USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000

Fetullahçı kumpas; Selam Tevhid davası (3) (Kumalar da çaptan düşer)

Fetullahçı kumpas; Selam Tevhid davası (3) (Kumalar da çaptan düşer)
26-12-2025

FETULLAHÇI KUMPAS; SELAM TEVHİD DAVASI (3)

(KUMALAR DA ÇAPTAN DÜŞER)

ZÜRİH, İsviçre

Son yazımızda evlilik kıyasıyla anlatmıştık AK Parti ve Gülenist yapının ilişkisini.

Bu yazılardan sonra “Selam-Tevhid”den yargılanan bir arkadaşım ulaştı bana. O’na göre gerçek şöyle “Cemaatçi polis şeflerinin, Selam Tehvid operasyonunun temeli, yazında belirttiğin; 2011 yılında Bursa polisine yapılan eski bir eş ihbarıyla gibi bilinse de çok daha eskiye dayanıyor. Emniyet ve yargıdaki Gülenist kadrolar, 28 Şubatçılarla işbirliği içindeydiler. O dönemin siyasi cinayetlerinin masum insanların üzerine yıkılması için özel çaba harcıyorlardı. Hâlâ o davalar sürüyor hâlâ mağduriyetler devam ediyor

2014 Şubat’ında bir sabah Türkiye,binlerce insanın usulsüz dinlendiği” haberini okudu gazetelerde. Büyük bir skandaldı bu. Her kesimden insanlar vardı dinlenen isimlerin arasında. Ancak çoğunluğu, Fetullahçı gurup dışından, ana akım cemaat ve tarikatlarda özel bir statüsü olmayan, daha çok bağımsız Müslümanlardı.

Gazeteciler, yazarlar, STK gönüllüleri, akademisyenler, iş insanları, siyasetçiler, askerler, bürokratlar... Konuşan, yazan, birazcık tanınan kim varsa ülkede hemen hepsinin telefonlarına sızmışlar. Ve yıllarca sürmüştü bu dinlemeler.

Ve bütün bu kanunsuz dinlemeler, Terörle Mücadele Kanunu çerçevesinde cemaatçi savcıların talimatı, cemaatçi polislerin tatbiki ile oluyordu. Soruşturma konusu ise, “Selam Tevhid Terör Örgütü” soruşturmasıydı.

Cemaatçi azgınlık” öylesine gözünü karartmıştı ki, başbakanın müsteşarı ve MİT müsteşarını da dinlemekte beis görmemişti.

Şimdi burada bir “es” verip, Gülenistlerinkuma” gördükleri ekibin, devlet kadrolarındaki seyr-ü sülüklerine bakalım.

Daha önce de yazdığımız üzere, zihni berrak, okumuş, farkındalığı yüksek, özgür perspektife sahip gençlerdi bunlar. Ama devlette köksüzdüler. Özal ve Demirel dönemlerinde sınav kazanarak; uzman, müfettiş, kaymakam olmuş tek tük gençler vardı içlerinde.

Belli başlı kurumlarda -ki en önemli üçü TSK, EMNİYET, YARGI- kariyer seyri, kıdem ile yürüyordu. Belli bir kıdeme gelmemiş kadronun yükselmesi hemen mümkün olmuyordu. İşte “Fetullahçılar devleti tanıyorlardı, onlar devlette örgütlenmişti” kabulünün ardında, yukardaki kurumlarda; 70’li yıllardan beri devam eden Fetullahçı çalışmalar vardı.

AKP kendince bir yol bulup “istisnai kadrolar”ın önünü açtı. Böylece kamu idaresinde “danışman”, “müşavir” gibi geniş bir kadrolaşma zemini oluştu. Yetki sorumluluk sınırları genişletildi bu kadroların.

İşte bu müşavirlik, danışmalık ve “tek-tük” müfettiş, uzman, kaymakamlar üst görevlere getirilerek devlet idaresinde görevlendirildiler. Bürokrasinin çatısı böyle çatıldı. Bu kadrolar çoğunlukla Milli Görüş kökenliler ve bağımsız Müslüman gençlerdi.

Eskinin “radikal”leri, yeni bir kimlikle “bağımsız Müslüman”lar olarak devlet görevlerine avdet ettiler böylelikle. Milli Görüş kökenliler, geçmişlerinden kopup, çok “bağımsızlaşamadıkları” için ve tedrisinden geçtikleri ekolün sınırlı fikri dünyasını da aşamadıklarından eski “radikaller” kadar cesur olamıyorlardı. Bu da devlet içinde “yeni bağımsız”ların temayüz etmesini kaçınılmaz kılıyordu.

En kritik yerlere bu çevrelerden isimleri atadı Erdoğan. Ki kendisi bir “yetenek avcısı” olarak görülürdü o günlerde. Erdoğan, konuşma metinlerini bu kadrolara yazdırıyor, AB ilişkilerinde yine aynı kadroları dikkate alıyor, “TSK’nın siyaset üzerindeki baskıcı etkisi kırılsın” için bu kadrolardan akıl alıyordu.

Tayyip Erdoğan’ın en önemli yönetici vasıflarından biri de; kimle hangi işi iyi yapacağını biliyor olmasıdır. Para-pul işlerini bu “gözde ekip” ile yürütmedi hiç mesela. O işlerin uzmanları; İstanbul belediyesinden getirdikleri ve hemşehrisi müteahhitlerdi.

Daha önce de belirttiğimiz gibi, mezkûr yeni kadro, son tahlilde “taşralı”ydı. Verilen yetkilerin, yüklenen sorumlulukların; aldıkları başat eğitimi geçtim, “görgü” ve “hazım” yetersizliğiyle malül kişilikler üretmesi de kaçınılmazdı.

AKP’nin önlerine koydukları işleri yapmakta bu kadroların başarılı olduklarını, şahsen söyleyebilirim. Ancak üzülerek ifade etmeliyim ki, AKP’ye minnet borcunu ödemek için “her türlü talimatı” yerine getiren bu arkadaşlar, bu aziz millete karşı borçlarını ödemek noktasında gerekli gayreti gösteremediler. Koltuklarına, konforlarına, nefislerine yenildiler.

İktidarın gücünü kullanmak, her faninin üstesinden sorunsuz gelebileceği iş değildi tabii ki.

İktidar, dünya nimeti demekti. Gerekirse susacak, içine sinmese de razı olacaktın.

Geçmişin yükünü taşımak zordur derler. Eğer bir de zaman “sınıf farkı” oluşacak kadar yabancılaşmayı doğurmuş ise daha da zordur. Kimilerinde “çingene sendromu” diyebileceğimiz arızalar çıktı; hani “çingeneye yetki verirsin ilk babasını asar” gibi. En temiz kalanları dahi “kendi olmaktan” vazgeçtiler. Aklının, vicdanının hilafına davranmayı, konformizm ile telif ettiler.

Ve doğa, hükmünü icra ediyordu. Güç çürütüyor, konfor alıklaştırıyordu. Her “taze” yaşlanacak, her “yeni” eskiyecekti.

Kuma” da doğaya direnemiyor, deforme olmuş bedeni ile yeterince arzu uyandıramıyordu artık partnerinde.

Partner artık ustalık dönemine geçmiş, yeni bedenlere yönelmişti bile.

İşte bir yol arkadaşlığında daha, sona gelinmişti. Her ne kadar metamorfoz yaşamış eski kadrodan isimler devam ediyorsa da MHP desteğiyle “tek adam rejimi”ne geçileli beri “kuma” çaptan düşmüştü.

Yeni “taze”;

MHP ve “Bilal’in arkadaşları”… (devam edecek)

.

Güven Akıncı, dikGAZETE.com

 

  

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?