<h3><span><strong>Ramazan: İçeriden açılan kapı</strong></span></h3> <div><strong>Ramazan,</strong> kapıyı dışarıdan çalan bir misafir değildir; o daha çok insanın <strong>kalbinde</strong> unutulmuş bir odanın yeniden <strong>ışık</strong> almasıdır. <strong>Takvim</strong> yalnızca günü söyler ama <strong>Ramazan’ın</strong> başladığını insan, takvimden değil, <strong>içinden</strong> geçen o <strong>ince</strong> çağrıdan anlar. Sanki <strong>kalpte</strong> yıllardır <strong>kapalı</strong> duran bir <strong>kapı,</strong> usulca aralanır ve insan, kendi <strong>içine</strong> doğru bir adım atar.</div> <div>İlk günlerde <strong>beden</strong> konuşur elbette. <strong>Açlık</strong> ve <strong>susuzluk</strong> kendini hatırlatır; insanın <strong>acelelerini</strong> törpüler, <strong>hızını</strong> biraz yavaşlatır. Fakat bu yalnızca eşiğidir. Bir süre sonra <strong>beden</strong> geri çekilir ve <strong>kalp</strong> konuşmaya başlar. O zaman insan fark eder ki asıl mesele <strong>aç</strong> <strong>kalmak</strong> değil, kalbin üstüne yığılmış fazlalıkları fark etmektir.</div> <div><strong>Hayat</strong> insanı doldurmaya alıştırır. Eşyalar birikir, <strong>sözler</strong> birikir, <strong>kırgınlıklar</strong> birikir. İnsan bazen kendine ait olmayan ağırlıkları bile yıllarca taşır. <strong>Ramazan</strong> geldiğinde bu görünmez yükler birer birer görünür olur. İnsan kendine sorar: <strong>Ben gerçekten neyi taşıyorum?</strong></div> <div>Bu soru bazen küçük bir kapıdır. İnsan bir akşam vakti <strong>sofraya</strong> oturmadan önce, bir bardak <strong>suyu</strong> eline alırken ya da sessiz bir <strong>dua</strong> ederken o eşiği hisseder. <strong>Ramazan,</strong> insanı yeni bir yere götürmez belki; ama insanı kendi <strong>özüne</strong> doğru <strong>geri</strong> çağırır.</div> <div>Ne var ki her yıl bu çağrının sesini bastırmak isteyen başka <strong>gürültüler</strong> de çıkar. <strong>Ramazan’ın</strong> sükûnetini bölmeye çalışan, bu ayın <strong>kalbini</strong> huzursuzlukla <strong>gölgelemek</strong> isteyen eller eksik olmaz. <strong>Müslüman</strong> coğrafyaları, çoğu zaman <strong>Ramazan</strong> günlerinde bile <strong>acıyla</strong> sınanır; sanki insanın <strong>iç</strong> <strong>huzurunu</strong> bozmak isteyenler özellikle bu ayı seçer.</div> <div>Fakat tuhaf bir <strong>hakikat</strong> vardır: <strong>Ramazan,</strong> dışarıdaki gürültüye rağmen <strong>içeride</strong> açılır. İnsan <strong>kalbinde</strong> o kapıyı bulduysa, dünyanın bütün <strong>uğultusu</strong> o kapıyı kapatamaz. Çünkü <strong>Ramazan’ın</strong> gerçek mekânı takvim değil, insanın kalbidir.</div> <div>İnsan <strong>bu</strong> <strong>ayda</strong> yavaş yavaş başka bir şey de öğrenir: <strong>Acziyet</strong>. Her şeyi <strong>düzeltemeyeceğini</strong>, dünyayı tek başına <strong>değiştiremeyeceğini</strong>, bazı acıların yalnızca <strong>dua</strong> ile taşınabileceğini anlar. Ve gariptir ki insan tam da bu <strong>kabulde</strong> hafifler.</div> <div>Belki de bu yüzden <strong>Ramazan,</strong> <strong>merhametin</strong> mevsimidir. Bir <strong>iyilik</strong> yapılır, bir <strong>lokma</strong> paylaşılır, bir <strong>hayır</strong> başka bir coğrafyada bir <strong>sofraya</strong> ulaşır. İnsan <strong>iyiliğin</strong> <strong>yolunu</strong> bilmez ama bilir ki <strong>merhamet,</strong> yeryüzünde kaybolmaz.</div> <div><strong>Günler</strong> ilerledikçe zamanın <strong>ritmi</strong> değişir. İnsan bir <strong>hurmanın</strong> sadeliğinde, bir <strong>suyun</strong> berraklığında, bir <strong>akşam</strong> <strong>ezanının</strong> sesinde başka bir şey duymaya başlar. Sanki <strong>hayatın</strong> <strong>kalabalığı</strong> biraz geri çekilmiş, insanın içindeki <strong>sessizlik</strong> biraz büyümüştür.</div> <div>Sonunda insan şunu anlar: <strong>Ramazan</strong> aslında <strong>gökten</strong> gelen bir <strong>zaman</strong> değildir; insanın içinde açılan bir kapıdır. Ve o <strong>kapıyı</strong> bulanlar bilir ki <strong>dünyanın</strong> <strong>gürültüsü</strong> çoktur, hatta bazen <strong>inatla</strong> çoğaltılır. Ama yine de her akşam bir <strong>ezan</strong> <strong>sesi</strong> duyulur, <strong>sofralar</strong> kurulup, <strong>dualar</strong> edilir. Ve insan bütün bu <strong>gürültünün</strong> ortasında yine de <strong>kalbinin</strong> <strong>kapısını</strong> aralamayı başarır.</div> <div>Ve kapıyı içeriden açabilenlerin <strong>huzurunu</strong> hiçbir <strong>gürültü</strong> bozamaz.</div> <div>.</div> <div><strong>Arzu Leyal, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div>