<h3><span><strong>Vakfeyleyenlere...</strong></span></h3> <div><strong>Vakıf bir bina değildir!</strong></div> <div><strong>Vakıf</strong> kelimesi bugün çoğumuzun zihninde bir <strong>bina</strong>, bir <strong>tabela</strong> ya da <strong>resmî</strong> <strong>bir</strong> <strong>yapı</strong> çağrıştırıyor; oysa <strong>vakıf</strong>, önce bir <strong>vakfetme</strong> hâlidir. Bir şeyi <strong>bağışlamaktan</strong> önce, <strong>kendini</strong> aradan çekmeyi öğrenmektir. Ecdadın bildiği <strong>vakıf</strong>, malı dondurmak değil, <strong>niyeti</strong> serbest bırakmaktı; <strong>görünmeden</strong> yapılan iyilik, bu yüzden makbuldü.</div> <div>Bugünün dünyasında <strong>iyilik,</strong> gürültüyle yan yana duruyor; paylaşıldıkça var oluyor, <strong>görülmedikçe</strong> eksik sayılıyor. Oysa <strong>vakfetmek</strong>, tam da bu <strong>görünürlük</strong> arzusundan <strong>vazgeçmeyi</strong> gerektirir. <strong>Yardım</strong> <strong>eden</strong> olmak değil, <strong>yükü</strong> <strong>hafiflettikten</strong> sonra geri <strong>çekilmeyi</strong> bilmek esastır. <strong>İhtiyacı</strong> görür, <strong>gereğini</strong> yapar ve <strong>hayatın</strong> <strong>akışına</strong> saygıyla karışmaz.</div> <div><strong>Vakfetmenin</strong> özü <strong>acımak</strong> değil, şefkattir. <strong>Acımak</strong> yukarıdan bakar; <strong>vakfetmek</strong> yanına oturur. Kimseyi <strong>yardım</strong> <strong>alan</strong> kimliğine sabitlemez, insanı <strong>hayatının</strong> <strong>bir</strong> <strong>ânına</strong> indirgemez. <strong>Yükün</strong> ağırlığını görür ama <strong>kişiyi</strong> o yükle tanımlamaz; çünkü <strong>vakfetmek</strong>, insanı <strong>incitmemekle</strong> başlar.</div> <div>Bu <strong>hâl</strong> bir <strong>adanmışlık</strong> değildir; adanmışlıkta <strong>ben</strong> vardır, <strong>görünmeyen</strong> bir <strong>karşılık</strong> beklentisi vardır. <strong>Vakfetmek</strong> ise <strong>aidiyetle</strong> ilgilidir. Kendini <strong>merkeze</strong> koymadan, <strong>iyiliği</strong> bir <strong>rol</strong> hâline getirmeden yaşamakla ilgilidir. “<strong>Ben</strong> <strong>yaptım</strong>” dememek, “<strong>benden</strong> <strong>geçti</strong>” diyebilmek bu yüzden önemlidir.</div> <div><strong>Tasavvufun</strong> öğrettiği <strong>incelik</strong> de burada gizlidir. <strong>Sağ</strong> elin verdiğini <strong>sol</strong> ele unutturmak, bir <strong>söz</strong> değil, bir <strong>iç</strong> disiplindir. Bugünün <strong>internet</strong> <strong>insanı</strong> için bu neredeyse anlaşılmazdır; çünkü <strong>görünmeyen</strong> şey <strong>yaşanmamış</strong> sayılır. Oysa kültürümüz, <strong>görünmeden</strong> yapılan iyiliğin <strong>kalbi</strong> yormadığını, aksine <strong>hafiflettiğini</strong> bilir.</div> <div><strong>Vakfetmek</strong> kalabalık sevmez; ölçüyü, uyumu ve sükûneti tercih eder. Herkesle yürümeye çalışmaz, çünkü <strong>herkesle</strong> yürüyen, bir süre sonra <strong>yönünü</strong> kaybeder. Az ama aynı <strong>vicdan</strong> çizgisinde duran insanlarla yürür; <strong>iyiliği</strong> yarışa, <strong>gösteriye</strong> ya da <strong>kimlik</strong> meselesine dönüştürmez.</div> <div>Ve belki de bütün mesele burada düğümlenir. <strong>Vakfetmek</strong>, bir şeyden <strong>vazgeçmek</strong> değil; <strong>kendini</strong> aradan çekerek <strong>hayra</strong> yer açmaktır. Bugün <strong>bina</strong> kuramasak, <strong>tabela</strong> asamasak bile bu <strong>ölçüyle</strong> yaşayabiliriz; çünkü <strong>vakıf</strong> kurmadan da <strong>vakıf</strong> <strong>gibi</strong> yaşanır, asıl <strong>vakfedilen</strong> mal değil, insanın <strong>kendi</strong> merkezidir; canı <strong>incitmemek</strong>, kalbi <strong>yormamak</strong> ve ardında <strong>sessiz</strong> bir <strong>iyilik</strong> bırakabilmek için.</div> <div>.</div> <div><strong>Arzu Leyal, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div>