<h3><span><strong>EMİNE HANIM’IN FATİH’E YOLLADIĞI MASA “ESKİ” MİYDİ?</strong></span></h3> <div><strong>ZÜRİH, İsviçre</strong></div> <div>Önceki gün <strong>Bilal</strong> <strong>Erdoğan, AK Parti</strong> teşkilatlarından birinde katıldığı toplantıda ilginç bir anısını anlattı. O’na da <strong>Mustafa</strong> <strong>Şentop</strong> anlatmış. <strong>Tayyip</strong> <strong>Erdoğan’ın</strong> <strong>İstanbul’da</strong> il başkanı olduğu dönemde <strong>Mustafa</strong> <strong>Şentop</strong> ve arkadaşları, <strong>Fatih’te</strong> bir ofis kiralayıp dergi çıkarmaya karar vermişler. Ne var ki, ofiste ihtiyaç olan masayı alacak paraları yokmuş. <strong>Refah Partisi İl Başkanı’na</strong> açmışlar maruzatlarını, <strong>Başkan</strong> da “<strong>gidin söyleyin bizim evdeki masayı, Emine ablanız versin</strong>” demiş. <strong>Bilal</strong> bey <strong>“masanın gittiğini hatırlıyorum”</strong> diye teyid ediyordu, anlatırken. </div> <div><strong>Mustafa</strong> <strong>Şentop’un</strong> <strong>Fatih’te</strong> “<strong>dergi</strong> <strong>derlemek</strong>” için ihtiyaç duyduğu, <strong>Refah Partisi İstanbul İl Başkanı Tayyip Erdoğan’ın</strong> da “<strong>gidin Emine ablanıza söyleyin, evdekini versin</strong>” dediği, <strong>Emine</strong> <strong>abla’nın,</strong> <strong>Mustafa</strong> <strong>Şentop’un</strong> <strong>Fatih’te</strong> tuttuğu <strong>40</strong> metrekarelik ofise yolladığı, <strong>Bilal</strong> <strong>bey’in</strong> evden çıkışını hayal meyal hatırladığı; “<strong>evdeki yemek masası</strong>” anlatısının gerçekleştiği, işte o zaman kesitinde, ben de bir ortaokul talebesi olarak, kasabada, içindeki “<strong>orloncu</strong>” iflas edip, ayrılmak zorunda olduğundan nicedir boşta duran <strong>15</strong> metrekarelik dükkanı <strong>4</strong> günlüğüne kiralamıştım. Evimizdeki siyah beyaz <strong>Philips</strong> marka televizyonumuzu, dükkanın bir köşesine, yandaki kahveden emaneten alınmış masanın, üzerine oturtmuştum. Dört gün benimdi dükkan. Çünkü <strong>Kurban</strong> <strong>Bayramı</strong> o kadar sürüyordu.</div> <div>Bu çaba; “<strong>bayram</strong> <strong>bereketi”nde</strong> harçlıktan fazlasını kazanmaya azmetmiş, memur çocuğu bir ergenin, girişimcilik denemesiydi.</div> <div>O zamanki nâmı “<strong>atari</strong>” olan, bugün dünya pazarlarında <strong>milyar dolarlar</strong> ile konuşulan “<strong>bilgisayar</strong> <strong>oyunları</strong>”nın büyük dedesi sayılan <strong>televizyona</strong> bağlamalı, çocukların çılgınca eğlendiği, bir dönem klasiğini kasabanın çocuklarının ayağına getirmiştim.</div> <div>Evdeki siyah beyaz <strong>Philips</strong> televizyon, kahveciden rica yoluyla alınan masa, kiralanmış <strong>atari</strong> cihazı, <strong>4 günlük</strong> kullanım bedeli peşin ödenmiş dükkan ve müteşebbis ergen; ben… Bir işyeri kotarmaya yetmişti. Ehh <strong>hasılat</strong> da fena olmamıştı, şöyle söyleyeyim; bir öğretmen maaşının yarısı kadardı bayram sonunda cebimde olan. ‘<strong>Bereket</strong> <strong>versin</strong>’di…</div> <div>Katılır mısınız bilemiyorum ama ben, <strong>Bilal</strong> <strong>Erdoğan’da</strong> babasının geçmişteki samimiyetini görüyorum. Durun <strong>Allah</strong> aşkına lütfen! “<strong>Bilalci</strong> <strong>misin</strong>?” demeden önce sizi de düşünmeye davet ediyorum. <strong>Bilal</strong> <strong>bey,</strong> evet -belli bir kesime olsa dahi- <strong>inandığı</strong> bir anlatıyı sunmuyor mu? Yahu adam <strong>samimi</strong> olmasa, önünü arkasını düşünse “<strong>şalvar giymek istiyorum ama giyemiyorum</strong>” der mi? Sanki bu <strong>evdeki yemek masası anısı</strong> da öyle.</div> <div>Hayır yanlış anlaşılsın istemem; “<strong>bu hadise olmamıştır</strong>” demiyorum. Aynen de böyledir. O masa, <strong>Fatih’teki</strong> dergi derlenen o ofise gitmiştir.</div> <div>Ama…</div> <div></div> <div>Zannı galibimce şöyle olmuştur; evin hanımı, bir süredir evin beyine “Bey bu masa eskidi. Çocuklar büyüyor, artık bize küçük de geliyor. Münasip bir yerden uygun fiyata bulunca yenilesek iyi olacak!..”</div> <div>Evin beyi de: “Hanım sen düşünme en münasip zamanda hallederiz. Hatta sen beğene dur, karar verdiğinde gidip alırız inşallah. Ama önce bütçemize bakalım, paramızı ayarlayalım” demiştir.</div> <div><strong>Tayyip</strong> bey, <strong>Emine</strong> hanım’ın masa talebini, parti teşkilatından uygun bir mobilyacıdan ikmal edince de, evdeki “<strong>eskimiş</strong>” masayı, dergici <strong>Şentop’a</strong> vermiştir. Yani böyle olmuştur diye tahmin ediyorum.</div> <div>Yoksa “<strong>evdeki</strong> <strong>masa”yı</strong> evin hanımı hilafına, bir yere yollayacak bir babayiğit tanımıyorum memlekette. O gün de bu gün de öyle! Adı <strong>Tayyip</strong> de olsa <strong>Güven</strong> de olsa yani!</div> <div>Bu akıl yürütmemin <strong>iki</strong> <strong>dayanağı</strong> var. İlki benim hikayemdeki yaşadığım tecrübe. Evin televizyonunu <strong>4</strong> günlüğüne götürecek olmama en çok annem kızmıştı o vakitler. “Evin eşyası dışarı götürülür müymüş? Deli miymişim” Rahmetli babacığım “karışma çocuk bildiğini yapsın” diye ağırlığını koymamış olsaydı bizim girişimcilik hikayesi o gün travmatik bir şekilde bitmiş olurdu.</div> <div>Diğer dayanağım ise o yıllardaki <strong>dernek-kernek</strong> işlerini az buçuk biliyor olmam. İleride devletin üst makamlarına gelip de “Burada devlet yönetiyoruz oğlum devlet, dernek değil” diyecek çocukların, zamane bekar evlerinin, dernek vakıf mekanlarının, yayınevlerinin tefrişatı, evlerdeki fersude eşyalardan kotarılırdı.</div> <div>Kullanmaktan eskimiş ya da varlığından sıkılınmış eşyaları alacak <strong>STK’cı</strong> birileri hep olurdu.</div> <div>Geçmişten kopmak kolay değil. Şu günlerde bizim evde de bir “<strong>eşyaları yenileme telaşesi</strong>” var. Hatta siparişleri verdik. Hanıma sorsanız, siparişlerin ilk ödemeleri yapıldığı için o iş tamam.</div> <div>Ya ben?</div> <div>Evde her ne kadar hissettirmesem de bendeki sıkıntı “<strong>eskileri ne yapacağız</strong>” sıkıntısı. Çöpe attıklarınız için para ödüyorsunuz <strong>İsviçre</strong>’de. Ama inanın derdim parası değil. Şu güzelim koltuk takımı eskidi evet ama <strong>çöpe</strong> gidecek olması da içime sinmiyor. Yok mu ya çevrede şöyle dernekti, vakıftı bir teşkilat?</div> <div>.</div> <div><strong>Güven Akıncı, dikGAZETE.com</strong></div> <div></div> <div> </div>