<h3><span><strong>CENAZE MERASİMLERİ DE KONUŞUR</strong></span></h3> <div><strong>ZÜRİH, İsviçre</strong></div> <div><strong>Türkiye’nin</strong> farklı alanlarda temayüz etmiş “<strong>sağ</strong>” eliti, sonraki nesli yetiştirme noktasında hep isteksiz oldu.</div> <div>Kasdım; fikri paralelinde askerler yetiştirmek değil. O konuda hayli “<strong>eğitici</strong>” ustalıklar sergilediler.</div> <div>O başka!</div> <div>Bayrağı devretme, “<strong>boynuz</strong> <strong>kulağı</strong> <strong>geçsin</strong>”in hazmetme gibi. Yerlerine insan(lar) yetiştirmekten bahsediyorum.</div> <div><strong>Usta</strong> - <strong>çırak</strong> düzeneği yani…</div> <div>Sanat, edebiyat gibi daha sofistike kulvarlarda; haydi “<strong>yetenek avcılığı</strong>” beklemeyelim de yetenekli insanların önünü açmayı da istemediler. Rakip mi gördüler, bilmiyorum?</div> <div>Sağ kültürün “<strong>itaatçi</strong>”liği mi engeldi, usta-çırak ilişkisinin hiyerarşisini mi yönetemediler? Adını koyamıyorum!</div> <div>Düpedüz “<strong>kıskançlık</strong> <strong>bu</strong>” diyeceğim de insan gerçekliğine yakıştırsam da “<strong>ince ruhlar</strong>”a yakıştıramıyorum; kıskançlık gibi iptidai bir duyguyu.</div> <div>“<strong>Bizler sanki ustaların elinden mi çıktık? El yordamıyla, şartlar ve ülkenin özel durumları önümüzü açtı. Ama çok çalıştık biz</strong>”…</div> <div>Evet böyle bir karşı açıklama olabilir, belki! İkna edici değil!</div> <div>Yukarda da değindim; talebeliğe yakıştırılan genç, meslektaşlığa yakıştırılmadı. “<strong>Genç Meslektaşım</strong>” bile olmak zordu…</div> <div><strong>Haldun</strong> <strong>Dormen’in</strong> cenaze merasiminden kayıtlar düştü önüme, izledim. Bu yazıyı yazmaya o merasimde izlediklerim motive etti.</div> <div>Sevenlerine başsağlığı ve taziyet dilerim. Oldukça eğlenceli bir insan ve büyük bir sanatçıydı. <strong>Türk tiyatrosu</strong> ve sanat camiası değerli bir sanatçısını ebediyete uğurladı bugün. Mağfiret dilerim <strong>Haldun</strong> <strong>hoca</strong>’ya!</div> <div>“<strong>Hoca</strong>” sıfatının hakkını vermiş olduğunu bir kez daha anladım. “<strong>Seküler</strong> <strong>Türkiye”nin</strong> bütün “<strong>belli</strong> <strong>başlı</strong>” isimleri <strong>Haldun</strong> <strong>Dormen’i</strong> uğurlamak için katılmışlardı cenazesine. Görkemli bir kalabalık, alkışlarla yolcu etti ustalarını. Eminim minnetle ellerini açıp, <strong>Haldun</strong> <strong>hoca’ya</strong> dua eden öğrencileri de olmuştur.</div> <div><strong>Dormen’i</strong> mesleki başarıyla beraber, yetiştirdiği genç tiyatrocu ve sanatçılarla da hatırlayacağız. Çünkü “<strong>ocağına</strong>” gelmiş her kabiliyetli gence, yol göstermiş, yardımcı olmuş, desteklemiş; okul olmuş adeta genç kuşak meslektaşlarına.</div> <div>Çok kıymetli değil mi bu?</div> <div>Bir filozofun şu sözünü: “<strong>İnsanlar geleceklerine karar vermezler, alışkanlıklarına karar verirler. Alışkanlıkları da geleceklerine karar verir</strong>” ekleyeyim.</div> <div>Buradaki “<strong>alışkanlık</strong>-<strong>gelecek</strong>” senkronizesi bir “<strong>usta</strong>” eliyle şekillendiğinde ne güzel mucizeler doğuyor.</div> <div>İşte bu sağda örneklerine az rastladığımız ustalık, seküler elitler içinde bir itibar ve sorumluluk meselesi gibi. Bu bağlamda incelediğinizde siz de kıyas edin lütfen!</div> <div><strong>Ahmet</strong> <strong>Turan</strong> <strong>Alkan</strong> ve <strong>Haldun</strong> <strong>Dormen</strong> aynı gün vefat ettiler. <strong>Ahmet</strong> <strong>Turan</strong> bey; <strong>4</strong> gün önce <strong>Bursa’da</strong> üç-beş hatırlı dostu ve bir kısım sevenleri, aile efradı tarafından yolculandı. Mütevazi bir veda merasimiydi.</div> <div><strong>Dormen</strong> “<strong>politik</strong> <strong>duruş</strong>” noktayı nazarında akılda kalan bir figür olmadı hiç. Kalabalıklara karışan ufak tefek çıkışlarını saymazsak, iktidarlar ile “<strong>sorunlu</strong>” olmadı hiç. İnanmıyorsanız, <strong>Devlet</strong> <strong>Tiyatroları</strong> <strong>Genel</strong> <strong>Müdürü’nün</strong> <strong>Teşvikiye</strong> <strong>Camii’ndeki</strong> hazır bulunuşuna bakın.</div> <div><strong>Alkan</strong> öyle değildi. Bir entellektüelin “<strong>olmazsa</strong> <strong>olmaz</strong>” düsturunca; muhalif kalarak yürüdü Hakka. Cezaevi gördü, yok sayıldı. Yıllarca kitaplarından para, dostluğundan paye kazananlar, ömrünün son yıllarında görmezden geldiler bu <strong>Anadolu</strong> münevverini.</div> <div>Nerede durarak yapmış olursa olsun, <strong>Ahmet</strong> <strong>Turan</strong> bey, bu ülkenin namuslu bir fikir işçisi, muktedirlere boyun eğmemiş bir aydınıydı. Bir gün <strong>Türkiye</strong>, <strong>Cemil</strong> <strong>Meriç</strong> hizasındaki <strong>Ahmet</strong> <strong>Turan</strong> <strong>bey’i</strong> hayıflanarak hatırlayacaktır.</div> <div><strong>O’nun</strong>, <strong>Haldun</strong> <strong>Dormen</strong> gibi öğrencileri yoktu. O da sağın kısırlığından kendini kurtarıp, insan yetiştirememişti. <strong>Cenazesini</strong> sırtlayanlar, dostları ve ailesi oldu. Keşke <strong>Ahmet</strong> <strong>Turan</strong> <strong>bey’in</strong> yetiştirdiği öğrenciler olsa, onlar kaldırsaydı cenazesini…</div> <div>Çünkü sağ siyaset de bir taziyeyi esirgedi ondan. <strong>Ali</strong> <strong>Babacan</strong>, <strong>Davutoğlu</strong>, <strong>Arıkan</strong>, <strong>Dervişoğlu</strong> vs. hepinize yazıklar olsun.</div> <div><strong>Mehmet</strong> <strong>Akif</strong> küskünlüğüyle giden <strong>Ahmet</strong> <strong>Turan</strong> <strong>bey’e</strong> sitemim; geride “<strong>el</strong> <strong>verdiği</strong>” öğrenci bırakmayışından olsun.</div> <div>Kendisiyle hiç tanışmıyordum. Ortak arkadaşlarımız da yoktu. Ama tanış gibiydim, uzaktan uzağa. Mekânı <strong>Cennet</strong> olsun.</div> <div>.</div> <div><strong>Güven Akıncı, dikGAZETE.com</strong></div> <div><strong></strong></div> <div><strong></strong></div>