SU-LANDIRINIZ LÜTFEN!
30 yaşında DSİ (Devlet Su İşleri) Genel Müdürü olduğunda yıl, 1955’di. Aynı görevi 5 yıl, 27 Mayıs darbesine kadar sürdürdü. Ülkenin en gözde bürokratıydı.
1965’te de Adalet Partisi başkanlığından, başbakanlığa yürüyecekti.
Rakipleri onu tâhkir etmek için “su müdürü” derlerdi; sevenlerinin “barajlar kralı” demelerine inat.
Başka lakapları da oldu ama Süleyman Bey, içlerinde en çok “barajlar kralı”nı sevdi.
“Su” Demirel için; “ilk bir milyonu sorma, hepsini açıklayabilirim” diyen türedi zengin gibi, ama zenginin aksine “açıklanabilir” ilk sermayeydi. ‘Su’dan 40 yıl ekmek yedi siyaset yolculuğunda.
1994 mahalli idareler seçimlerinde beklenmedik bir sonuçla, İstanbul’a belediye başkanı olmuştu Refah Parti’li Tayyip Erdoğan. Koca şehir, susuzluktan perişan hâldeydi. Sular sık sık kesiliyor, evlerde İstanbullular saatlerce musluk başında suyun gelmesini bekliyorlardı.
Belediyenin su dairesinde (İSKİ) patlak veren skandal götürmüştü eski başkanı. Herkesin yeni başkandan talebi aynı idi; İstanbul’un su sorununun hâlli.
Kısa sürede; çevre bölgelerden İstanbul’a taşınan kaynaklar ile su derdi bitmişti İstanbul’da. Tayyip Erdoğan’ın da “siyaset tramvayı”nda seçmenden aldığı ilk kredi/sermaye yine “su”dan olmuştu.
Peki, şu çıkarımı yapsak çok mu iddialı olur?
“Su’dan sebep” gelenlerin siyasi ömrü uzun oluyor bu ülkede. Yakın siyasi tarihimizin en uzun süre lider kalan iki kişisi; ne enflasyon, ne işsizlik, ne hukuk ne demokrasi öncellediler.
Milletin musluğuna, tarlasına akıttıkları su, önüne kattı onları adeta ve suyun gücü taşıdı zirvelere.
“Devlet su işleri bırak bu işleri” dememek lazım yani. Türkiye, su fakiri bir ülke artık. Tarımsal sulama stratejik önemdeyken, bakın artık Ankara, İstanbul, Uşak, Konya gibi şehirlere su yetersiz geliyor. Çölleşme, kuraklık bütün dünyayı tehdit ediyor.
Ciddi konular bunlar; İ. Melih’i ekrana salıp, çözülecek işler değil yani.
Ekranları değil, ülkeyi su-landırınız lütfen!..
AKP KAYNIYOR!..
Ankara’daki “sığ” kaynaklarım çok önemli şeyler anlattılar.
Şu Yörük var ya! Mersin’den yarışmaya katılan dayı hani!?.
Koca partiyi, fokur fokur kaynatıyormuş.
Ana kademe, gençlik kolları, kadın kolları, il başkanları, vekiller, bakanlar…
Kimi utancından yemeden içmeden kesilmiş, kimi yataklara düşmüş, hayata küsen mi dersin, dünyayı eliyle kenara itip, bir dağ köyünde inzivaya çekilmek isteyeni mi dersin?
Kamu ihalelerine bile dönüp bakmıyorlarmış şu bir haftadır.
Durumun ciddiyetini düşünebiliyor musunuz?
Kaynağım diyor ki: “Falan seküler vekil var ya!.. Sabaha kadar kafayı çekmiş; ağlayarak beni aradı. Telefonda biteviye, ‘Allah belamı vere’ deyip durdu”
Öte yandan bir il başkanı, cemaate aldırmadan şehrin ulu camiinde namaz sonrası hıçkıra hıçkıra dua ediyormuş. Bir koluna müezzin diğer koluna imam girip zorla, götürmüşler şadırvanda soğuk suyu yüzüne çarpa çarpa sakinleştirmişler.
Genel endişe şöyleymiş efenim partide…
Bu ‘Yörük dayı’nın “imanı” herkesi çok etkilemiş. O’na bakınca “Rabbim, biz şüphesiz ki kaybedenlerden olduk. Bu safi iman, bu akla ziyan inanmışlık, bu cezbe hali bizde yok. Mübarek yörük, çıtayı öyle bir yere koydu ki, aşmak ne mümkün. Yanına yaklaşamayız bile. Sen alemlerin Rabbisin, sen bizi doğru yoluna, ‘yörük imanına’ eriştir” diyorlarmış.
Reis’in de gözüne görünmek istemiyorlar tabii.
Demez mi; “La utanın bakın da utanın” diye…
Gerçi Reis’e yakın kaynaklarıma göre O da öfkeliymiş belli etmese de, kendine kızıyormuş;
-Bunca adam seçtik, vekili, başkanı, bakanı… Bir tane yörük gibisi yok. Bay Kemal bile benden iyi seçmiş “AK Partili”yi!..
Bir benim bulup getirdiklerime bak; gökçek osman, aşkın osman, şaşkın bülent, cevdo-mevdo…
Bir de Bay Kemal’inkine!..
diyesiymiş…
.
Güven Akıncı, dikGAZETE.com