yükler.</div> <div>Aslında burada olan şey çok tanıdıktır. <strong>Yetişkin</strong>, kendi dünyasının <strong>gerginliğini</strong> çocuğun ağzına yerleştirir. Çocuk sadece söylemiştir ama <strong>yetişkin</strong> duymuştur. Ve <strong>duymak</strong>, çoğu zaman duyanın <strong>içindekiyle</strong> ilgilidir, söylenenle değil.</div> <div>Bir ülkenin en kırılgan yerleri, bazen en <strong>masum</strong> <strong>tekrarların</strong> üzerine kurulur. Çünkü yetişkinlik, <strong>masumiyeti</strong> olduğu gibi bırakmayı beceremez. Her şeyi bir <strong>işarete</strong> çevirir. Her şeyi bir <strong>saflaşmaya</strong> yaklaştırır. Her şeyi, <strong>olduğu</strong> <strong>yerden</strong> alıp kendi zihinsel haritasına taşır.</div> <div>Oysa çocuklar hiçbir <strong>harita</strong> taşımaz. Onlar sadece <strong>anın</strong> içindedir. Ritmi alır, bir süre taşır, sonra bırakırlar. Ertesi gün başka bir <strong>ritmi</strong> taşırlar. Onlar için hiçbir ritim <strong>kalıcı</strong> değildir. Kalıcılık, <strong>yetişkinliğin</strong> takıntısıdır.</div> <div>Belki de asıl mesele şudur:</div> <div>Çocukların dünyasında <strong>ritimler</strong> vardır.</div> <div>Yetişkinlerin dünyasında ise gerginlikler.</div> <div>Ve bazen bir ülkenin en <strong>görünür</strong> gerginliği, sadece bir çocuğun <strong>masumca</strong> tuttuğu ritmin, yanlış kulaklara <strong>ağır</strong> gelmesinden ibarettir.</div> <div>Çocuklar <strong>büyür</strong> ve <strong>ritmi</strong> bırakır.</div> <div>Ama bazı yetişkinler, kendi içlerindeki <strong>gerginliği</strong> hiç bırakmaz.</div> <div><strong>İnsan</strong>, en çok <strong>başkasının</strong> <strong>sesine</strong> anlam yüklediği yerde değil, kendi <strong>içindeki</strong> <strong>gürültüyü</strong> susturabildiği yerde gerçekten <strong>yetişkin</strong> olur.</div> <div>.</div> <div><strong>Arzu Leyal, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div>