<h3><span><strong>Talep azaldığında</strong></span></h3> <div>Bir süredir şunu fark ediyorum: <strong>Yorgunluğumuzun</strong> kaynağı insanlar değil.</div> <div>Kimse kimseyi bu kadar <strong>bilinçli</strong> yormuyor. <strong>Yoruluyoruz</strong> ama sebebi çoğu zaman <strong>sandığımız</strong> <strong>yerden</strong> gelmiyor. Daha <strong>derinde</strong>, daha <strong>görünmez</strong> bir yerden çalışıyor bu yorgunluk.</div> <div><strong>Talep</strong> <strong>azaldığında</strong> sistem sıkılıyor. Sıkılan <strong>sistem,</strong> kendini hatırlatmak istiyor. Daha çok <strong>çağrı</strong>, daha çok <strong>bildirim</strong>, daha çok “<strong>şimdi</strong>” duygusu… Biz bunu <strong>hız</strong> sanıyoruz ama aslında bir <strong>var</strong> <strong>olma</strong> <strong>çabası</strong> izliyoruz. Sistem kendi varlığını bizim <strong>ihtiyacımızla</strong> ölçüyor. İhtiyaç azaldığında <strong>sesini</strong> yükseltiyor.</div> <div><strong>Reklam</strong> artık bir ürün tanıtımı değil. Bir <strong>afiş</strong> hiç değil. Daha çok <strong>zihne</strong> bırakılan küçük bir huzursuzluk. Eksik hissettiren bir cümle. Kıyasla açılan bir boşluk. “<strong>Bir şey kaçırıyorsun</strong>” hissi. Bu <strong>his</strong> tutarsa <strong>sistem</strong> çalışıyor sayılıyor.</div> <div>Kimse aptal değil. Kimse <strong>kandırıldığı</strong> için tükenmiyor. <strong>Yoruluyoruz</strong> çünkü her şey <strong>bizden</strong> bir şey istiyor. <strong>Zamanımızı</strong> istiyor, <strong>dikkatimizi</strong> istiyor, <strong>duygumuzu</strong> istiyor. Bir şeye <strong>cevap</strong> vermediğimizde bile <strong>başka</strong> <strong>bir</strong> <strong>şey</strong> kapıyı çalıyor.</div> <div>O noktada <strong>mesele</strong> her şeye <strong>yetişmek</strong> olmaktan çıkıyor. Mesele, neyin gerçekten <strong>bize</strong> <strong>ait</strong> olduğunu ayırt edebilmek oluyor. Çünkü <strong>ihtiyaç</strong> dediğimiz şey çoğu zaman <strong>aceleyle</strong> karıştırılıyor. Oysa her <strong>ihtiyaç</strong> gerçek değil, her <strong>çağrı</strong> da <strong>cevap</strong> beklemiyor. İnsan bazen <strong>taleplerin</strong> arasından çekilip, kendi <strong>ritmini</strong> koruduğunda fark ediyor bunu. Sistem, <strong>bu</strong> <strong>duruşu</strong> sevmez; çünkü <strong>talep</strong> üretmeyen insan, <strong>kolay</strong> yönlendirilemez.</div> <div><strong></strong></div> <div><strong>İhtiyaç</strong> meselesi tam da burada ayrışıyor. Sistem, <strong>ihtiyacı</strong> bağırarak anlatır; <strong>eksik</strong> bırakarak, <strong>hızlandırarak</strong>, tekrar ederek. Bir şeye sahip olmayı, bir yere yetişmeyi, bir şeye hemen karşılık vermeyi ihtiyaç gibi sunar. Oysa insanın gerçekten <strong>ihtiyaç</strong> duyduğu şey çoğu zaman bu kadar <strong>gürültülü</strong> değildir. Kendini <strong>dayatmaz</strong>, acele ettirmez. Doyurur. <strong>Kanar</strong> insan ona. Bir şey <strong>daha</strong> istemez. Çünkü bazı <strong>ihtiyaçlar</strong> karşılandığında <strong>genişletmez</strong> hayatı; sakinleştirir. İnsan da tam orada, <strong>ihtiyacı</strong> <strong>sandığı</strong> şeyden değil, gerçekten <strong>yettiği</strong> <strong>şeyden</strong> yana durur.</div> <div></div> <div>Vesselam.</div> <div>.</div> <div><strong>Arzu Leyal, dikGAZETE.com</strong><strong></strong></div> <div><strong></strong></div>